'Ben sizin evcil zenciniz değilim!'

Nola Hopkinson’un “Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar” adlı kitabı Ayrıntı Yayınları etiketiyle okuyucu ile buluştu. Hopkinson, hem öykülerinde hem de kitapta yer alan söyleşi ve konuşmasında ötekileştirmeye, farklı olarak kurulmuş olana dair algıya değinirken, siyahi bir yazar olarak, gündelik yaşamda ve mesleğinde farkında bile olmadan maruz bırakıldığı “beyaz” tavra dikkat çekiyor.

Abone ol

DUVAR - Her alanda olduğu gibi edebiyatta, sanatta ve sinemada ırkçılığı deşifre etmek, bu konu ile mücadele etmenin bir boyutunu oluşturuyor. Ayrıntı Yayınları’nın Ursula K. Le Guin’in “Vahşi Kızlar” kitabı ile başlayan yeni bilim kurgu dizisi, Nalo Hopkinson’un “Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar” kitabı ile devam ediyor. Metinde, yukarıda bahsettiğimiz bağlamda, feminist bakış açısına sahip fantezi ve bilimkurgu türlerinde yazılmış, edebiyatta ırk ve ırkçılığı konu edinen iki öykü, bir söyleşi ve oldukça eleştirel bir konuşma yer alıyor. “Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar” kitabı sayesinde, hem Hopkinson’u daha yakından tanıyoruz hem de onun cesur tavrına hayran oluyoruz.

İLHAM VERİCİ BİR YAZAR

Hopkinson, hem öykülerinde hem de kitapta yer eden söyleşi ve konuşmasında ötekileştirmeye, farklı olarak kurulmuş olana dair algıya değinirken, siyahi bir yazar olarak, gündelik yaşamda ve mesleğinde farkında bile olmadan maruz bırakıldığı “beyaz” tavra da dikkat çekiyor. Ayrıca bu metinlerde, onun genel olarak yazarlığa, edebiyata ve dünyaya bakışına tanık oluyoruz. Hopkinson, sözünü sakınmayan, queer ve siyahi bir yazar. Özellikle “Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar” kitabında yer verilen konuşmadaki cesur tavrı ilham verici.

KELİMELERE HOPKİNSON’UN GÖZÜNDEN BAKINCA

Yazar, eleştirel bir bakışla fikirlerini çekinmeden açıklarken, siyahi bir özne olarak, beyazların çoğu zaman farkına bile varmadan dillendirdiklerinin anlamını sorguluyor ve karşısındakine sorgulatıyor. Böylece ortaya yaşamda karşılaştıklarını samimice ifade eden ve okuyan için de üzerine düşünebileceği bir konuşma çıkıyor.

Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar, Nalo Hopkinson, çev: Gül Korkmaz, 112 syf., Ayrıntı Yayınları, 2018.

Hopkinson, “Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar” adlı konuşmasında, araştırmacıların ve edebiyatçıların dilinden düşürmediği bazı kelimeleri siyahilerin veya araştırma nesnesi olarak görülen grupların gözünden anlamlarını değerlendiriyor, örneğin: Diyorsunuz ki: “Etnik. Birincil tercüme: “Acayip ve bir şekilde ilkel insanlar.” İkincil tercüme: “Doğal olmayan, anormal ya da iğrenç; tıpkı ‘etnik yiyecek’ kavramında olduğu gibi.”

Okuduğumuz pek çok metinde karşımıza çıkan, gündelik dilde ve yazı dilinde çokça kullandığımız “etnik” kelimesine hiç bu açıdan bakmıyoruz değil mi? Bir grubu tanımın sınırlarına yerleştirirken, niyetimiz kötü olmasa bile onun farklı olarak kurulmuşluğunu -ki bu öznellik hâli daha çok çoğunluğa göre tanımlanan bir durum olarak karşımıza çıkar- vurgulamış olmuyor muyuz? İşte, Hopkinson’un dikkat çektiği şeylerden birisi bu. Yazarın tespiti, Hughes’un “Etnik İlişkiler Üzerine Çalışmalar” adlı metninde söylediği şu cümleleri akla getiriyor; “çoğu çalışma, gruplardan hangisi azınlık olarak düşünülüyorsa nihayetinde onu ele alır. Azınlık grubuna dâhil olan öğrenci kendi grubunu bilir ve onu egemen grupça taktir edilir kılmak ister; egemen gruptan olan da kendi grubunu bildiğini ve meselenin de nihayetinde azınlığın nasıl egemen gruba intibak edeceği olduğunu varsaymaya meyleder (2016: 101).”

