Ayasofya’da 'düşman' ihtiyacı

Mart 2019’a kadar “Ayasofya’nın tekrar camiye dönüştürülmesi” meselesine mesafeli yaklaşan, 2013’te parti içinden bu konuda yükselen tek ses karşısında bile ölü taklidi yapan iktidar sözcüsü basın neden ön sayfasında her gün Ayasofya’ya yer veriyor?

Abone ol

Gökhan Tan*

İktidar, kendi sorumluğundaki başarısızlıkları ne zaman sanal düşmanlara havale etmeye kalksa aklıma, “Hiç gitmediği İstanbul’da aracının plakasına 48 defa ceza kesilen çiftçi” haberi geliyor. Sivas’ın Kartaca köyünde yaşayan çiftçi, hiç görmediği bir kentin, bilmediği köprülerini, kullanmadığı otoyollarını kaçak geçtiği gerekçisiyle sürekli cezaya maruz kalıyor; icralık oluyor. Çiftçi Aydın, ilk cezadan bir yıl sonra, 1994 model aracının plakasının, ne model ne de renk olarak kendi aracına benzemeyen bir araç tarafından taklit edildiğini öğreniyor. Gelgelelim cezalar dört yıl boyunca devam ediyor. DHA’nın Ocak 2018’de yayınlandığı haberde “Ben cezanın birini iptal ettirene kadar bir ceza daha geliyor” diyordu Aydın.

Çiftçi Aydın’ın binlerce liralık cezaya maruz kalmasının gerekçesi Aydın’ın hayatında hiç görmediği bir kentte bulunmasıyken, örneğin, Türk Lirası’nın değer kaybetmesinin ve vatandaşın cebindeki paranın sürekli küçülmesinin müsebbibi de “Türkiye’nin ekonomik yükselişini, büyüme hızını çekemeyenler”. Kim olduklarını bilmiyoruz ama ülkenin gelişmesini istemiyor ve sürekli saldırılar düzenliyorlar. Gezi kalkışmasını destekleyen “faiz lobisi” de böyle bir yapı mesela. Doğal ve tarihi alanları yok eden HES ve barajlara, nükleer santrallere “Türkiye’nin enerji alanında dışa bağımlı kalmasını istediği için” karşı çıkan bir grup da var. Nadiren kim olduklarını öğrenir gibi oluyoruz. Örneğin Almanların yerli otomobil atağından rahatsız olduğunu, üçüncü havalimanını çekemediğini duyuyoruz (her ikisi de Sabah’ın haberiydi.) Gel gör ki havalimanının enerji altyapısından, uçak bildirme köprülerinin üretimine kadar başlıca ihtiyaçlarının Alman şirketlerince karşılandığı ortaya çıkıyor. Yani kimi zaman söylem somut özneler üzerinden sürdürülmeye çalışılsa da bu kez “düşmanlığın” sanal olduğu ortaya çıkıyor.

AYASOFYA

1934 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla müze olmasına karar verilen Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi tartışmasında da benzer bir çabayla karşı karşıyayız. Çünkü Türkiye’nin mevcut yönetim biçiminde Ayasofya’yı camiye çevirmek için Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) önünde hiçbir engel yok. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kendi imzalayacağı kararname ile bunu gerçekleştirme yetkisine sahip. Yetki ve güç Erdoğan’dayken ihtiyacı duyulan tek eksiklik, tüm engellemelere rağmen karşısında “zafer” kazanılacak bir özne ya da özneler.

Ayasofya, AKP iktidarı boyunca parti dışından muhafazakâr ve milliyetçi kesimlerin gündem haline getirip AKP’ye kabul ettirmeye çalıştığı bir konu oldu. AKP, lideri Erdoğan’ın inisiyatifiyle bu sunî gündeme hiç ortak olmadı ya da Erdoğan’ın “Önce Sultanahmet’i doldurun” gibi muğlak cevaplarıyla geçiştirdi.

YASİN AKTAY(2014): 'GÜNDEMİMİZE HİÇ GİRMEDİ'

2014’te BBC Türkçe için görüşüne başvurduğum AKP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Aktay, Ayasofya'nın ibadete açılması konusunun partisinin gündemine bugüne kadar hiç girmediğini belirtirken şunları söylemişti: “Dışarıda birileri bir takım gündemler oluşturmaya ve AK Parti'nin gündemine sokmaya çalışıyor. Kendi gündemini ülkenin gündemi haline getirmek istiyorlar. Bu bizi ilgilendirmiyor. Ayasofya'nın şu andaki statüsü, uluslararası ve Türkiye'de genel anlamda kabul gören bir statü. Geleceğe dair bir blokaj da koymak istemem ama şu anda kesinlikle böyle bir gündem mevzu bahis değil."

