Bir kitap, bir tarih

Sosyal bilimcilerin II. Mahmut dönemine irca edip vurgulamaya pek bayıldıkları merkezîleştirme siyasetini söz konusu döneme taşımak mümkündür.

Selim Temo stemo@gazeteduvar.com.tr
Karaman Kalesi

Lisedeyken ders kitaplarındaki “Anadolu Beylikleri” konusu ilgimi çekerdi. İçeriği değil, üstünkörü geçilmesi. Hem bazı adlar da çok dikkat çekiciydi, “Germiyan” gibi. Kürtçede “kışlak” anlamına gelen germiyan, Kerkük taraflarındaki büyük Germiyan aşireti gibi Soranca lehçesinin bir ağzının da adıydı. Son yıllarda Amasya Valiliği’nin sitesine koyup ardından kaldırdığı “Amasya Tarihi”ndeki Amasya Şadîleri anlatısı, Mevlana’nın “Mesnevî”sinde Konya çarşısında Arapça, Farsça, Kürtçe ve Türkçe konuşulduğunu söylemesi, Paul Wittek’in Menteşe Beyliğinin Kürtlerle bağlantısını kurması gibi çok sayıda metin ve değini, resmî tarihin yaygın anlatısını iyice bozdu.

Geçen hafta devleti hâlâ Osmanlılar yönetiyor demiştim. Bir ek yapmak lazım, tarih bölümlerini de Osmanlılar yönetiyor. Bu anlamda Osmanlı resmî tarihi tekrar ediliyor. Hatta Osmanlılardan daha Osmanlıcı olduklarını bile ileri sürebiliriz. Osmanlı tarihçilerinin mitik anlatılarını yeterli görmeyenleri var çünkü.

Osmanlı tarihçileri 19'uncu yüzyılda Osmanlı hanedanı için kurucu ve mitik ata arayışına giriştiklerinde iki Süleyman Şah’la karşılaştılar. Onlardan biri şimdilerde türbesi oradan oraya taşınan Süleyman Şah’tı. Osmanlı tarihçileri onu seçtiler. Diğer Süleyman Şah ise, yeni Osmanlıcı tarihçilere kalırsa Osmanlı sancağını Rumeli’ye diken ilk kişiydi. Ama 19'uncu yüzyıl Osmanlı tarihçileri, bu bayrak dikişin Bizanslılarla yapılan bir antlaşma sonucu gerçekleştiğini biliyorlardı.

Kendini Ertuğrul’a bağlama ise, yeni Osmanlıcıların fikri olmalı. Zira Osmanlı tarihçileri Ertuğrul’a malum dizideki rolü biçmediler hiç. Elbette en az Osmanlı tarihçiliği kadar resmî tarihçilik içinde değerlendirilebilecek Karaman tarihçiliğinde ise Ertuğrul, sıradan ve etkisiz bir aşiret lideri olarak resmedilir.

Karaman tarihçiliğinin önemli metinlerinden biri, Şikârî’nin “Karamannâme”sidir. Şikârî’nin 13 ve 14'üncü yüzyıllardaki Anadolu tasviri, yeni Osmanlıcıların Anadolu Beylikleri anlatısından epey farklı. Selçukluların Anadolu’ya gelmesiyle başlayan metin, Osmanlıların Anadolu’da hâkimiyet kurması ile tamamlanıyor. Dolayısıyla sosyal bilimcilerin II. Mahmut dönemine irca edip vurgulamaya pek bayıldıkları merkezîleştirme siyasetini söz konusu döneme taşımak mümkündür.

Karamannâme’de Anadolu Yunanlıları olan Rum toplulukları, Bizans beyleri, Arap, Ermeni, Kürt, Moğol, Oğuz, Pontus ve Türkmen beylikleri iç içedir. Sürekli olmayan ittifaklar ile sürekli olan çatışmalar içinde geçen birkaç yüzyılı görürüz. Kitapta Dulkadir, Eşrefoğulları ve Germiyanoğulları beyliklerinde Kürtlerin ağırlığını görürüz. Yine kitaba göre orijini Moğol-Türk olan Eretna beyliği sonradan Sivaslı Kürtlerin hâkimiyetine geçer. Eh böyle bilgiler var ise kitabı saklamak da lazım! Öyle de oluyor.

Metnin kitap olarak ilk baskısı 1946’da, Konya Halkevi yayınları arasından çıkmıştır. Yayına hazırlayan isim, Mesut Koman. Ancak metinde Kürtlerle ilgili olan bölümler ayıklanmıştır. 2001’de bu kez Metin Sözen ve Necdet Sakaoğlu, Konya Valiliği için kitabı yayıma hazırladılar. Sedat Ulugana ise, ayıklanan bu bölümleri, 2013’te “Anadolu'da Kürdistan Orduları: Şikari Metinleri XIII.-XIV. Yüzyıl” adıyla yayımladı.

Sözü edilen kitabın sözü edilen nüshası, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Konya Valisi olan Cemal Bardakçı tarafından Konya’ya getirilmiştir. Kendisinin daha önce Bitlis Valisi olması nedeniyle metnin Bitlis’ten taşındığı ileri sürülebilir. Zaten Konya, Kürtlerle ilgili metinlerin toplandığı bir yer olarak dikkati çekiyor. Hatırlanırsa, Batman’da gerçekleşen sel olayında tahrip olan bir camideki elyazmaları ve kıymetli kitaplar da Konya’ya taşınmıştı. Diğer pek çok ildeki elyazmaları da buraya taşınıyor. Hatta Sabah Kara yıllar önce Baba Tahir Uryan’ın “Dubeytî”lerini de Konya’da bulup yayımlamış ve günümüz Kurmancîsine çevirmişti.

Haftaya devam edelim.

Tüm yazılarını göster