Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi'nden Duvar'a mektuplar

Türkiye'nin ilk güzel sanatları lisesi olan Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi de proje okullar kapsamına alındı. Okula özel sınavlarla alınan öğretmenler başka liselere gönderiliyor. Yerlerine kimlerin nasıl bir seçimle geleceği sorusu öğrenci ve velileri tedirgin ediyor. Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi'nin öğrencileri ve öğretmenleri Duvar'a mektup yazarak seslerini duyurmaya çalıştı.

Abone ol

DUVAR - Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi, Behçet Kemal Çağlar Lisesi bünyesinde açılan ülkenin ilk güzel sanatlar okulu… Bugüne kadar ülkenin pek çok sanatçının yetişmesine vesile olmuş okulun kurucularından olan zamanın Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol, açılış kurdelesini kesmesini Devlet Sanatçısı Ahmet Adnan Saygun’dan rica etmiş. Saygun kurdeleyi keserken duygularını şöyle ifade etmiş: “Şu an heyecandan ölebilirim. Ama ölmeyeceğim, çünkü bu okuldan yetişecek gençlere hizmet etmek istiyorum.”

'ÇAĞDAŞ EĞİTİM ANLAYIŞI'

Açılış günü Avni Akyol da okulun şeref defterine şunları yazmış: “Sanat eğitiminden yoksun bir milli eğitim özsüz duygusuz ve ruhsuzdur. Çünkü, sadece sanatta öz ve biçim, soyut ve somut, duygu ve düşünce birbirinden ayrılmaz bir özellik, güzellik ve uyum içindedir. Sanat eğitimi yetersiz olan bir eğitim de noksandır, yeni ve çağdaş eğitim anlayışına uygun değildir.”

Okulun açılış törenine Adnan Saygun ve Avni Akyol da katıldı.

Değişen dünya şartlarında bilgi toplumunun insanını yetiştirmeyi amaçlayan ve yetenek sınavı ile öğrenci alan okul; öğrencilerinin sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılayacak, yeteneklerini geliştirecek ve günün teknolojisini kullanarak akademik, mesleki ve teknik eğitim verecek ortamları hazırlıyor.

VELİLER VE ÖĞRENCİLER TEDİRGİN

Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi de Milli Eğitim Bakanlığı'nın proje okul yaptığı eğitim kurumlarından biri. Atama yönetmeliği değiştirildiği için, bu okulda da 8 yılını dolduran öğretmenlerin başka okullara tayin ediliyor. Öğrenci ve veliler bu durumdan tedirgin. Okula öğretmen olmak için sınavla seçilen ve okula yıllarını vererek öğrencilerin ihtiyaçlarına yönelik özel müfredat hazırlayan bu öğretmenlerin yerlerine gelecek öğretmenlerin aynı vasfa sahip olacağı konusunda endişeli olan veli ve öğrenciler geçtiğimiz günlerde eylemler yaparak seslerini duyurmaya çalıştı.

Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri seslerini duyurmak için Duvar'a mektuplar yazdı. Mektupla seslerini duyurmaya çalışanlar arasında, okulun eski mezunları ile eski öğretmenleri de var. İşte bu mektuplardan bazıları...

'ÖĞRETMENLERİMİZ YETENEK SINAVI İLE GELDİ'

Öğretmenlerimizin gitmesini istemiyorum. Bizim öğretmenlerimiz yetenek sınavı ile gelmişlerdi, yani gelecek öğretmenler aynı sınava tabi tutulmayacakları için şu an aldığımız eğitimi, öğretmenlerimizin bize kattığı şeyleri onlardan alamayacağız.

-Öğretmenimin gitmesinden çok rahatsızım. Benim gibi çok öğrenci mağdur ve benim hocam giderse ben bir başka öğretmenden bir şeyler öğrenemeyeceğim. Benim gibi öğretmenlerini ailesinden ayırmayan bütün öğrenciler, öğretmenlerinin gitmesini istemiyor. Fulya hoca gittiğinde, sınavsız olarak gelen bir öğretmen bana başarmam için gerekli olan eğitimi veremeyecek. Başka hoca istemiyorum. Hocamı seviyorum.

