Bir sahaftan 'öte'si...

Ümit Kılıçgedik'in sahibi olduğu Öte Sahaf, Urla'daki yegane sahaf dükkânı aynı zamanda. İstanbul Gazi Mahallesinde başlayan yolculuğu, Kuzguncuk'ta tanıştığı bir komünle İzmir'e doğru devam eden Kılıçgedik, Urla'da hem güzel bir sahaf kurmuş hem de bir permakültür merkezi...

Abone ol

URLA - Ümit Kılıçgedik, Urla'daki yegane sahaf. Camekanında sahaf yazan ancak sahaf olmayan bir dükkân daha mevcut, yöreyi bilenler itiraz etmesinler 'başka bir sahaf da var' diye, gidip gördüm. Kılıçgedik mesleğe seyyar tezgahta başlamış. Taksim'den Gümüşsuyu'na doğru gelirken sağa doğru ilk döndüğünüzdeki köşede. Genelde poster satan bir abi duruyor şimdi orada.

“93 yılında, bilenler bilir, Gümüşsuyu caddesinin girişinde köşede seyyar tezgahlar açılırdı. Kitap, kaset, -o zaman CD yok-, plak; birçoğu 'metalci' diyebileceğimiz tiplerdi, onların arasında tezgah açmaya başladım,” diye başlıyor Kılıçgedik, “Yıllarca Gazi Mahallesinde yaşadım. İyi bir okurdum.”

GAZİ MAHALLESİNDE SAĞA İLGİ DUYAN BİR ALEVİ

Gazi Mahallesi deyince Kılıçgedik'in sol yayınlar okuduğunu düşünebilirsiniz ama o “sağ”ı merak etmiş: “Gazi Mahallesi, Karayolları civarındaysan ister istemez solun içine düşüyorsun. Çevrede bütün fraksiyonlar kol geziyor. Birçoğu da şahsen tanıdığımız insanlar oluyor. Dolayısıyla bir kalıbın içine düşüyoruz, serde Alevilik de var. O kalıp beni biraz rahatsız etti açıkçası ve garip bir şekilde sağa yöneldim. İlk okuduklarım sağ metinlerdir. İşçi çocuğu olduğum için eve pek fazla kitap da girmezdi ya da önümüzde bizi yönlendirecek birileri de yoktu. Ki ailemin kitaba ihtiyacı yoktu. Onlar zaten biliyorlardı hiç okumasalar da. Alevisin, Kürtsün; öğreniyorsun. Romanla başladım. Tanzimat dönemi eserlerini okudum. Dini kitaplar okudum, tefsir metotlarına varıncaya kadar. Hâlâ da elime geçince okurum.”

Arkadaşlarının bu “yönüne” zaman zaman kızdıklarını da söyleyen Ümit Kılıçgedik, “Geçenlerde iki tane polis geldi dükkâna. 'Fethullah Gülen'in kitapları var mı?' dediler. 'Vardır,' dedim. 'E niye satıyorsun?' dediler. 'Niye satmayayım? İdeoloji satmıyorum, kitap satıyorum. Dört raflık İslam diniyle ilgili kitaplar var burada, Marksist yayınlar da. İnsanlar gelip baksın, karıştırsın ama almasın,' dedim. Bunu anlatmak zorunda kalıyorum,” diyor.

'TÜRKİYE'DEKİ GENÇ OKURUN GERÇEKTEN OKUDUĞU SON ZAMANLAR'

Seyyar tezgah açtığında 22 yaşında olan Kılıçgedik, “Elimdeki kitapları satıp yeni kitaplar edinmek amacıyla başladım, herhangi birisi yönlendirmedi,” diyor ve devam ediyor: “Oradan Aslıhan Pasajı'nda açılan yeni bir dükkâna kitaplar getirip götürmeye başladım. Sahibinin ismi Gürsel'di. Haftasonları o da Kadıköy'de Akmar'ın alt tarafındaki sokakta tezgah açıyordu. Onunla birlikte ben de haftasonları orada tezgah açmaya başladım. Yıllarca sürdü o, her pazar tezgah açtık. Ki mükemmel zamanlardı. Hep söylerim, Türkiye'deki genç okurun gerçekten okuduğu son zamanlar. Ondan sonra bitti. Yani nitelikli okurdan bahsediyorum, kitabın peşinde koşan, aramaya çalışan, neyin ne olduğunu bilen bir kuşaktı; çok satanları okuyanlar okuyor hâlâ...

