Biberler dizildiyse iplere, Diyarbakır'da yaz bitiyor demektir

Ağustos ayının sonlarına doğru balkonlarda, pencerelerde, ağaçlar arasına gerilmiş iplerde, hatta polis barikatlarına asılmış biber ve patlıcanlar çıkar insanın karşısına. Hiç bitmeyecekmiş gibi hissedilen yazın bitmeye hazırlandığına dair bir işarettir bu. Kırmızı ve yeşil biberlerin, mor patlıcanların içleri ne vakit oyuldu, biberlerin ve patlıcanların içinden ne vakit ipler geçirildi ve balkonları süslemeye başladı, fark edemezsiniz...

Abone ol

DİYARBAKIR - Diyarbakır’da daha Mayıs ayında başlar bunaltıcı sıcaklar. Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarının insanı nasıl bir cehennem sıcağına maruz bıraktığını, bu aylarda yolu bir kez Diyarbakır’a düşmüş herkes bilir. Yaz güzeldir elbette, yaz aylarının bitmesini istemeyenler de vardır. Ve Diyarbakır’daki o uzun yaz günleri, yaz hiç bitmeyecekmiş hissine neden olur. Günler uzun ve sıcaktır. Dışarıya çıkmaya mecbur insanlar, hele güneş tepedeyse, bir parça gölgeden mahrum olmanın isyanıyla yürür gideceği yere. Parklar, çimenlerde oturup sohbet eden ya da etraftaki hiçbir şeye aldırmadan uyuyan insanlarla doludur. Ve yolda, iş yerinde karşılaşan herkesin ilk cümlesi, “Bugün hava çok sıcak” olur. Önceki günler serinmiş gibi kurulur bu cümle ve aslında herkes bilir: Eylül sonuna kadar her sohbet bu cümleyle başlayacaktır.

Gündüz insanı soluksuz bırakan güneş çekip gittikten sonra hava biraz daha insaflı bir hal alır. Ama ancak “biraz daha insaflı” çünkü gecenin sıcak eziyeti bir başka türlü hissettirir kendisini. Bütün pencereler açık olsa da bir damla esinti girmez evden içeri. Çünkü dışarıda yaprak kımıldamıyordur. Üstündeki tozlarla ağırlaşmış, renk değiştirmiş ağaçların yaprakları da sıcağa teslim olmuş gibidir.

Belli bir saate kadar klimaya ya da vantilatöre teslim olmuş bedenler bir süre sonra uykuyla dinlenmek ister. Ama klimanın ya da vantilatörün olmadığı oda o kadar sıcaktır ki uyumak mümkün olmaz. Bu nedenle birçok Diyarbakırlı balkonlara taşınır. Yataklar her gece balkona serilir, balkonların etrafı bir perdeyle çevrilir. Köy yerinde damda yatmak kadar keyifli olmasa da içeride nafile uyumaya çalışmaktan iyidir.

Sonra her sabah, “Bugün hava çok sıcak” cümlesiyle başlar bütün sohbetler, önceki gün serinmiş gibi.

KIŞA ERKEN HAZIRLIK

Sonra Ağustos ayının sonlarına doğru balkonlarda, pencerelerde, ağaçlar arasına gerilmiş iplerde, hatta polis barikatlarına asılmış biber ve patlıcanlar çıkar insanın karşısına. Hiç bitmeyecekmiş gibi hissedilen yazın bitmeye hazırlandığına dair bir işarettir bu. Kırmızı ve yeşil biberlerin, mor patlıcanların içleri ne vakit oyuldu, biberlerin ve patlıcanların içinden ne vakit ipler geçirildi ve balkonları süslemeye başladı, fark edemezsiniz. Ama şunu fark edersiniz: Akıp giden zamanı sadece takvimler göstermiyor, yıllar içinde edinilmiş alışkanlıklar ve davranış biçimleri de gösteriyor. Önümüz sonbahardır ama kışa hazırlık, binlerce yılın deneyimiyle, Ağustos ayında başlar.

Biber ve patlıcanlar kuruduktan bir süre sonra cevizler toplanır. Bağbozumu vakti gelir. Köylerde hazırlanmış cevizli sucukların, pekmezin, kuru üzümün Balıkçılarbaşı’ndaki esnafın tezgahlarında görünmesi yakındır artık.

