Bir prens kaç Gülen eder?

Gülen sadece Türkiye özelinde bir koz. Selman ise Trump’ın büyük yatırım yaptığı, ABD’nin stratejik ortağı SA’nın müstakbel kralı. İkisi arasında kıyaslama yapmak abesle iştigalden başka bir şey değil. Bir cinayetten yola çıkılarak Türkiye’nin SA’ya baskıda bulunabileceğini öne sürmek daha da büyük bir yanılgı.

Musa Özuğurlu yazar@gazeteduvar.com.tr

“Trump Bin Selman’a baskıyı azaltması mukabilinde Fethullah Gülen’i Türkiye’ye verecek” iddiası Türk basınında pek bir heyecan yarattı.

Amerikan NBC kanalı, Amerikan yönetiminden dört isme dayandırdığı haberinde “Amerikan yönetiminin Türkiye’nin Muhammed Bin Selman’a (MbS) baskısından endişe duyduğu” imasında bulunmuş. Demek ki (haber doğruysa) ABD yönetiminin hepsi olmasa da bazı isimleri Türkiye’nin gerçekten Suudi Arabistan’a baskı yapabileceğine inanıyor. Bunun ötesinde ABD’nin bu baskıyı azaltmak için Fethullah Gülen’i Türkiye’ye verebileceğini ya da en azından sınır dışı edebileceğini düşünüyor.

NBC’nin haberi üfürmedir ya da değildir bu bir açıdan kendi sorunları ama bizi asıl endişelendirmesi gereken Kaşıkçı cinayeti çerçevesinde kendimize fazla güç vehmetme tavrının sürmesi.

Türkiye gerçekten Suudi Arabistan’a (SA) baskı yapabilecek durumda ve ABD bunu önlemek için Türkiye’nin Brunson’a yaptığının benzerini yapar mı?

Böyle bir ihtimal neredeyse yok.

Türkiye’nin SA'ya baskı uygulayabilmesi için yaptırım gücü var mı? Varsa şimdi tam zamanıdır. Ankara Kaşıkçı cinayetinden daha iyi sebep mi bulacak? Ama ses kaydının ilerleyen dakikalarının sızdırılmasından ibaret hamleler gösteriyor ki Türkiye’nin yapabileceği fazla bir şey yok. SA Türkiye’ye sermaye, Türkiye SA’ya her yıl binlerce hacı gönderdikçe nasıl olsun ki?

O halde Erdoğan’ın MbS'yi hedefe koymasına ne demeli? Bu hikaye Kaşıkçı cinayeti ile başlamış değil, hikaye SA’nın Katar hamlesi ile başladı ve Türkiye’nin MbS yönetimine girecek olan SA ile gelecekteki ilişkilerini ilgilendiriyor.

Erdoğan, baba “hadimül harameyn” Selman’a “başımızın üstünde yeriniz var” demeyi sürdürdükçe kendisine karşı ilk adımı atmış olan MbS’nin iktidar koltuğuna oturmasını önleyebilir mi?

Selman iktidar koltuğuna oturacak mı? Hariçten okunan gazellerin etkisi yok, bu sorunun cevabı SA hakim sülalesi içinde Sudeyriler ile Şımmeriler arasındaki iktidar kavgasında ve bu kavgada Batı’nın kimleri tercih edeceğinde yatıyor. O tercih de yapılmış zaten. Türkiye’nin şu anda yaptığı aile içi kavgada taraf olmak ve kendisine taraftar toplamaya çalışmaktan ibaret. Bu kavgada belirleyici taraf olacak Batı ülkeleri için kriterler içinde ise Kaşıkçı vahşeti ya da Türkiye’nin kaygılarının ilk sıralarda yer tutmadığı Batı başkentlerinde yapılan açıklamalardan belli.

Bütün bunlar bir yana Türkiye, iktidara yakın gazete ve köşe yazarları tarafından “tefsir edilen” açıklamaların dışında somut bir adım attı mı? Örneğin tek bir SA diplomatı “istenmeyen kişi” ilan edildi mi?