'ASLIHAN'DA KİTABA DEĞER BİÇMEYİ ÖĞRENDİM'

“Sonra Aslıhan'da dükkân açtım. 1 yıl kadar devam etti. Kiracısı olduğum kişi dükkâna geçmek istedi. Oradan Anabala'ya geçtim. Atlas Pasajı'nın arkasında bir pasajdır. Yaklaşık 4 yıl da orada bir arkadaşımla devam ettim. O plak sattı, ben kitap.

“Aslıhan'da çok şey öğrendim. Sahaflığı, en önemlisi kitaba değer biçmeyi öğrendim. Varolan kitaplara zaten bir değer biçme referansımız vardı. Yeni baskısının fiyatına bakıp yüzde 50, 60, 70 oranında bir indirimle satıyorduk. Ama baskısı olmayan, nadir kitapları değerlendirmeyi ve fiyatlandırmayı oradaki ustalardan öğrendim. Öyle kitapların içinde biraz kavrulduk.”

KOMÜN HAYATI BAŞLIYOR...

Sonra sahaflığa ara veriyor Ümit Kılıçgedik. “Ayrıldım çünkü biraz sıkılmıştım açıkçası. Çok fazla deli gelir bizim işe. Sahaflar bildiğin 'deli magneti' yerlerdir. Onlar biraz bizi de bozmaya başladılar,” diyor ve devam ediyor: “Bir arkadaş grubum vardı, Kuzguncuk'ta komün olarak yaşadıkları bir ev kiralamışlardı. O komünü doğaya, kıra taşıma hayalleri vardı. 2003 yılında onlarla birlikte bu amaçla İzmir'e geldim. Terk edilmiş bir köy bulduk. Oradaki okul ve lojman binasını kiraladık Milli Eğitim Müdürlüğünden. Birkaç yer aldık ve orada ekolojik tarım ve bir şeyler öğrenerek yaşadık.

“2 yıl orada kaldım ve evlilik, çocuk mevzuları nedeniyle İstanbul'a döndüm. O ara satışa ara verdim ama almayı sürdürdüm. Biriktikçe internetteki bazı sitelerde sattım ya da mezatlarda koydum.

“Bahsettiğim köyde bir enstitü de kurulmuştu: Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü*. Enstitünün kurucusu Marmariç'e (bir başka permakültür enstitüsü) geçince, ben de bu arada İstanbul'da bir boşluktayken 'hem geleyim hem enstitünün bir merkezi olsun hem de depodaki kitaplarımı getireyim, burada hep birlikte bir 'maya kabı' oluşturalım' diye düşündüm. Tasarımla, tarımla, permakültürle ilgilenen insanlar gelsinler, sohbet etsinler, tanışsınlar, öyle birbirlerini mayalasınlar niyetiyle geldik. Ama şu anda maya tutmadı. Tabii mayanın tutması için zaman ve koşullar önemli. Belki de o şartları oluşturamadık, bilmiyorum.”

'SIKILMIYORUM, KİTAPLAR VAR'

Fakat Urla'da olmaktan çok şikâyetçi değil Kılıçgedik: “Memnunum. Urla'da varlığımızı sürdürmeye yetecek bir akar olduktan sonra memnuniyetim sonsuz. Birçok insan için erken emeklilik gibi geliyor, 'nasıl dayanıyorsun, sıkılmıyor musun?' diyorlar ama gençlikte fazlasıyla ateşli yerlerde bulundum zaten. Sıkılmıyorum, kitaplar var, müzik var, film izliyorum, bahçeyle ilgileniyorum, keyfimiz yerinde.”

İHTİYACI OLANA KİTAP...

