Aynur Doğan: Hayallerim televizyonla büyüdü...

'Notaların Öyküsü' röportajlarımıza Aynur Doğan ile devam ediyoruz. Müzisyen Aynur Doğan ile müzikal yolculuğunu konuştuk.

Abone ol

Haden Öz

DUVAR - İlk albümünden bu yana büyük kitlelere seslenen Aynur Doğan, YO-YO MA and Silk Road Ensemble, Kayhan Kalhor, Javier Limon, Kinan Azmeh, Mercan Dede, Cemil Qocgiri, Morgenland All Star Band, Quatour Voce ve Nerderland Blazers Ensemble gibi müzisyenlerle ortak projelerde ve ses getiren uluslararası sinema filmlerinde yer aldı. Folk Roots (fRoots), The London Times, Sons gibi dergilere kapak konusu olan Doğan, The Guardian, El Pais ve FAZ gazetelerinde de yer aldı. Avrupa’nın birçok televizyon ve radyo programının konuğu olan sanatçı, son yıllarda albümleriyle Kürt müziği alanında "en çok satanlar" arasına girdi.

2004'te “Keça Kurdan” 2005'te “Nûpel” adlı albümlerini yayınladıktan Yavuz Turgul’un yönettiği “Gönül Yarası” adlı filmde sesiyle yer alan Aynur Doğan, 2006 yılında İspanya’nın Sevilla şehrinde gerçekleştirilen WOMEX’te (World Music Expo) en etkili performanslardan biri seçildi. Doğan, 2005 ve 2010 yıllarında Nederlands Blazers Ensemble ile birlikte iki büyük konser turu gerçekleştirdi ve bu konserlerin canlı kayıtlarından oluşan Turqoise adlı albüme imza attı. Rewend albümünü 2010 yılında Sony etiketiyle yayınlayan sanatçı, albüme adını veren Rewend adlı şarkıya yönetmen Fatih Akın ile birlikte Hasankeyf’te bir video klip çekti. Yine aynı yıl Sırbistan’da yönetmen Emir Kusturicia tarafından gerçekleştirilen Küstendorf Film ve Müzik Festivali'nde ünlü yönetmen ve oyunculara konser verdi. Sanatçı 2013 yılında besteci ve gitarist Javier Limón ile Kürtçe şarkılarla flamenkonun bir araya getirildiği Hevra / Beraber albümünü çıkardı.

Sanatçı, 2012 yılında Morgenland Festivali'nde Kayhan Kalhor ve Salman Gambarov ile Cemil Qoçgiri’nin de yer aldığı Hawniyaz projesini gerçekleştirdi. 2016'da Almanya'da canlı olarak kaydedilen projenin albümü Harmonia Mundi Latitute tarafından tüm dünyada yayımlandı ve Almanya’nın prestijli ödüllerinden olan Deutsche Schallplatten Kritik ödülünü aldı. 2014 yılında Yo-Yo Ma ve Silk Road Ensemble’ın İstanbul yolculuğunda yolları kesişen Aynur’un, Yo-Yo Ma ile beraber verdiği performans yönetmen Morgan Neville’in yönettiği “The Music of the Strangers” filminde yer aldı. Aynur Doğan, Mart 2017’de, Berklee Müzik Okulu Akdeniz Enstitüsü tarafından 2017 yılının Akdeniz Müziği Ustası Ödülüne layık görüldü.

Bir müzisyen olarak Aynur Doğan için müzik nedir, hayatına ne katıyor, onsuz bir hayat düşünebiliyor mu, bu salgın sürecinde hayatı nasıl etkilendi? İşte tüm bu sorulara yanıt aradık.

Aynur Doğan

Dinlediğiniz veya söylediğiniz ilk şarkı neydi, ne hissetmiştiniz?

İlk hatırladıklarım annemden dinlediğim ninniler, bölgedeki kilamlar ve cemlerde dinlediğim deyişlerdi. Mesela “Bir Dost Bir Post Yeter Bana” ve “Seyde Min”. Bu şarkıları çok belirgin, tüm sözleri ile hatırlıyorum ve dinlerken sanki kutsal bir şeylerin beni koruduğunu hissediyordum.

Ne zaman müzikle uğraşmaya karar verdiniz?

Küçüklüğümden beri hep şarkı söylerdim fakat televizyon geldiğinde hayallerim daha da büyüdü. Yani bir gün müzik yapacağıma veya müzisyen olacağıma inanıyordum. Profesyonel olarak ise İstanbul’a geldikten sonra 1994’ten beridir...

Müzik yapmıyor olsaydınız ne yapardınız?

Kendimi müzik yapmadan düşünemiyorum. Ama arkeolog olmak ve doğa sporları da yapmak isterdim.