'OKUL BÖYLEYKEN GÜZEL'

Öğrenciler okula yetenek sınavı ile alınıyor.

-Boşluktayız! Geleceğimiz ne olacak? Nasıl olacak? Hiç bilmiyoruz.

Bizim okulumuz biraz farklıdır; öğrenciyken bile ilk başlarda okula alışmak gerekiyor, alıştığımızda ise tadından yenmiyor. Okula yeni bir hoca bile gelse yeni olduğu (tecrübeli bile olsa) çok fark ediliyor, alışmak gerekiyor. Bu da zaman alıyor. Hal böyle olunca neredeyse bütün hocaların (resim bölümünün hepsi) gitmesi okulun seyrini, halini, tavrını çok değiştirecekmiş gibi geliyor.

Ben değişmesini istemiyorum. Okul böyleyken güzel. Öğretmenlerimizi seviyoruz.

'GELECEĞİM HAKKINDA ENDİŞELİYİM'

-Proje okullarında yapılan bu değişimle, hem öğretmenlerimizin kazanılmış hakkı (sınava girdikleri için), hem bizim alışmış olduğumuz atölye ortamı, hem de ders düzenimiz ve öğretmenlerimizle aramızdaki bağ elimizden alınmıştır. Bu kurulu ve sistematik işleyen düzenin bozulmasında hiç bir mantık bulamıyor, okulun geleceği için de sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Bu olay gerçekleştiğinde ne yapacağımı, tekrardan bunca şeye nasıl alışacağımı bilmiyorum. Ben lise hayatımın ortasındayım ve ilk yarısı ve son yarısı birbirinden tamamen farklı olacak. Çünkü okul tamamen farklı öğretmenlerle dolu olacak. Geleceğim hakkında ciddi endişe duyuyorum. Okulun değişmesini, okulumun kapanmasını, bu geleneğin kaybolmasını istemiyorum.

'BURASI SADECE BİR OKUL DEĞİL'

-Okulumuz 250’ye yakın öğrenciye sahip. Bu öğrencilerin neredeyse hepsi aynı amaç için burada okuyor. Sanatçı olmak için… Resim ve müziğin içinde farklı kollarda ustalaşmaya çalışırken aynı zamanda bazı şeyleri anlamaya çalışıyorlar; yapacakları eserleri tanıtacakları toplumu anlamaya, hayatı anlamaya, içinde bulundukları durumu anlamaya çalışıyorlar. Bizim gibi ‘proje’ adı altındaki okulların diğer okullardan farkı, belki de sayıca az olduğumuzdan dolayı, daha özel, daha kapsamlı ve normal aldığımız fen, matematik, dil bilgisi gibi derslerin yanında toplumu, insanı, hayatı öğretmeye yönelik olmasıdır. Hocalarımız, bu okullara tıpkı bizim gibi belli bir yeterlilik sınavını kazanarak gelmiş, bu okullarda yıllarca çalışıp tecrübe edinmiş, okulun kültür ve geleneklerini benimsemiş ve birçok iyi sanatçı mezun etmişlerdir. Değiştirmek istediğiniz bu hocalar, bizi sadece en iyi şekilde eğitmiyor, aynı zamanda yaşımızla gelen merakla olabilecek yanlış tercihlerimizi de kontrol altında tutuyorlar. Yetenekli ve iyi işler çıkartan insanlar olmanın dışında sanatçı olmak için gereken vasıfları da kazanmamıza yardım ediyorlar. Yıllarca tecrübe ettikten sonraki -tecrübe derken bu okulla geliştiklerini, zaman, efor ve diğer şeylerinden gönüllü olarak fedakarlık ettiklerini, okulu ve öğrencilerini başka bir seviyeye taşıdıkları bütün bu yıllarda bahsediyorum. Bu tür okulların içinde bulundukları öğrenci profilini tanımış, nerede yanlış yaptıklarını, nelerle ilgilendiklerini ve nasıl daha başarılı olduklarını çözmüş, bilge, olgun, sevecen bu insanları, bu hocaları, bu sanatçıları ait oldukları yerden alıp sürgünvari bir şekilde başka okullara görevlendirmek, yanlış ve mantıksızdır ve başka amaçlar taşımaktadır. Sanatçı yetiştiren bu tip okullar sadece birer okul değildir. Burası bizim yuvamız, eğitimle beraber gelen sevdiğimiz işi yapmamıza olanak sağlayan bir bina, bir topluluk, bir sığınaktır. Okulumuzdaki bazı öğrenciler hocalarını ailelerinden daha sık görüyorlar ve mezun aldıktan sonrada onları görmeye devam edip bağlarını koparmıyorlar. Burası sadece bir okul değil. Burası bizim, hocalarının, mezunlarının ve daha gelecek olan nice gencin geçmişidir. Sanat okullarını sanat okulu yapa, ya da sizin deyiminizle “proje” okulu yapan hocalarıdır. Lütfen aynı zamanda birer sanatçı ve memur olan hocalarımızı bizden alıp hem bizi hem de onları zora sokmayın.