“İhtiyacı olana verilir, talep edene satılır” şiarıyla hareket eden Ümit Kılıçgedik “Mahallenin çocukları gelir kitap alır götürürler. Getiren getirir, getirmeyen getirmez. Gerçi ilk günden beri sadece bir çocuk, Mustafa, kitapları getirip okumak için yenisini almaya devam ediyor. Askerler gelirler, arada kitap alır, okur getirirler. Tabii çok fazla sayıda değil ama yok da değil. Hatta en son kitap alan arkadaş Yozgatlıydı, kitapları geri getirdiğinde ben yoktum, aldığı kitapları kapının önüne koymuş, teşekkür notuyla birlikte. Terhis olana kadar epey bir kitap okudu,” diyor.

Elinden binlerce kitap gelip geçen Ümit Kılıçgedik ise “Eğer bir 'en' seçilecekse Oğuz Atay diyebilirim,” diyor “Yazdığı metinleri okurken biz çile çekiyoruz, acaba o bunları nasıl yazabildi? Hep sorarım, Tehlikeli Oyunlar'daki bazı cümleleri, bazı bölümleri dönüp dönüp okurum. Hatta kitap elime her geçtiğinde oturur okurum.”

YAŞARKEN DOKUNDURULMAYAN KİTAPLAR ÖLÜNCE SATILIYOR

Urla'da da İstanbul'da olduğu gibi evlerden ve eskicilerden kitap toplayan Kılıçgedik, “Genelde geride kalan eşler ya da çocuklar, çoğunlukla babadan kalma kitapları elden çıkarıyorlar. Küçük yerde olmanın güzel taraflarından biri şu: Tüccar kafalı değil insanlar. Okumadıkları veya bir şekilde birilerine ulaşsın istedikleri kitapları getiriyorlar, 'sizi biliyoruz' diye. Evlere gittiğimde çok sık 'toz yapıyor, yer kaplıyor, artık burada yaşamayacağımız için kitapları bırakıyoruz, babam kitaplarına dokundurmazdı' cümlelerini duyuyorum. Baba öldü ve biz o kitapları sattık; ama çocuklarını dokundurmadı,” diye anlatıyor.

Kılıçgedik, “Bir takım şeyler yapmayı salık verenler oluyor, okuma günleri filan gibi. Ona açıkçası ortam sağlamayı pek düşünmüyorum. Çünkü burası İstanbul kaçkınlarının can sıkıntısını gidermek için bir takım etkinliklerin peşinde koştuğu bir yer. Bu yüzden son 3 yıldır da fiyatlar uçtu. İlla bir şey yapılacaksa burada yaşayan çocuklar ya da gençlerle bir şeyler yapmak isterim,” diyor.

KİLOYLA ALINAN YASSIADA DURUŞMASI ZABITLARI

Ümit Kılıçgedik, “İstanbul'da yazı-çiziyle uğraşan insanların en az bir tane sahaf ahbapları olması, gidip gelmeleri gerekiyor,” diye tavsiye ediyor: “Çünkü bu görünenler bir şey değil. Sahafların elinden geçip giden ve kimselerin görmediği çok şey var. Benim elimden bile neler neler geçti. Mesela Yassıada duruşmasının zabıtları. Yaklaşık 3 bin sayfa. Fotokopi bile değil. Kopya kağıtlarıyla çoğaltılmış. Kaç kopyası olabilir ki? Küçük Armutlu'da kiloyla alışveriş yaptığım bir kağıtçıdan almıştım. 2 sene önce 1 liraya Tanpınar'ın imzalı Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü almıştım. Görmemişler.”

Ama yolunuz Urla'ya düşerse Ümit Kılıçgedik'in dükkânını görün. Permakültürle sıfırdan oluşturduğu bahçesinde, yine kendisinin yaptığı küçük havuzdan gelen su sesi ve çay-kahve eşliğinde kitapları karıştırın. Güneşin doğuşunu izlemek, bir ormanda yürümek ya da pırıl pırıl bir denizde yüzmek kadar iyi gelecektir...

* http://permacultureturkey.org/

Aziz Nesin, son kitabını burada imzaladı