Keşke çalabilseydim dediğiniz bir enstrüman var mı?

Armonik olan bütün enstrümanları çok iyi çalmak isterdim. Sanırım en çok piyanoyu çok iyi çalmak isterdim. Evde bazen kendi kendime çalarken her dokunduğum tuştan gelen sınırsız tonlar o kadar güzel ki, “Vay be ne güzel çaldım!” diyorum kendi kendime. Halbuki piyanoyu ilk çalanların hepsinin yaşadığı aynı duyguyu yaşıyorum, hangi tona değse parmaklar bambaşka bir dünya oluşuyor.

Müziksiz bir hayatı tarif edin desem...

Çorak, susuz, verimsiz ve renksiz bir toprak; ruhsuz, sevgisiz bir dünya...

Kim ile, ölü veya sağ, aynı sahneyi paylaşmak isterdiniz?

Hasret Gültekin saz çalsaydı ben de söyleseydim diye hep hayal ederdim. Zaman zaman keşke gerçekleşebilseydi diye iç çekerim!

'SAYISIZ GÜZELLİKTE ESER VAR'

Sizin belirlediğiniz 5 müzik eseri insanlıktan geriye kalsaydı, listeniz ne olurdu?

Bu sorunun cevabı gerçekten de çok zor, sayısız güzellikte eser var. Dünyadaki diğer kültürlerin, toplumların müziklerini dahil edersek işin içinden çıkmak oldukça güç olurdu ve asla beş tane şarkı yazmazdım. Sadece bu coğrafya ile sınırlı kaldığımda ise aklıma hızlıca gelenler; Evdalê Zeynikê, Hekîmo , Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri, Bêrîvanê, Kara Toprak, Daye Daye, Adana Ağıdı olurdu.

'MÜZİK VE SANAT BİRLEŞTİRİCİDİR'

Tarih boyunca muktedirlerin diğer sanat dalları gibi müzikle de sorunu olmuştur.Müzisyenler, şarkıcılar, şarkılar yasaklanmış, baskılara maruz kalmıştır. Sizce muktedirler neden müzikten korkuyorlar?

Çünkü müzik, sanat birleştiricidir, kimliksiz ve cinsiyetsizdir, umuttur, güçtür. Bu ise gücü elde tutmak isteyenlerin en çok korktuğu şeydir.

Salgın genel olarak hayatınızı ve özel olarak müzik hayatınızı nasıl etkiledi?

Salgın, kuşkusuz bütün dünya gibi beni de hem maddi hem de manevi anlamda çok etkiledi. Benim için ayrıca keyifsiz olan tarafı, uzun bir aradan sonra çıkarmış olduğum Hedûr albümüne denk gelmesi oldu. Hedûr albüm turnesi için hem Avrupa hem de Türkiye’de planladığımız 30’a yakın konseri iptal ettik. Bunlar içinde çok önemli olan ve yapmayı çok istediğim konserler de vardı. Fakat en can sıkıcısı ise, uzun bir aradan sonra Türkiye’de yapacağım turneme denk gelmesi beni manevi olarak etkiledi.

Genelde internet, özelde sosyal medya sanatın birçok dalını olumlu veya olumsuz anlamda etkiledi. Sizce internetin müziğe en olumlu ve en olumsuz etkisi nedir?

İnternet, dünyanın herhangi bir köşesindeki tınıya ulaşabilme kolaylığı ve zenginliği sağlıyor. Ama aradığı her şeye ulaşma kolaylığının vermiş olduğu doyumsuzluk ve tüketim refleksi iyiyi ve kaliteliyi ayırt etmeyi zorlaştırıyor.

Dinlediğiniz zaman "Ben bunu daha önce nasıl olur da dinlememişim" dediğiniz ‘geç’ keşifleriniz var mı?

Son zamanlarda daha çok blues dinlemeye başladım, özellikle de Robert Leroy Johnson.

Son olarak hiç unutmayacağınız ve size "İyi ki de müzik yapıyorum" dedirten bir anınız var mı?

Yaşadığım her an “İyi ki de müzik yapıyorum” diyorum. En son, karantinadan hemen sonra İtalya’da Ravenna Festivali kapsamında klasik müziğin en önemli müzik şeflerinden Riccardo Muti ile aynı sahneyi paylaştım. Konser, tarihi Paestum’daki eski Yunan tapınaklarında, ay ışığı altında gerçekleşti. Mistik ve büyülü bir yerdi. O an sahnede olmaktan büyük keyif almıştım ve “İyi ki müzik yapıyorum” demiştim. O zor, garip süreçten sonra çok güzel bir nefes oldu.