Plak toplamak arkeolojik kazı yapmaya benzer. Bir anda karşınıza
beklemediğiniz, hiç bilmediğiniz ve hatta ummadığınız bir plak
çıkar, her şey altüst olur, tarih değişir. Türkiye gibi envanter
tutmayan toplumlarda buna daha fazla rastlıyoruz. Şu var: Kayıtlı
olmayan, tarihe geçmemiş, zamanında üzerine yazılmamış/çalışılmamış
şeyin ne olduğunu bilemezsiniz; ancak karşınıza çıktığında bunun
farkına varırsınız. Eskiden, internet yokken, bu daha da sık
olurdu. Bugün pek çok şey en azından internet üzerinde sabit. Bir
şey hakkında bilgi toplamaya kalktığınızda, neyi aradığınızı
biliyorsunuz. Yine de şaşırtan şeyler çıkıyor elbette ama bu çok
azaldı.
Plak toplamaya başladığım yıllarda neyin ne olduğunu
bilmiyordum. Pek çok şeyi toplarken öğrendim. Zaman zaman çok
şaşırdığım anlar oldu. Bir dönem kapağını sevdiğim ya da adı ilginç
gelen plakları alıyor, koleksiyonuma katıyordum. Kimi zaman
katlanılamaz şeyler de çıkıyordu aralarından ama bu da işin
eğlencesi. Ekseriyetle yanılmadım, bilmeden aldığım plakların bir
kısmı koleksiyonumun vazgeçilmezleri arasına çoktan girdi. Bunlar
arasında yer alan bir plak, benim için çok değerli: 1975 tarihli
Tünay Akdeniz & Çığrışım plağı “Salak”. Kapağı da şahane ama adı
yeter! Şarkıyı dinlediğimde verdiğim tepkiyi dün gibi hatırlıyorum:
Çok heyecanlanmıştım! Sertliği bir yana sözlerdeki naiflik –ki
kapağa da yansıyan bu aslında– onu en sevdiğim plaklar arasına
hızla yerleştirdi. Tünay Akdeniz adını daha önce duymamıştım.
Sonrasında hakkında bilgi aradım, birkaç dergi makalesi dışında
hiçbir yazılı kaynağa rastlayamadım ve peşine düştüm. 2004 yılının
sonlarında izini buldum: Karabük’te yaşıyordu. Bir gün aradım,
kendimi tanıttım, niyetimi anlattım… Beklemediğim bir heyecanla
karşıladı. Atladım, yanına gittim ve Roll adına onunla bir söyleşi
yaptım. Asla unutamayacağım söyleşilerden zira beni karşılayışı,
misafir edişi, anlatırken ve plaklarını gösterirken yaşadığı
heyecan bu satırlara sığmayacak kadar güzel. En önemlisi samimi.
Söyleşi, Roll’un Şubat 2005 tarihli 94 numaralı nüshasında
yayımlandı. Meraklısı oradan ulaşabilir. Benim için şahane bir
anıydı, Tünay Akdeniz meraklıları için muazzam bir kaynak oldu
çünkü o gün ben de ondan çok şey öğrendim…
Tünay Akdeniz için “punk’ın atası” deyimini kullanmak yanlış
olmayacaktır. Nitekim yakın dönemde yayımlanan bir plağın üzerinde
tam da bu yazıyor: “The Godfather of Turkish Punk”. Çalışmalarını
heyecanla takip ettiğim, çok şey öğrendiğim Ercan Demirel’in
kurduğu Ironhand Records tarafından geçtiğimiz yıl plak olarak
yayımlanan albüm, yakın zamanda CD’ye aktarıldı ve A.K. Müzik
tarafından dinleyicilere ulaştırıldı. İçinde toplam 15 şarkı var.
Birazdan ayrıntısına girerim ama önce biraz Tünay Akdeniz’den söz
edeyim…
“Big Rocker” namıyla maruf Tünay Akdeniz, Sivas’ın Divriği
ilçesinde doğmuş ama aileden Trabzonlu. Babası maden mühendisi.
Müzikle ilk teması, ilkokulda Alevi cemlerinde karşılaştığı
bağlama. Eline almış, tıngırdatmış, bırakamamış. Sonradan darbukaya
merak salmış, sevmiş. “Müzik aletlerine hep ilgim vardı. Keman,
mızıka çalamam ama onun haricinde elime ne alırsam iyi kötü bir
şeyler çalarım.” diyor, devam ediyor: “İlk ilgi duyduğum enstrüman
bağlamadır ama kendine ait ilk enstrüman babamın aldığı mandolin.