'OKULUMUZUN GELECEĞİ GİDİYOR'

Okulda eğitimin büyük bölümü atölyelerde veriliyor.

-Okulumuzdaki öğretmenler gidiyor, okulumuzun geleceği gidiyor. Okulumuz Türkiye Cumhuriyeti'nde açılan ilk Devlet Güzel Sanatlar Lisesi olarak kurulmuş ve açıldığından beri öğretmenlerini sınavla seçmektedir, ancak proje okulu olduğundan dolayı okulumuza sınavla alınmış öğretmenler sekiz seneyi doldurdukları için başka okullara sürülüyorlar; isyan ediyoruz, kabul etmiyoruz.

'OKULUN BAŞARISI DÜŞECEK

-Şu anda eğitim aldığım okulun resim ve müzik hocalarının değişmesi ve yerlerine herhangi bir yetenek sınavına girmeden yeni hocaların gelmesi beni son derece endişelendiriyor. Bizleri eğiten hocaların hepsi başarılı insanlar ve değişmelerini gereksiz buluyorum ve okulun genel başarısında düşüş olacağını düşünüyorum. Bu durum beni çok rahatsız ediyor. Hocalarımın değişmesini istemiyorum.

'OKULUMUZUN GELECEĞİNİ BİTİRİYORLAR'

-Okulumuz bir ülkenin olmazsa olmazı olan ‘sanatçı’ yetiştirmektedir. Okulumuzu bu kadar iyi hale getiren tabii ki öğretmenlerimizdir. Şimdi ise dindar, kindar, sanat düşmanı olan bakanlık, öğretmenlerimizi bizlerden alıyor; almakla kalmayıp okulumuzun geleneğini bitiriyorlar. Bizler Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri olarak geleceğimize sahip çıkıyoruz. Öğretmenlerimizi bizlerden alamazsınız, okulumuzu kapatamazsınız.

'İMAM HATİP LİSESİNE ATANDIM'

Öğretmenlerden gelen mektuplar ise şöyle:

-Biz güzel sanatlar lisesi öğretmenleri ve öğrencileri olarak bu yıla bir sürprizle başladık. Okulun açılmasından bir hafta sonra neredeyse okulun tüm öğretmenlerinin tayin istemesi gerektiğini açıklayan yazı elimize ulaştığında bunun bir yanlış olduğunu ve bu yanlışı fark edip düzelteceklerini düşündük, fakat sonuç öyle olmadı ve ben şu anda evime dört araçla gidilen bir yerdeki bir İmam Hatip lisesine atandım.

Başka arkadaşlarım da aynen benim gibi yaşadıkları yerlerden çok uzaklara lise, teknik lise, imam hatip ve ortaokullara atandılar. Biz buna sürgün diyoruz. Neden cezalandırıldığımızı anlayamıyoruz. Bize seçeceğimiz okullar açıldığında seçip seçmemek arasında karasız kaldık, çünkü iyi bir okul veya yakın bir yer bile olsa biz bu okulda kalmak istiyorduk. Bu okulun anlamı bizim için büyük! Bizimle görüşmek isteyen diğer liselere bile görüşmeye gitmedim.

