Beynimiz neden hep sorun arar?

İnsanlar neden tehditlerin azalmasına yardım ettiklerini fark etmek yerine, tehdit algılarını genişletir? Bilişsel psikoloji ve nöroloji araştırmaları, bu tür davranışların, beynimizin temel bilgi işleyiş şeklinin bir sonucu olduğunu gösteriyor; karşı karşıya olduğumuz şeyi sürekli biçimde, aklımızdaki en yeni bağlamla karşılaştırıyoruz.

Abone ol

David Levari *

İnsanlar onları düzeltmek için ne kadar çabalasa da, neden yaşamda birçok problem inatla sürüp gidiyor gibi görünüyor? Ender görülen bir şeye rastladığında, insan beyninin bilgi işleme yönteminde bir gariplik yaşandığı anlaşılıyor ve kimi zaman buna her zamankinden daha fazla yerde tanıklık ediyoruz.

Şüpheli birini gördükleri zaman polise haber veren, gönüllülerden oluşan bir “mahalle nöbeti” örgütlenmesini düşünün. Bölgede yaşanan suç oranının daha da azaltılmasına yardımcı olmak amacıyla bu organizasyona dâhil olan yeni gönüllüler hayal edin. Gönüllü bekçiliğe ilk başladıklarında, saldırı ya da hırsızlık benzeri ciddi suçlar gördüklerinde alarm verirler.

Bu çabaların (asayişin sağlanmasına) yardımı olacağını ve zaman geçtikçe mahallede rastlanan saldırıların ve hırsızlık olayların daha da seyrekleşeceğini varsayalım. Bu durumda, gönüllü ne yapar? Bir ihtimal, rahatlar ve polisi aramaktan vazgeçer. Neticede, kaygı duydukları ciddi suçlar geçmişte kalmıştır.

Buna karşın, araştırma grubumun yaşadığı hissi paylaşmanız da olasıdır; yani, birçok gönüllü suç azalmışken bile rahatlamayacaktır. Aksine, gece geç saatlerde yaşanan karşıdan karşıya dikkatsizce geçmek veya avarelik gibi asla umursamayacakları durumları bile “şüpheli” diye nitelendirmeye başlıyorlar.

Büyük olasılıkla, sorunların asla yok olmadığı birçok benzer durumu hayal edebilirsiniz; zira, insanlar bunları tanımlama biçimlerini değiştirmeyi sürdürürler. Bu nitelendirmeler bazen “serseri görünümlü birisi” veya “kale direklerini yerinden oynattılar” biçiminde ortaya çıkar ve sinir bozucu bir deneyim haline gelebilir. Çözüme ulaşmak için sorunun ne anlama geldiğini yeniden tanımlarken, sorunu çözmekte ilerleme kaydedip etmediğinizi nasıl anlayabilirsiniz? Meslektaşlarımla birlikte, bu tür davranışların ne zaman ve neden ortaya çıktığını, önlenip önlenemeyebileceğini öğrenmek istedim.

SORUN ARAYIŞI

Gönüllülerimizi, kavramların daha az ortaklaştıkça nasıl farklılaştığını incelemek amacıyla laboratuvarımıza getirdik ve onlara basit bir görev verdik; bilgisayar tarafından oluşturulan bir dizi insan yüzünü incelemek ve hangisinin “tehditkâr” olarak göründüğüne karar vermek. Araştırmacılar, yüzleri ‘oldukça tehditkâr’dan, ‘oldukça zararsız’a dek, dikkatle tasarlamışlardı.

İnsanlara git gide daha az tehdit edici yüz gösterdiğimiz süreçte, daha geniş bir yüz yelpazesini içerecek biçimde, “tehditkâr” tanımlarının genişlediğini tespit ettik. Farklı bir deyişle, tehditkâr yüzleri bulma faaliyeti sona erdiğinde, ‘zararsız’ olarak nitelendirdikleri yüzlerde de tehdit unsuru aramaya başladılar. İnsanların “tehdit” olarak gördükleri şey, tutarlı bir kategori olmaktan ziyade, son zamanlarda gördükleri tehditlerin ne olduğuyla ilişkiliydi.

Bu çeşit bir tutarsızlık, tehdide ilişkin yargılarla sınırlı kalmıyor. Başka bir deneyde, insanlardan daha da basit bir yargıya varmalarını talep ettik: Bir ekrandaki renkli noktalar mavi mi yoksa mor muydu?

Mavi noktalar azalırken, insanlar git gide, mor renkli noktaların da mavi olduğunu söylemeye başladı. Mavi noktaların azalmaya başlayacağını söylediğimizde veya süreç içerisinde tutarlı kalmaları için nakit para ödülü teklif ettiğimizde dahi bunu yaptılar. Ulaştığımız sonuçlar, bu davranışın tamamen bilinçli biçimde kontrol altında olmadığını gösteriyor; aksi takdirde, insanlar nakit ödülü kazanmak için tutarlı davranabilirdi.

'AHLAK DIŞI' GÖRÜLENLERİ GENİŞLETMEK

Yüz kaynaklı tehdit ve renk yargıları hususundaki deneylerimizin sonuçlarına baktıktan sonra, araştırmalarımız, bunun görsel sistemimizin sahip olduğu gülünç bir özellik olup olmadığı üzerine yöneldi. Bu çeşit bir algı farklılaşması görsel olmayan yargılarda da söz konusu olabilir miydi?