Babamın sesi güzelmiş, müzikle ilgilenirmiş. Hatta konservatuarı
kazanmış ama ailesi ‘çalgıcı mı olacaksın’ deyip göndermeyince
maden mühendisliği okumuş.” İlerleyen yıllarda babasının yolundan
gitmiş: Müziğe meyletmiş, madencilik öğrenmiş. El yordamıyla yolunu
çizerken tek kaynağı radyo: “Kendi kendine oldu her şey.
Hatırladığım kadarıyla, zamanın okul şarkılarını ve popüler
şarkıları çalardım. ‘Yıldızların Altında’ çok popülerdi mesela, onu
çaldığımı hatırlıyorum. Haşır huşur radyodan kulağıma çalınan
şarkıları, duyduğum, anladığım kadarıyla çalardım. Daha plak dönemi
başlamamıştı. Gramofon, teyp, hiçbir şeyimiz yoktu. O zaman radyo
dinlemek bile zordu, evdeki radyo zar zor çekerdi kanalları.”
Divriği’den Karabük’e geçmişler. Tünay Akdeniz, anlatırken o
yıllarda “gelişmiş şehirlerden daha gelişmiş bir ilçe” olduğunun
altını çiziyor: “İstanbul’un en güzel semtlerinden biri gibi, hatta
Fransa gibiydi burası. İlk çim saha Karabük’tedir mesela. O zaman
Galatasaray, Beşiktaş falan kampa geliyordu. Toplum daha müzikle
ilgiliydi. Mühendislerin, memurların, işçilerin gittiği kulüpler
vardı ve oralarda çarşamba, cuma, cumartesi akşamları canlı müzik
yapılırdı. İstanbul’dan, Ankara’dan müzisyenler gelirdi. Ben de
sürekli onları dinlemeye giderdim. Onları dinlerken bateri ilgimi
çekti ve bende bir bateri merakı başladı. Babam, Istanbul’dan gelen
bir müzisyenden benim için bateri aldı, onu çalmaya başladım.”
Adını Shadows’dan alan Gölgeler, ilk grubu. Onlarla rock’n’roll
çalarken 1967 yılında Karabük Sanat Enstitüsü ekibi olarak
Milliyet’in düzenlediği Liselerarası Müzik Yarışması’na katılmışlar
ama kazanamamışlar. Ertesi yıl üniversite okumak için İstanbul’a
gidene kadar müzik çalışmalarını Karabük’te sürdürmüş, sonrasında
İstanbul piyasasına girmenin yollarını aramış. O günleri şöyle
anlatıyor: “Modern Folk Üçlüsü’nün popüler olduğu dönemlerdi, çok
seviyorduk onları. Fenerbahçe Orduevi’nde ve Beykoz’da bir düğün
salonunda çalmaya başladık. Ben davul çalıyordum. Mesut Aytunca bir
gün beni dinlemiş, Silüetler’in bir davulcuya ihtiyacı olduğunu
söyledi, beni gruba almak istedi. Bir turne öncesiydi, babam razı
gelmedi ve onlarla çalışamadım.” Silüetler’de çalamamış ama
sonrasında kurduğu Çığrışım Folk Dörtlüsü ile onların bayrağını
devralmış, ileriye taşımış.
Hepi topu beş 45’lik yapmış. Bunların ikisi folk. İlki, 1970
tarihli. Dört şarkıdan müteşekkil: “Yaklaş Yaklaş – Çığrışım Oyun
Havası / Kars’a Giderim Kars’a – Karpuz Kestim Yiyen Yok” Akdeniz,
bu plakta 12 telli gitar ve saz çalıyor. Vokalde Mithat Coşkun,
kaşıkta Şinasi Bakıcı, tumbada Mehmet Gün, ekibin diğer elemanları.
1972 yılında yayımlanan plağı takiben piyasaya verilen bir plak
daha var ama bu kez kapaktaki imza farklı: Atillâ Ceyhan & Çığrışım
Folk. “Dadduk (Tatlı)” ve “Karacaoğlan 9/8” başlıklı şarkıların yer
aldığı plakta ekip de yenilenmiş: Tünay Akdeniz davula geçerken
gitarı Atillâ Ceyhan devralmış. Yanlarındaki müzisyenler muazzam:
Klavyede Rıza Silahlıpoda, basta Talat Kurter, flütte Celal Kara.
