Ayşegül Sönmez: Beğeni, sosyal medya olduğu sürece aşırı fani ve bulaşıcı

Ayşegül Sönmez ile yeni kitabı ‘Çağdaş Sanat Var mı?'yı konuştuk. Sönmez, "Çağdaş sanatın ne olduğu konusunda bir konsensüs yok. Her şey sanat olabilir" dedi.

Abone ol

Aslı Örnek

DUVAR - Sanat fuarları her yıl artan bir ilgiyle karşılaşıyor. Yeni sanatçılar çıkıyor, kimi sanatseverin ‘Bu da mı sanat?’ diye düşünebileceği kimi üretimler oldukça yüksek meblağlara alıcı buluyor. Yıllar geçtikçe sanat, boyut ve mekan değiştiriyor. NFT’ler, yapay zeka üretimi heykeller derken sanat bambaşka bir dünyaya evriliyor.

Gazetecilikle sanat bilgisini buluşturan, Sanatatak sitesinin kurucusu Ayşegül Sönmez, Everest Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı ‘Çağdaş Sanat Var Mı?’yla sanatın geçmişten günümüze evrilmesini kendine özgü yazılarıyla okuyucuya sunuyor.  Sönmez'in tabiriyle bu kitap; bir sesli düşünme kitabı ama bu düşünmeyi üst perdeden bir dille yapmıyor, okuyucuyu da sorular sorarak dahil ediyor. Hatta okuyucunun bu soruların cevaplarını kendisine de göndermesini istiyor.

Ayşegül Sönmez’le yeni kitabını ve kitaptan hareketle sanatın gelişimini konuştuk.    

‘Çağdaş Sanat Var Mı?’ toparlama kitabını çıkarma nedeniniz neydi? Kitap sadece bilgi vermekle kalmıyor aynı zamanda okuyucudan da bilgi ve düşünce bekliyor gibi özellikle sonundaki sorularla bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Buna bir toparlama diyemem. Her biri yeni yazılmış denemeler ve bu kitabın fikir annesi de Milliyet Sanat Genel Yayın Yönetmeni Filiz Aygündüz. Duygu Asena dönemimden bana yadigar dostum. O hep bana “'Çağdaş sanat nedir?’ diye bir kitap yap” diyordu. Beni zorladı ve başladım yazmaya. Hem işin içinde olanlar hem de çağdaş sanattan korkanlara seslendiğim, dediğim gibi sesli düşündüğüm denemeler çıktı ortaya. Bu denemelerin sonunda da okura üç soru soruyorum. Mesela ‘heykel eritme kurulunda yer alsaydınız sürdürülebilir bir dünya ve sanat için kimin heykelleri eritilsin diye oy verirdiniz?’ diye soruyorum. Çağdaş sanat dünyayı değiştirir mi? diye soruyorum. Okurlara yanıtlasın diye boşluk da bıraktım. Bunları bana göndermelerini de istiyorum. Birlikte düşünelim. Birlikte bazı sorulara yanıtlar almak benim için çok değerli.

Kasım ayında 10’uncu yaşını kutlayacak Sanatatak yayınında da 10 yıldır aralıksız sorular sorduğumu, mevcut koşulları analiz ettiğimizi fark ediyorum. Bu önemli bir pratik. Çağdaş sanatın içinden çıkan eleştirel bir pratik. Bence bize olduğu kadar ona da yararı var!

Çağdaş sanatın var olup olmadığı konusunda hala düşündüğünüzü, çağdaş sanata inancınız sarsıldığında Darko Glavan’ı hatırladığını söylüyorsunuz. Çağdaş sanata inancınızın sarsılma nedeni ne? 

Aslına bakarsanız bu bir avangart pratiği. Mevcut manzaraya bakıp analiz yapmak. Mevcut manzarayı sorgulamak. 1990’lardan beri bir yazar olarak tanıklık ettiğim çağdaş sanatı belirleyen değerler neler? Bunlar zamanla nasıl değişti? Ne oldu da değişti ya da neler hiç değişmedi? Kendi kendime sorduğum sorular aracılığıyla tam da günün sanatının koşullarını kendi yazarlık serüvenim doğrultusunda çiziyorum. Avangart hala mümkün diye de soruyorum. Manzoni hepimize hala nasıl yol gösterebilir ona işaret ediyorum. Ama şu da var ki siz yoksanız sanat yok. Siz yoksanız çağdaş sanat da yok! İnanırsanız var, inanmazsanız yok dolayısıyla…

Çağdaş Sanat Var mı?, Ayşegül Sönmez, 188 syf., Everest Yayınları, 2022.

90’ların ortasında merkez medyada çağdaş sanat deyişini kullanan ve buna inanan biri olarak, 'bana göre güncel sanatın kullanım tarihi geçmiştir' ifadesi var kitapta. Peki hangi şekilde tanımlanmalı sizce? 

90’ların ortasında güncel sanat diyerek, bunu merkez medyada yaparak çağdaş sanatı eleştiriyordum. Burada eleştirimiz çağdaşlık projesiydi. Sanattan eleştirel olmasını bekliyordum. Ama daha sonra gördüm ki, çağdaş sanat güncel sanat deyişini yuttu. Ortada tek bir çağdaş sanat kaldı. Bunu başka türlü tanımlamaya bence gerek yok! Ama kendi çağdaş sanat kriterlerimizi ortaya koymaya bence her zaman gerek var. Çağdaş sanata atfettiğimiz anlamları sorgulamaya ne olduğunu bulmaya çalışırken ne olmadığını bulmaya…. Ben çağdaş sanatın olmadığı söyleyemeyecek kadar sanatın içinde biriyim. Ona ve koşullarına bir sosyal bilimci gibi bakıp akademik analizler yapmıyorum. Sokratik bir diyalog içinde çağdaş sanatı tüm bilinirliğiyle ve bilinmezliği, yenilebilir ve süpürülebilirliğiyle, hünkarlarıyla, Banksy’le tarifliyorum.