Parti içinde Ayasofya’yı cami olarak görmek isteyenler olsa bile bu talep hiçbir zaman yüksek sesle söylenmedi. AKP kurucularından İsmail Kahraman’ın, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı olduğu dönemde (Kasım 2015–Haziran 2018) Ayasofya ile ilgili tavrı merak konusuydu. Çünkü Kahraman, 1967’de Papa 6. Paul’ün Ayasofya’yı ziyaretine tepki olarak müzede namaz kılan Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) üyelerine öncülük etmişti. Gazete Duvar'dan öğrendiğimize göre İsmail Kahraman, 2017’de Ayasofya’da cuma namazı kılmak -ve bu isteğini de TBMM’nin kurulduğu 23 Nisan’da gerçekleştirmek- istedi. Habere göre Erdoğan Kahraman’dan bu dileğini ertelemesini istedi.

BAŞBAKAN YARDIMCISININ DİLEĞİ

Ayasofya’yı gündeme getirme çabasının parti dışında geliştiğini ve parti içinde dile getirilen dileklerin de yine parti içinde kaldığını söylüyorum. Fakat bu teamülün bir tek, ama çok güçlü bir istisnası var: Bülent Arınç. Arınç, 15 Kasım 2013’te Başbakan Yardımcısı olarak Sultanahmet meydanında katıldığı açılışta, “Bu mahsun Ayasofya'ya bakıyoruz, inşallah güleceği günlerin yakın olmasını Allah'tan diliyoruz” dedi.

AKP iktidarı boyunca bu isteği yüksek sesle dile getiren tek ismin, görev döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğü kendi bakanlığına bağlı olan, böylelikle İznik ve Trabzon’da aynı isimdeki (Ayasofya) iki müzenin tekrar cami olarak hizmete girmesini sağlayan ve en önemlisi, kendi tabiriyle parti içinde “özgül ağırlığa” sahip olan Bülent Arınç olması belki de sürpriz değil.

Dikkat çeken şey, neredeyse en önemli gündem maddesi olarak Ayasofya’yı gören ve konuya her gün ön sayfasında yer veren AKP sözcüsü basının 15 Kasım 2013’te, AKP’den o güne kadar dile getirilen en yüksek, tek yüksek sesi görmezlikten gelmesi. İktidara yakın basının “amiral gemisi” Sabah’ın 16 Kasım 2013 tarihli nüshasında (keza 17 Kasım 2013’te de) Bülent Arınç’ın “Ayasofya’nın dileği” hakkında tek satır yok. Sabah, 16 Kasım 2013 tarihli nüshasının ön sayfasından duyurduğu, “Atina’ya minaresiz cami” ve 9. sayfasındaki “Almanya’da cami arazisine saldırı” haberlerini yayınlamış. Anlaşılan o ki Sabah, yurtdışındaki cami projeleri ve arazileriyle ilgili gelişmelerin, bugünlerde “kamuoyunun bilgilenmesi” açısından vazgeçilmez bulduğu Ayasofya ile ilgili haberden daha önemli olduğunu düşünmüş.

Sadece Sabah değil, 16 Kasım 2013 tarihli nüshalarına baktığımız iktidara yakın hemen tüm gazetelerin Başbakan Yardımcısının Ayasofya dileğini “haber değeri taşıyan” bir gelişme olarak değerlendirmediğini görüyoruz. Bu gazeteler içinde haberi küçük de olsa ön sayfadan gören iki gazete, “Ayasofya sinyali” başlığıyla Yeni Şafak ve “Ayasofya için ibadet sinyali” başlığıyla Milliyet. Akit gazetesi arka sayfasında, Türkiye ise iç sayfasında yer vermiş. Ayasofya konusunda en duyarlı olduğu düşünülen, müze önünde toplu namaz etkinlikleri düzenleyen Milli Görüş çizgisinin yayın organı Millî Gazete’nin gelişmeye sessiz kalması ise ayrıca dikkat çekici.

SABAH'TAN 'FİKRİ TAKİP'

2013’ün sessiz amiral gemisi Sabah’ın, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinin hemen öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nihayet, "Bir adım atmanın zamanı gelmiştir” açıklamasından sonra Ayasofya’nın haber değeri taşıdığına kanaat getirmesi şaşırtıcı değil. 2020 yılında iş icraata geldiğinde...

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Ayasofya’yı camiye çevirmeyin diyorlar. Türkiye’yi siz mi idare ediyorsunuz, biz mi?” (9 Haziran)

AKP Grup Başkan Vekili Mehmet Muş: “Ayasofya için Temmuz’u bekleyin.” (10 Haziran)

CHP’li Kaboğlu’dan skandal sözler (11 Haziran)

CHP’nin pusulası iyice şaştı: “Millet Ayasofya’nın ibadete açılmasını beklerken CHP’li Kaboğlu’nun ‘Sultanahmet Camisi müze yapılsın’ teklifine büyük tepki geldi.” (12 Haziran)

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: “Ayasofya ulusal egemenlik meselesidir.” (12 Haziran)

Avukat Mehmet Sarı: “[Ayasofya’yı müzeye dönüştüren] Atatürk’ün imzası sahte olabilir.” (13 Haziran)

Ayasofya haziresinde beş padişahın türbesi var (14 Haziran)

Devlet Bahçeli: “Ayasofya mutlaka ibadete açılmalı.” (15 Haziran)