“Dadduk” o yıl TRT denetiminden geçmiş, radyoda yayımlanmış:
“Şarkıyı ben bestelemiştim. Hayatım boyunca denetimden geçen tek
şarkım oldu. Arka yüzünde bir Yunan şarkısının üzerine
Karacaoğlan’ın sözlerini oturtmuş, adına da ‘Karacaoğlan 9/8’
demiştik.”
Bu iki deneme sonrasında, Tünay Akdeniz ismini duyduğumuz
plaklar art arda yayımlanmış, yukarıda sözünü ettiğim “Salak” adlı
şarkının yer aldığı ilk plak 1975 tarihli. Arka yüzünde, en az onun
kadar naif ve o kadar güzel bir şarkı var: “Babam Yazdı Ben
Besteledim İşte Aşkın Tarifi”. Bu plaklarda yanında Karabük’ten
tanıtığı gitarcı arkadaşı Kenan Yavuz var: “Kenan’la bir araya
geldik, evimizde provalar yaptık. Müzik ve sözler bu provalarda
oluştu. ‘Salak’ böyle çıktı. Diğer şarkı da babamın gençliğinde
yazdığı şiirlerden biri…”
Şarkıyı Attila Özdemiroğlu ve Şanar Yurdatapan’ın desteğiyle ŞAT
Yapım stüdyosunda kaydetmişler. Plak yayımlandıktan sonra başka
destekler de almışlar: “TRT’ye gönderdik ‘Salak’ı ama hemen geri
çevrildi. Yine de yayınlandı radyoda: İsmail Cem’in genel müdürlük
yıllarında İstanbul Radyosu gece yayınlarına başlamıştı. Erol
Toker, Üner Üzmen, Nejat Çetinok vardı işin başında. Dediler ki,
‘kimse dinlemez nasılsa, denetim falan da olmaz, gelin kaydedin,
çalalım’. O zaman gündüz belli saatlerde canlı kayıt yapılıyor,
bunlar gece yayınlanıyor. Biz de kaydettik, gece yayınlarında
sıklıkla çalındı.”
“Salak” onlara inanan Ümit Güner ve Nazmi Şenel sayesinde Kent
Plak tarafından basılmış, dağıtılmış ve çıktığında büyük sükse
yapmış: “Çok ilgi gördü, hemen gündeme oturdu. Hatta Unkapanı’na
gittiğimde ‘hoş geldin salak’ demeye başladılar bana. O zamana
kadar denenmemiş bir şeydi bu. Başta şaşıran herkes sonradan elimi
sıktı, ‘çok güzel bir iş yaptınız, müziğin seyrini değiştirdiniz’
diyerek...” Sonrasında iki plak daha yapmışlar. İlkinde bir
“aranjman” var: Bir rock’n’roll şarkısının üzerine söz yazarak
yaptıkları “Niçin Seni Seviyorum”. Plağın diğer yüzüne “insani
değerlerin erozyonundan dem vuran bir protest çalışma” olarak tarif
ettikleri “Eskidenmiş”i yerleştirmişler. Sonrasında da “Punk Rock”
etiketiyle piyasaya verilen “Mesela Mesele / Dişi Denen Canlı”
yayımlanmış. “Mesela Mesele”nin gizli öznesi, dokunuşuyla her şeyi
güzelleştiren bir isim: “Kaydı Taner Öngür yapmıştı. İngiltere’den
yeni gelmişti o zamanlarda, orada EMI stüdyolarında çalışmıştı.
Zaman zaman bize akıl veriyordu. Hiç unutmuyorum, ‘distortion’ı
keserek şöyle bir ezgi kullansanız ve gitar solo yapsanız daha iyi
olur’ dedi bir gün, şarkının seyri değişti.”