Bunu denemek için, gönüllülerden farklı bilimsel çalışmaları okumalarını ve ahlakilik ya da ahlak dışılık konusunda bir yargıya varmalarını istediğimiz son bir deney gerçekleştirdik. Renk ve tehdit unsuruyla ilgili deneylerdekine benzer yargı tutarsızlıkları göreceğimizden şüphe duyuyorduk.

Peki, neden? Çünkü, kuşkulandığımız kadarıyla, ahlaki yargılar süreç boyunca diğer yargılardan daha tutarlı olabilirdi. Ne de olsa, o gün ne kadar çok şiddete şahit olduğunuza bakılmaksızın, eğer bugün şiddetin yanlış olduğunu düşünüyorsanız, yarın da yanlış olduğunu düşünmeniz beklenir.

Buna karşın, sürpriz biçimde, aynı modele ulaştık. İnsanlara git gide daha az ahlak dışı çalışma gösterdiğimizde bile, daha fazla ahlak dışı bir unsur bulmaya başladılar. Farklı biçimde söylersek, gittikçe daha az ahlak dışı çalışma okurken, (aynı esnada) ahlaki olarak nitelenen çalışmalara ilişkin daha sert yargılar ortaya koydular.

BEYNİMİZ KARŞILAŞTIRMA YAPMAYI SEVER

İnsanlar neden tehditlerin azalmasına yardım ettiklerini fark etmek yerine, tehdit algılarını genişletir? Bilişsel psikoloji ve nöroloji araştırmaları, bu tür davranışların, beynimizin temel bilgi işleyiş şeklinin bir sonucu olduğunu gösteriyor; karşı karşıya olduğumuz şeyi sürekli biçimde, aklımızdaki en yeni bağlamla karşılaştırıyoruz.

Beynimiz, bir yüzün diğer yüzlerle karşılaştırıldığında ne oranda tehditkâr olduğuna dair dikkatli bir yargıya ulaşmak yerine, yakın zamanlarda gördüğü diğer yüzlerle kıyaslandığında ne oranda tehdit edici olduğunu depolayabilir veya son zamanlarda görülen bazı yüzlerle ya da gördüğü en uysal ve en tehdit edici yüzlere kıyaslayabilir. Böylesi bir kıyaslama, doğrudan, araştırma grubumuzun deneylerinde görülen modelin nedeni olabilir; zira tehditkâr yüzler azalırken, yeni yüzler, çoğunlukla zararsız yüzlere göre değerlendirilmiş olmalı. Yumuşak çehrelerden oluşan bir denizde, hafif tehditkâr yüzler bile korkutucu görünebilir.

Beyniniz açısından, göreli karşılaştırmaların genellikle mutlak ölçümlerden daha az enerji kullandığı açığa çıkıyor. Bunun sebebini anlayabilmek için, kuzenlerinizden hangisinin en uzun olduğunu hatırlamanın, her birinin boyunun tam olarak ne olduğunu hatırlamaktan daha kolay olduğunu düşünün. Büyük ihtimalle insan beyni, çoğu durumda göreli karşılaştırmaları kullanmak üzere evrimleşmiş; çünkü bu karşılaştırmalar, olabildiğince az çaba harcarken, çevremizi güvenli bir şekilde izlemek ve karar vermek için gereken yeterli bilgiyi sağlar.

TUTARLI SONUCA ULAŞMAK

Bazı zamanlarda, göreli kararlar oldukça verimlidir. Şık bir restoran arıyorsanız, Texas’taki Paris’te bir “şık" olarak adlandırdığınız şey, Fransa’daki Paris’ten farklı olmalı.

Öte yandan, göreli kararlar alan gönüllü bir mahalle bekçisi, ciddi suçların azalmasının ardından uzun süre geçse bile, “suç” kavramını daha hafif kabahatleri de içerecek biçimde genişletmeyi sürdürecektir. Sonuç olarak, kaygı duyduğu sorunu azaltmaya yardımcı olma noktasındaki başarısını asla tam anlamıyla idrak edemez. Tıbbi tanılardan finansal yatırımlara dek, modern insanların tutarlı olmak için birçok karmaşık yargıda bulunması gerekir.

İnsanlar, gerekli hallerde daha tutarlı kararlar verebilirler mi? Şu anda araştırma grubum, göreli kararların garip sonuçlarını engellemeye yardımcı olabilecek daha etkili müdahaleler geliştirmek amacıyla, laboratuvarda bir takip çalışması yürütüyor.

Potansiyel bir yöntem şu olabilir: Tutarlılığın önem taşıdığı kararlar alırken, kategorilerinizi olabildiğince açık biçimde tanımlayın. Yani, eğer bir mahalle nöbetine katılırsanız, başlarken, ne tür davranışlar konusunda kaygı duyduğunuzu içeren bir liste hazırlayın. Yoksa, bunu bilmeksizin başladığınızda, kendinizi, tasmasız köpek gezdiren insanlar sebebiyle polisi ararken bulabilirsiniz.

*David Levari, Harvard Üniversitesi Psikoloji bölümünde doktora sonrası araştırmacı.

Yazının aslı The Conversation sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)