Resmi açıklamalarda yapılan varsa yoksa cinayeti kimlerin işlediğinin ortaya çıkarılması için ısrar edilmesi. İyi ama ne olacak? Bu zaten biliniyor! Israrın sebebi içeride yaşanan sorunlar olmasın sakın? İktidar açısından durum şu: Sadece İstanbul’da işlendiği için Türkiye’ye uluslararası alanda söz hakkı veren bu cinayet memlekette var olan dağ gibi sorunları perdelemek için çok işe yaradı ve bir süre daha işe yarayacak gibi görünüyor. Cinayet başka bir ülkede işlenseydi bu da olmayacaktı.

“Kaşıkçı cinayetinde çok başarılı bir diplomasi yürüttüğü” iddia edilen Türkiye boşa zaman harcıyor. Bundan sonra SA iç siyasetinde yaşanacaklar Türkiye’nin yönlendirdiği değil, gidişatta bir şekilde yer alacağı gelişmeler olacak ve -tekrar vurgulamak lazım- bu olası gelişmelerin Kaşıkçı cinayeti ile uzaktan yakından ilgisi yok.

NBC’nin haberinde yer alan ve asıl heyecan yaşanmasına sebep olan ikinci isim Fethullah Gülen. Yerel seçimlerden hemen önce Türkiye’ye inen bir uçaktan Gülen’in çıkması nelere yol açardı? Sahi Gülen dosyası ne oldu? Türk yetkililer ile ABD’li mevkidaşları ya da yetkilileri arasında gerçekleşen son buluşmalarda Gülen’den bahseden olduğunu duydunuz mu?

Bu bir yana ABD yönetimi SA’ya aslında “var olmayan” baskısını azaltması karşılığında Gülen gibi “değerli bir enstrümanı” Türkiye’ye neden iade etsin? ABD’yi Gülen’in iadesine zorlayacak bir durum/gelişme, Türkiye’nin elinde bir koz var mı?

Gülen ABD için önemli. Birincisi Gülen’in halen her an Erdoğan’ın sinirlerini zıplatacak bir işlevi var. İkincisi Türkiye ABD’yi Gülen konusunda daha “teknik düzeyde” ikna edebilmiş değil, belli ki verilen dosyalarda ABD’nin Türkiye’yi oyalayabilmesine olanak sağlayacak bir hayli “boşluk” var. Ama en önemlisi şu:

ABD ya da herhangi bir birimi 15 Temmuz sürecinin içindeydi ya da değildi bunun artık önemi yok. Gülen ABD’nin gözünde “eski ortağına karşı -adı darbe girişimi ya da başka bir şey olsun- hareket etmiş, şimdi ise muhalif bir isim ve üstelik hiç de küçümsenmeyecek bir potansiyel barındırıyor.” Aynı ABD gelecekte Erdoğan’a karşı her zaman kullanabileceği böyle bir kozu harcamak ister mi?

Tabii böyle olması Gülen’e uluslararası bir koz olma değerini kazandırmıyor. Gülen gelecekte iade ya da sınır dışı edilebilir ama bu NBC ya da Türk basınının vehmettiği gibi MbS’ye baskının azaltılması karşılığında gerçekleşecek bir durum değil.

O sadece Türkiye özelinde bir koz. Selman ise Trump’ın büyük yatırım yaptığı, ABD’nin stratejik ortağı SA’nın müstakbel kralı. İkisi arasında kıyaslama yapmak abesle iştigalden başka bir şey değil. Bir cinayetten yola çıkılarak Türkiye’nin SA’ya baskıda bulunabileceğini öne sürmek daha da büyük bir yanılgı.

Kaşıkçı açıklamaları, haberlerinden yola çıkılarak yazılan “dış politikada başarı masallarını” bırakıp daha dün Libya’da düştüğümüz duruma ve nedenlerine, Doğu Akdeniz’de yaşanan çok ciddi gelişmelere bakmak daha gerçekçi olmaz mı?

Tüm yazılarını göster