“Punk Rock” bahsinde Tünay Akdeniz’in ya da grup üyelerinin
dahli yok zira fikir, plağı piyasaya çıkartan Kent’in
prodüktörlerinden Nazmi Şenel’e ait. Üstelik iş yazıyla kalmıyor,
dahası da var! Anlatmadan önce meselenin oluşumuna dair küçük bir
bilgi vereyim: O dönem İngiltere'ye giden Şenel, orada yeni bir
akımın çıktığını, Sex Pistols adlı topluluğun ortalığı
çalkaladığını görüyor. Bunu bize nasıl uyarlayacağını düşünürken
aksesuarlara takılıyor ve (başta çengelli iğne) bulabildiği "punk
aksesuarları”nı alıp memlekete getiriyor. Plak piyasaya çıkıyor,
tanıtım aşamasında başka bir fikir öne sürülüyor… Hikâyenin
sonrasını Tünay Akdeniz’den dinleyelim: “Aslında punk Türkiye’ye
çok uymuyordu. Zaten anarşik bir dönemde yaşıyorduk, çengelli
iğneler, zincirlerle konser veremezdik, versek de konseri
bitiremezdik! Bizimki şanssız bir dönemdi. Nazmi, işte böyle bir
dönemde, İngiltere’den gelirken bazı aksesuarlar getirmiş, dedi ki,
‘Bunları takın, fotoğraflarınızı çekelim. Şarkılarınızda da bir
protesto var, bunu kullanalım. Ssizin türünüz bundan sonra punk
olsun.’ Hırdavatçılar çarşısında arkadaşım vardı, ona gittik,
zincirler aldık, kendimize göre ayarladık, taktık. Nazmi’nin
getirdiği çengelli iğneler ve rozetleri de üstümüze geçirdik. O
yıllarda Günaydın gazetesi çok popülerdi, oradan bir arkadaş geldi,
‘Size tam bir sayfa vereceğim, ancak benim dediğim gibi bir çekim
yapacağız’ dedi, “tamam” dedik. Aldı bizi Sultanahmet’e götürdü,
bir sakatatçının önünde durduk. ‘Buradan sakatat alacağız, bunları
giysilerin üzerine monte edeceğiz ve parça parça etlerle
fotoğraflarınızı çekeceğiz’. Ben açıkçası bu tür fikirlere açığım,
hoşuma gitti ama arkadaşlar aynı şeyi düşünmüyor: ‘Benim babam
kızar, bunu arkadaşlarımıza nasıl anlatırız’ derken ikna oldular…
Sultanahmet’teki o başı kesik heykellerin olduğu müzeye gittik,
arabadan indik, dalakları taktık üstümüze, saçlarımızı ıslattık,
fotoğrafları çektirdik. Ancak arkadaşların tavrı gazetecinin hoşuna
gitmedi, adamcağızın şevki kırıldı ve çekim bittikten sonra
‘Arkadaş ben bunu yapmayacağım, film sizin olsun, nerede isterseniz
kullanın” diyerek filmi bize verdi ve gitti. Bizim için büyük bir
fırsattı, kendi kendimize geri teptik. Düşünsene bütün Türkiye’de
en çok satan gazetede tam sayfa fotoğraflarımız yayınlanacaktı,
olmadı. Sonradan o fotoğrafları Ses, Hey gibi dönemin çok satan
dergilerine verdik, yayınlandılar ama beklediğimiz ilgiyi
görmedi…”
Tünay Akdeniz ve Çığrışım, bu üç 45’likten sonra yollarını
ayırmış. Akdeniz askere gitmiş, gelmiş ama müzikten kopmamış. Hatta
hayatını müzikten kazanmanın yolunu bulmuş: Üsküdar'da bir dükkan
açmış ve Led Zeppelin, Queen, Status Quo, Metallica, Anthrax, Iron
Maiden gibi toplulukların albümlerini kasete çekerek gençleri
aydınlatmış.
Hikâye bu kadar. Şüphesiz içinde bin ayrı hikaye barındırıyor
ama onları sonraya bırakayım, yakın zamanda elime ulaşan CD’den söz
edeyim biraz… “The Godfather of Turkish Punk”, 15 şarkıdan
müteşekkil. Bunlar Akdeniz’in Kent dönemi plakları ve enstrümantal
yorumları. ‘70’li yılların hemen başında yapılmış “Kadir Mevlam” ve
2011 tarihli “Deniz Kızı”, albümün sürprizleri. Bir başka sürpriz,
“Dişi Denen Canlı”nin diğer hâli: “Dişi Denen İnsan”. Bunlar plakta
saklıydı, CD üzerinde görünür olmuş. Bunlar, memleket rock
tarihinin kırılma noktasında yer alan çok özel şarkılar. Arşivlere
girmesi elzem. Plak çıktı, bitti. CD de tükenirse üzülürsünüz. Onun
için elinizi çabuk tutun, bir an önce albümü arşivinize katın. Kim
bilir, belki bir gün Tünay Abi kalkıp gelir canavar gibi bir konser
verir ve biz de onu ellerimiz patlarcasına alkışlarız! Yıllardır
hayalimiz bu, neden gerçek olmasın?