Sosyolojik ve antropolojik araştırmalar için “etnik grup” veya “azınlık” bir çalışma nesnesi olarak görülür çoğu zaman. Genellikle amaç kötü değildir, üzerine “çalışılan” grup dinlenir, gözlemlenir, sorunları ortaya konmaya çalışılır. Ama araştırmacının, edebiyatçının temas ettiği insanlar için durum bir “sorun” olarak kabul edilmeyi bir kere daha fark etmektir. Çünkü bir şekilde “farklılaştırılmıştır”, “anormaldir” veya “ilkeldir” ki araştırmacılar için ilgi çekici hale gelmiştir. “Egzotiktirler”, beyazların onurlandırma lütfu gösterdikleri, egemene hoş gösterme çabasına giriştikleri yine Hopkinson’un bahsettiği gibi, “şu parayı al ve çocuğumla poz ver, fotoğrafını çekeyim” demekte hiçbir sakınca görülmeyen, turistik bir nesne muamelesi gören insanlardır. İşte yazarın bize anlatmaya çalıştığı edebiyat üzerinden bu ayrımcılık ve bakış açısı. Hiç de haksız görünmüyor değil mi?

KÖLELİK KALKTI MI?

Hopkinson, yaptığı konuşma itibariyle bilimkurgu türünde ötekileştirilmiş olanın temsiline değiniyor ancak yazarın eleştirileri sadece edebiyatın sorunlarına değil tüm dünyaya ve sürüp giden ayrımcılığa göndermeler yapıyor. Örneğin ona göre; “insan yaşamını sürdürmek için birilerine ya da bazı topluluklara duyulan ihtiyaç hâlâ devam ediyor. Her zaman ağır işleri yapacak insanların olmasını garanti altına almak için kullanılan yöntemlerden biri de toplumun bazı kesimlerinin haklarından mahrum bırakılması ve böylece ağır işler dışında pek bir tercih şartlarının kalmaması.” Yazara katılmamak elde değil, eşit bir yaşam biçimi geliştirilemediği bunun için mücadele edilmediği gibi, en ağır işleri yapanların da dışlanmış ve öteki olarak kurulmuş bireylerin üzerine yıkıldığına tanık oluruz (örneğin; son süreçte, zorla göçe maruz kalmış olanlar, göçmenler). Sistem için kendini devam ettirmenin bir yoludur bu. Çünkü aynı zamanda ucuz iş gücü anlamını içerir. Bugün kime sorsanız kölelik kalktı der ancak yakından bakınca “beyazların” ve sistemin yükünü çeken “kölelere”, her türlü özgürlüğü gasp edilmişlere rastlarız. Çünkü yine yazarın hatırlattığı gibi; “İnsanlar sistematik eşitsizliklerini yaymaya devam eder çünkü sistemin nasıl işlediğini anlamaz ya da önemsemez.”

ÖYKÜLER ve SÖYLEŞİ

“Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar” da Hopkinson’a ait iki öyküye yer verilmiş. “Şişedeki Mesaj” adlı öyküde yazar aile kurumunu, çocuk sahibi olmayı sorgulatırken hikâye sonlara doğru gerçek üstü bir boyuta doğru evriliyor. Gelecekten gelen boyu herkesten kısa olduğu için çocuk sanılan karakterin ilginç hikâyesi ve çocuklarla pek arası olmayan arkeolog ile sürprizli karşılaşması, sürükleyici bir metinle bizi buluşturuyor. “Değişim” adlı diğer öykü bizi, Hopkinson’un halk edebiyatı unsurlarını kullanmakla bilinen yönüyle buluşturuyor diyebiliriz. Zira öyküye Afro-Amerikan halk şarkısı ile başlıyoruz: “Aşağı, aşağı, aşağı. Derine ve ıssıza, deniz kızları gibi. Aşağı çek beni.” Yine eleştirel dil ve olağanüstü diyebileceğimiz olaylar dikkat çekerken, bu öyküde kültürel erkekliğe dair ayrıntılardan da söz edilebilir.

Kitabın en sonunda yer alan söyleşi ise hem yazarı daha yakından tanımamızı sağlıyor hem de onun yazarlığı ve editörlüğü hakkında ip ucu veriyor. Onun söyledikleri aslında yayıncılara ve editörlere de dokunuyor. Hopkinson, ayrımcılık yapmamak amacıyla derlediği kitaplar için seçtiği metinlerin hangi yazara ait olduğunu son aşamada öğrendiğinden bahsediyor. Böylece herhangi bir ayrımcılık yapıp yapmadığından emin olmak istiyor.

Hopkinson, kendisini merak ettiren bir yazar. Siyahi bir özne olarak edebiyatta ve yaşamın her alanında kendisine dayatılana, ayrımcılığa “ben sizin evcil zenciniz değilim” diyerek isyan eden yanı hayranlık uyandırıyor. Le Guin’in “en alâkasız gibi görünen” herhangi bir cümlesine ağlayabildiğini itiraf ederken, “keşke daha çok insan Butler’ın cinsiyet rollerine nasıl kafa tuttuğu hakkında konuşsa” temennisinde bulunuyor. Onun bu arzusuna özellikle son günlerde coğrafyamızda sürüp giden tartışmalara bakıldığında da katılmamak elde değil gibi ne dersiniz?