İşte o zaman, nereden estiği pek belli olmayan bir esinti başlar. Üstündeki tozdan ağırlaşmış ağaçların yapraklarında bir kımıldanma başlar ve “Yaz da bitti” cümlesi günlük konuşmalarda hakimiyetini kurmaya başlar.

DÜKKÂNLARIN SÜSLERİ

Yaz da bitti ama yazla birlikte biten kimi alışkanlıkların bittiği de fark edilir. Diyarbakır’da artık eskisi gibi biber ve patlıcanlar kurutulmuyor, damlarda salça yapılmıyor. Şehir hayatının getirdiği bir durumdur bu. Apartman bahçelerinde bir araya gelerek biberlerin ve patlıcanların içini oyan kadınlar belli bir yaşın üstündeler. Belki de bu geleneği sürdüren son kuşaktırlar, kim bilir.

Balıkçılarbaşı’nda baharat, çerez, şekerlemeler, kurutulmuş biber ve patlıcan satan esnafın dükkânları her daim rengarenktir. Ama işte, Eylül ayında dükkânların önünü süsleyen kurutulmuş biber ve patlıcanların bu yılın ürünü olduğu hemen fark ediliyor.

Evlerin balkonlarında kurutulan biber ve patlıcanlar, o evin kışlık ihtiyacı içindir. Ama dükkânlarda satılanlar nereden geliyor? İbrahim Oğiş, “Bunlar Antep’ten, Kilis’ten geliyor bize” diyor. Dükkânın önünde durmuş, caddedeki kalabalığa bakıyordu. Bir yandan da baharatlarla ya da diğer yiyeceklere ilgiyle bakanlara bilgi vermeye çalışıyordu. İçeride bir iki genç, alışkın ellerle müşteriler için bir şeyleri poşetlere koyup tartıyordu.

‘HERKES HAZIRA ALIŞTI’

“Artık Diyarbakır’da satmak için çok az insan biber, patlıcan kurutuyor” dedi İbrahim Oğiş. “Kimse uğraşmıyor artık, herkes hazıra alıştı, gelip bizden alıyorlar.” Ama eskiden, belki çok eskiden, Suriçi’ndeki evlerin damlarında salça yapılır, avlularında biber, patlıcan kurutulurmuş.

İbrahim Oğiş

Patlıcanın ipini tutup gösteriyor ve “Bunlar küçüktür ama Diyarbakır’da kurutulan biber de patlıcan da daha büyüktür” diyor Oğiş. Tanesi 12 lira olan her ipte 10 tane kadar patlıcan var. Patlıcanlar sahiden de küçük olduğu için, kalabalık bir aileye bir ip yetmeyecek gibi görünüyor. Oğiş, gülerek, “Yanına bir ip biber de alırsan yeter” diyor.

Kendisi de Antep ve Kilis’ten gelen biber ve patlıcanlardan yiyor. Çünkü Suriçi’nden taşınalı epey zaman olmuş ve “Apartman hayatı böyle işlere fırsat vermiyor artık.”

‘YAZIN BİTTİĞİ’

Balkonlarda, ağaçlar arasında gerilmiş iplerde kurutulmuş biber ve patlıcanlar yazın usulca bittiğini anlatıyor. Ama kışa hazırlık, elbette yaşamaya dair umudu da hatırlatıyor. Her şeye rağmen, güzel günlere dair umudu…

Yaz biterken, yazın bittiğini anlatan kaç şiir gelir aklınıza? Belki çok, belki bir iki tane... Ve bunlardan biri Ülkü Tamer’in “Yazın Bittiği” şiiridir.

aşk mıdır kış gelince başlayan/beyaz bir kılıçla yürüyen aşka/bırakmaz olur kuşlarını ülkeler/yazın her yerde bittiği söylenir/yorgunluklar çoğalır silahlardan sonra/kardan mezarları örtülür ıssızlığın/ölü öpüşlerin koyuluğuyla/aşk kalmıştır otlarda yılı götüren/cesur savaşçıları taşıyan kışa