Bir Cemal, bir Ahmed, Dördüncü Ordu

Ahmed daha keskin, Cemal daha korkmuş. Cemal altı yaşındayken Dersim’den sürgün edilmiş, Ahmed zemheride.

Selim Temo stemo@gazeteduvar.com.tr

Ahmed’in “Uy Havar” şiirindeki “Üsküdar’dan bu yan lo kimin yurdu” dizesinin ilk halinin “Üsküdar’dan bu yan dördüncü ordu!” olduğunu yazmıştım geçen hafta. Ahmed’in Leyla Erbil’e yazdığı tarihsiz mektuplardan birinde görüyoruz bunu. Yıl 1954-1955 gibi.

Bu Üsküdar’ın Bingöl’ün Sancak nahiyesine bağlı Işkedar/Üsküdar köyü olduğunu ileri sürmüştüm. Dersim sınırıydı ve ondan sonra “dördüncü ordu” başlıyordu; General Abdullah Alpdoğan’ın dördüncü ordusu.

Alpdoğan şöhretini Koçgirî’de kazanmıştı. Koçgirî’de taş üstünde taş bırakmayan Sakallı Nurettin Paşa’nın damadıydı. Koçgirîlilerle savaşırken sayısız savaş suçu işlemişlerdi, hatta zamanın meclisinden dava izni çıkmıştı. Elbette ceza değil rütbe almışlardı. Topal Osmanlarla gördükleri “iş” ise, takipçilerine ilham olmuştu. (Bu arada “Son Topal Osman” başlıklı bir yazı yazdım. Kim olduğu tahmin edilebilir. Suyu ısınıyor. Topal Osman profesyonel değildi, ona verilen “iş”i sahiplendi. Bu da öyle!)

4 Mayıs 1937 tarihli ve 2884 sayılı “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun” ile Bingöl, Dersim ve Elazığ bölgeleri “Dördüncü Genel Müfettişlik” yapılıp emrine verildi. Her şeydi; vali, belediye başkanı, askerî komutan, kayyım… Alpdoğan, Alevî Kürtlerle savaşmaya “Hüseyin” göbek adını alarak başladı!

Ahmed, “dördüncü ordu” ifadesini “33 Kurşun” şiirinin ilk halinde de kullanır. Ama bu kez dördüncü ordu Bingöl, Dersim ve Elazığ değil, bütün Kürdistan’dır. “33 Kurşun”un ilk haline bakalım:

Bu dağ Mengene dağıdır

Dördüncü orduda Vanda.

Bu dağ Nemrut yavrusudur

Dördüncü orduda Nemruda karşı.

Bu “dördüncü ordu”, yaygın bir kullanım gibi de görünüyor. Ahmed, 2 Ekim 1954’te Leyla Erbil’e yazdığı bir mektupta şöyle diyor: “Doğrusu, bu kış kıyamette (Alplerden önce bizim Dördüncü Orduya; Süphan dağına kar düştü) hiç de gelmek istemiyorum.” 23 Nisan 1955 tarihli mektupta ise şöyle diyor: “Bana da bizim dost çevrelerde ‘Ankaralı Ahmed’ derlerdi bir vakitler. Oysa dördüncü ordu dedikleri Doğu’da doğmuşum.”

Ahmed daha keskin, Cemal daha korkmuş. Cemal altı yaşındayken Dersim’den sürgün edilmiş, Ahmed zemheride. Ahmed “dördüncü ordu” diye göstererek, pasaporta ısınmamış gözlerle bakarak işaret ediyor kendini, Cemal yasak adının yerine kodlanmış bir ad koymadan: “O yıllarda ülkemizde / Çeşitli hükümetlerle / Yetmiş iki dilden / İkisi yasaklanmıştı: // İkincisi Türkçe.” “Sıcak Nal”daki şu dizelere de bakmalı: “Fırat suyu bütün bir bölgeyi / Takma adlarla dolanmak / Zorundadır.”

Cemal’in Ahmed hakkında 1988’de yayımladığı “On Üç, On Beş Yaşında” yazısına gelelim. Ne der Ahmed’e: “İki ırmak arasında iki anneli.” Yazının sonuna doğru şu dize/cümleyle karşılaşırız: “Sudan mezopotamlar çıkacak ıslık çalınca.” (Geçerken sormalı: “Sevda Sözleri”ni yayına hazırlayanlar bu metni neden “şiir” sayıp toplu şiirlere almazlar? Çok mu Kürdî geliyor?)

Ahmed 14 Eylül 1968’de Ankara’dan bir mektup gönderir Cemal’e. Şöyle der: “Gelişini hafta sonuna raslat, bir cumartesi akşamı bizim fakirhanede içelim. Karım, Kürd yemeklerinin hepsini öğrendi.” Cemal Zaza ya (Dersim’de “Zaza” değil, “Kirmanc” denir), Ahmed başlar yankılı sözcüklerle yazmaya: “Ha, ben Zaza değilim ama bütün Karacadağ Zazaları kirvelerimdir. Dört kardeş de Siverek’te sünnet olduk. Dünyanın en güzel kızları, hiç kuşkusuz Zaza kızlarıdır. Yiğitlerinin yanında da Herkül ve çağımızın sinema jönleri ancak ve ancak maskara sayılabilir.”

Ahmed “uslu ve ölçülü” dediği Cemal’e hatırlatır: “Çünkü biz dağlılar, gök gürültüsü ‘Gurgur Baba’ ve çığla aynı soydanız.” Bu Baba Gurgur, Kerkük’te bir bölgedir. Kürdistan’da ilk petrol orada çıkmıştır, 1927’de. Bu iki dağlı ise çığla aynı soydandır. Belki de bu yüzden hâlâ Ahmed’i Cemal’in yorumuyla okuyoruz. Cemal’in Ahmed’i nasıl okuduğunu haftaya yazayım. Şimdilik şuraya Ahmed’in yayımlanan ilk şiirini bırakayım. 27 Mayıs 1943. “Servet-i Fünûn” dergisi, sayı: 2433. Ahmed 16 yaşındadır:

KARA SEVDA

Bir uzak rüyada yorgun ıhlamur,

İkindiler sonu inen ıssızlık.

Ve Araf kokulu uzak bir yağmur,

Hâlâ düşüncemde sonsuz yalnızlık.

Yemyeşil saltanat minarelerde,

Dualar ki ıslak, meçhul ve derin.

Ağıtla içilir pencerelerde,

Uzak hatırası sevilenlerin.

Haşin bir uzlettir kurşun sonbahar,

Hummalı alınlar serin camlarda.

Ve kara sevdalı delikanlılar,

Bekleşir... Bekleşir bu akşamlarda.

Tüm yazılarını göster