Otlar bürümüştü her yeri. Bayağı uzun, belini geçiyordu insanın.
Arasından kurşun geçince, şöyle bir dalgalanıyorlardı. Sağa sola
eğiyorlardı başlarını ve birkaç tanesi kopuyor olabilirdi. İlerde
duvar vardı, ona ateş ediyorlardı. Üstünde olimpiyat işaretleri
duruyordu hâlâ, halkalar birbirine geçmiş ve üstüne geldiğinde bir
parça kopuyordu, oldukça büyüktü, Kalaşnikof mermisi çünkü.
Garip ama daha önceden hatırlıyor gibiydim burayı. 1980
olimpiyat oyunlarının yapıldığı yerlerden biriydi. O zamanlar
Sovyetler Birliği idi burası. Şimdi Abhazya. Birkaç seri atış daha
yaptı Abhaz arkadaşlar. Alışıktılar Kalaşnikofa. Herkesin vardı
evinde, duvara asılı bir tane ya da iki-üç işte. ‘Arkadaş olacak,
bazukamın mermisini çalmış’ diye yakınmışlardı bana, birkaç kere.
Ne bileyim ihtiyaçları değişiyor insanın. Sonra yine boyunlarını
eğdi uzun otlar, sağa, sola…
Bahçe içinde koca bir evde kalıyorduk. Genç bir Abhaz arkadaşla
gelmiştim buraya. Bir Abhazya belgeseli yapıyordum. Onun tanıdığı
3-4 kişi vardı evde. Azerbaycan’da darbe yapmayı beceremeyince
buraya kaçmışlardı. Aliyev, Elçibey, darbeyi ihbar eden Süleyman
Demirel filan hatırlarsınız belki. Karışık işlerdi. Devlet devlet
içinde. ‘Rusya’yı çok küçümsedik biz. En çökmüş halinde bile çok
güçlüydü’ diyorlardı. ‘Biraz bekleyin’ demişlerdi patronları
'burada’... Başka ülkeye gidemiyorlardı. Faşisttiler tabii ki. Beni
biliyorlardı. Konuşuyorduk bir şeyler içerken, dünyanın halinden.
‘Biz Che Guavera’yı çok severiz’ diyorlardı.
Bir olimpiyat halkası, iyice tozla buz oldu mermilerden. Zaten
beş tane halka, fazlaydı bu olimpiyata. 64 ülke boykot etmişti 1980
olimpiyatlarını. Afganistan’ı işgal etmişti Sovyetler Birliği.
Sonra kendisi yıkıldı. Cezaevinde seyrediyorduk olimpiyatları.
Mesela bir Kübalı atlet kazanınca, biz de kazanmış oluyorduk.
Ellerimizde plastik çay bardakları ayağa fırlıyorduk, son yüz
metrede mesela. Afganistan da kaybetti, savaş hâlâ var. Şu meşhur
‘Almanlar yenilince biz de yenildik’ değildi sadece. Herkes
yeniliyordu savaşta. Sonra öğrendik.
İnsanlardan bahsediyorum. Yoksa onlar, alçak olanlar, savaş
ekip, para biçiyor…
İlginç bir yerdi Abhazya. Aynı masada; iki İslamcı, üç faşist ya
da bir 12 eylül generaline suikast hazırladı diye aranan solcu bir
polis komiseri olabiliyordu. Sonra biri eline kadehi alıp, ayağa
kalkıyordu. Önce misafirden başlayıp, selamlıyor, güzel bir konuşma
yapıyordu.
Sonra içiyordu kendi kadehinden, neredeyse herkes…
Evde de votka içtiğimiz oluyordu, darbeci arkadaşlarla! ‘Bak
bak’ dedi biri, duvardan indirdi bazukayı. Mermisi yoktu yerinde
gerçekten, ayıp bence de…