'BEĞENİ, SOSYAL MEDYA OLDUĞU SÜRECE AŞIRI FANİ VE BULAŞICI'

‘Çağdaş sanatın ne olduğu, çağdaş resmin ne olmadı gerektiği konusunda bir konsensüs gerekiyor’ diyorsunuz. Sizce her şey sanat mıdır, sanat eserinin kriteri neye göre belirlenir? Paraya dönüşmesi mi, üzerine düşünce üretilmesi mi, yoksa bugün izleyici tarafından iyi ya da kötü eleştirilmese bile geleceğe kalacak kriterler taşıması mı? 

Size göre saçma, başkasına göre sarsıcı ya da şok edici. Çağdaş sanatın ne olduğu konusunda bir konsensüs yok. Olması da gerekmiyor ama bu kitabı okuduktan sonra kendi çağdaş sanat tanımınızı yapıp, neden bir eseri saçma bulduğunuzu belirli kriterlerle açıklamanız benim dileğim. Beğeni çok fani bir şey. Hele sosyal medya olduğu sürece aşırı fani ve bulaşıcı. Her şey sanat olabilir. Sanatçının niyeti de bu yöndeyse. Heinz Mack ve Ai Weiwei, iki çağdaş sanatçı ama sanat yapma biçimleri de yaklaşımları da tamamen birbirine zıt. Heinz Mack’e göre Ai Weiwie’nin yaptığı iletişim, sanat değil örneğin... Tıpkı Joseph Kosuth’a göre soyut dışavurumcuların ölü sevici olması gibi. Bunların hepsi var. Önemli olan sizin, benim kriterlerinizin ne olduğu.

'Geleceğe ne kalır?' çok iyi bir soru! Bence çağdaş sanatın çağdaşlığı da bu sorunuzda saklı. Geleceğe neyin kalacağı gerçekten belirsiz. Üstelik bu küresel, neoliberal koşullarda! İnanın bilmiyorum. Eleştirinin de sanat eserinin geleceğe kalması açısından eskisi gibi bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki modernizmin tarihine baktığımızda pek çok eleştirmenin avangart sanatı anlamakta sınıfta kaldığını da görürüz. Büyük dev sponsorların da sanatı geleceğe bırakma konusunda etkili olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden belki çekici bu çağdaş sanat. Üstünde konsensüs yok. Geleceğe kalacağına dair hiçbir belirti taşımıyor. Bugün Jeff Koons için müzayede evleri bir kez lobiye düştü bir daha evlere çıkamaz, diyebiliyor. Hızla birini yükseltip sonra ondan bir anda vazgeçen bir ekosistem bu. Gayet müphem, müphem olduğu kadar da evrensel!

‘2000’ler öncesinin küçük harfle dahi yazılamayacak kadar minik ve az aktörlü plastik sanatlar piyasası çoğunluğu erkeklerden oluşan kendi alıcılarını üretti’ diyorsunuz. Peki neden erkekler başı çekti sizce? 

Dünyada mülkiyetin kaçta kaçı sizce erkeklerde? Yüzde 98’i...

Kitaptan görseller (Murat Tosyalı)

Çağdaş sanatta feminizmden kaçınıldığını ama modada yükselişe geçtiğini söylüyorsunuz. Sizce bunun nedeni ne? Kadın sanatçıların bu etiketten korkup, piyasanın genelde erkek egemenliğinde olup dışlanmak istememesi mi? 

"Feministim diyemem ama akademide hocalarımız hep erkekti” diyen kuşağı da tanıdım, onu takip eden "Ben feministim, başka ne olabilir insan?" diyen kuşağı da. Sonra "Beni feminist ilan etmenin anlamı yok, beni etiketlemeyin" diyen kuşağı, "Feminist sanat yoktur, kuir sanat vardır” diyen kuşağı da...

Erkek egemen piyasa onları dışlamasın diye feminist olmaktan imtina edenleri ise hiç tanımak istemiyorum. Bana sorarsanız ben hep feministim ama feminizm tanımım değişti, dönüştü, hala da dönüşüyor. Çağdaş sanat gibi. #Metoo hareketinden çok etkilendim, Türkiye’de çağdaş sanat alana sirayet etmemesini tam da sorunuzdaki erkek egemen piyasa tezi ile açıklamak pekala mümkün.

Kitapta ‘Geriye dönüp baktığında en sevdiğim sanat söyleşilerimi ya beni çok güldüren ya da çok geren sanatçılarla yaptığımı görüyorum’ diyor ve Philippe Starck’ın yanınıza koyduğu saatli söyleşiyi anlatıyorsunuz. Başka da ilginç söyleşi var mı kitapta yer almayan ama unutamadığınız? 

Söyleşilerimden oluşan kitabım ‘Ben Ayşegül Sönmez Çağın İçinde’de de yer alan en sevdiğim söyleşim Yüksel Arslan ve Ömer Uluç’u The Marmara’nın tepesinde buluşturduğum, Vivet Kanetti’nin de bulunduğu söyleşimdi. Fotoğrafları Muhsin Akgün çekmişti. O fotoğraftan esinlenen bir görsel çalışma da var kitapta. Kitaptaki görsel çalışmaların hepsi özel olarak Murat Tosyalı tarafından yapıldı. Ona da çok teşekkür ediyorum bu arada. Söyleşinin en zevklisini pandemide yaptım galiba. Kendimle konuştum, konuştum... Sonuç, bu deneme kitabı oldu.