Ömer Çelik: “CHP’nin Sultanahmet çıkışı İslamofobik (…) CHP’nin Ayasofya dili Türkiye içindeki ayırımcı dildir.” (16 Haziran)

'TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN MÜLKÜDÜR VE FETHEDİLMİŞTİR'

Atatürk’ün imzasının sahte olduğu iddiası, Ayasofya’nın Fatih’in vakfı olduğu, padişahların türbesinin burada bulunduğu gibi yıllardır çiğnenen şeylerin dolgu malzemesi olarak kullanıldığı Sabah gazetesi manşetleri örneğinde tüm odağın yine ihtiyacın karşılanmasına yönelik, içeride ve dışarıda “karşısında zafer kazanılmaya ihtiyaç duyulan öznenin” inşasında olduğunu görüyoruz. Bunlar: “Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını çekemeyenler”, “ezanın ya da Kur'an-ı Kerim'in nerede okunacağına karar vermek isteyenler”, “İstanbul’un kime ait olduğunu hâlâ tartışmaya açmak isteyenler”, “kendi coğrafyasına ve değerlerine yabancı olanlar”, “ayrımcı dil kullanan İslamofobikler”...

Bu sıfatların kullanıldığı özneler kimi zaman, “Ayasofya'da Kuran'dan ayetler okunmasının Hıristiyanların dini duygularına hakaret anlamına geldiğini” belirten Yunanistan, kimi zaman Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu'nda “Ayasofya’nın karmaşık çok dinli tarihinin korunmasını desteklediklerini Türk hükümeti yetkililerine ileten” ABD Dışişleri Bakanlığı ya da “Topkapı Sarayı da, Ayasofya da, Sultanahmet de müze olmalı. Çünkü bunlar artık insanlığın ortak malı” diyen CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu.

Özellikle Kaboğlu’nun sözleri ihtiyaca ziyadesiyle karşılık vermiş olmalı ki beş gün arayla iki kez Hükûmet Sözcüsü Ömer Çelik tarafından kullanıldı ve konu bir haftada üç kez üç Sabah’ın ön sayfasında yer aldı.

İHTİYACA KARŞILIK GAZETECİLİK

Ayasofya konusunda Sabah’ın sayfaları, bir gazetenin yıllardır uzak kaldığı bir konuyu neden gündemde tutmaya çalıştığının mükemmel bir örneği. Ama iktidar basınının bunu nasıl yaptığının bir cevabı da yine Sabah’ın başlıklarında mevcut.

Gazetenin 10 Haziran’da AKP Grup Başkan Vekili Mehmet Muş’un ağzından verdiği “Ayasofya için Temmuz’u bekleyin” başlığına bakınca, konu edilen gelişmede haber değeri taşıyan olguyu öğrenemiyoruz. Çünkü haber konusu gelişme, başlığa yansıtılan şekliyle AKP’nin Ayasofya’nın ibadete açılması için temmuz başında Danıştay’ın vereceği kararı bekliyor olması değil. Haber konusu gelişme, meclisteki İYİ Parti Grubu’nun, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması için verdiği önerinin AKP’li vekillerin oylarıyla reddedilmesi. (Bu arada lideri Bahçeli’nin beş gün sonra “mutlaka ibadete açılmalı” diyeceği Ayasofya için meclisteki MHP vekilleri de oylamada çekimser kaldı.)

Haberi doğru yansıtması için rahatlıkla “İYİ Parti'nin Ayasofya’nın ibadete açılması ile ilgili önerisi, TBMM’deki oylamada AKP tarafından reddedildi” gibi bir başlık atılabilecekken bu tercih edilmiyor. Çünkü bu tür bir başlık, iktidarın ve Sabah’ın ihtiyacını karşılamıyor.

Başkan Vekili Muş’un sözleri haberin kendisi değil; haber konusu gelişmeye getirilen yorum. Muş, İYİ Parti’nin önerisini neden reddettiklerini açıklıyor. Bu açıklama da haberin kendisiymiş gibi sunuluyor. Haberin kendisini değil, iktidarın/güçlünün bu gelişmeye nasıl tepki verdiğini görmek, gerçeğin deformasyonuna hizmet eden ve habercilikten uzaklaşan basında kemikleşmeye başlayan bir uygulama.

Ayasofya konusuyla ilgili son gelişme, Hürriyet’in haberine göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP Merkez Yürütme Kurulu toplantısında “2 Temmuz'da alınacak Danıştay kararının ardından Ayasofya’da namazımızı kılarız” demesi ve ilk namazın 15 Temmuz’da kılınmasının önerilmesi.

Her iki dinin öğelerini taşıyan bir mabedin bu kadar kısa bir sürede nasıl İslamî koşullara uyumlu hale getirilebileceği bir başka yazının konusu. Tarihçi yazar Dr. Ahmet Anapalı’nın yalanlanmayan iddiasına göre cami için 5 bin metrekarelik bir halı bile sipariş edilmiş. Bu iddia doğru ise yine, yazı boyunca cevaplamaya çalıştığım soruya geliyoruz:

Önünde hiçbir engel olmayan ve uygulanmasına da başlanan bir konuda neden engelci aranıyor?

*Gazeteci