Çok uzun süre önce -ben daha öğretmen olmadan önce- bir okul sergisini tesadüfen gezmiştim. Yapılan işler o kadar iyi ve heyecan vericiydi ki ben gün bu okulda öğretmen olmaya karar vermiştim. Ben bu okul için öğretmen oldum. Bu okulda öğretmen olmanın şartları vardı. Üç yıl başka bir okulda çalışmış olmak, daha sonra bakanlığın Ankara’daki yetenek sınavlarına girerek yeterli puanı almak ve atanmak. Sadece bu okul için bu şartların hepsini en iyi şekilde yerine getirdim. Okulumuz yatılı bir okul ve çok farklı öğrenci profilleri geliyor. Bu farklılıklara rağmen uyum içinde, zevkle ve merakla çalıştık. Birlikte geçirdiğimiz bunca yıl, çalışma zevkimiz, ilgimiz her yeni gelen öğrenci grubu ile yeniden alevlendi. Biz işimizi tutkuyla ve severek yaptık ve başarıyı hep yükselttik. Öğrencilerimizin başarısı bizim umudumuz, sevincimiz, şevkimiz oldu.

Okulumuz derslerin işleyişi gereği az sayıda öğrenci ile uzun zamanlar geçirilerek yapılıyor, bu süreçte o öğrencinin hakkında bir sürü bilgiye sahip oluyorsunuz. Öğretmen- öğrenci ilişkisinden çok meslektaş ilişkisi kuruyorsunuz; aile içinde çok anlaşılmayan, düz liseye gitse kaybolup gidecek farklı düşünce yapılarına, yaşam biçimlerine sahip tertemiz ve yetenekli bu genç insanları sanata, hayata hazırlıyoruz, bunu yapmaktan da büyük keyif alıyoruz. Ben önce öğretmen sonra sanatçı olarak, en önemlisi bir insan olarak henüz bu okullara gelmemiş, gelememiş öğrencilere üzülürken, gelecek nesillerin bu tür okullarda okuyamayacak olma ihtimaline bile üzülür hale geldim. Hem gelecekteki çocuklarımızın, hem bizim gibi öğretmenlerin, hem de toplumumuzun sanat okullarına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Endişeliyim hem kendim, hem öğrencilerim için… Kendimi bile düşünemiyorum, öğrencilerimi düşünüyorum. Onlara ne olacak? Yeni gelecek öğretmene uyum sağlayabilecekler mi? Onlar bizim tecrübelerimize sahip olacak mı? Bana gelince, öğrencilerimden, yani ailemden ayrılmanın verdiği derin üzüntü bir yana, ne yapacağımı bilmiyorum artık! Ya öğretmenlik yapmayı bırakacağım ya özel ders vereceğim ya da… Bilmiyorum… Bildiğim tek şey, bu çocukların, geleceğin sanatçılarının bizlere ihtiyacı var.

Lisede ağırlıklı olarak uygulamalı eğitim veriliyor.

'BU DURUM İÇİMİ ACITIYOR'

23 yıl emek verdiğim, hepsi kendi alanlarının en iyileri olan, deneyimli ve fedakar öğretmen arkadaşlarımla dişimizi tırnağımıza takarak çalıştığımız , müstahdem yokluğunda atölyelerini süpürdüğümüz , öğrencilerimize ve kendimize yuva edindiğimiz bu güzelim okulun, güzelim idealist insanların düştüğü bu durum, içimi acıtıyor… Sanat eğitiminde usta - çırak ilişkisinin, geleneğin önemini anlatmak her dönem zordu; ama bizler buna çok özen gösterdik. Bu okulun öğretmenlerinin ve öğrencilerinin çok ÖZEL olduğuna, böyle bir kadronun ve yılların deneyiminin (ki bu deneyimler, önünde örnek olmadığından, deneme- yanılma, çoğunlukla hatalardan ders çıkarma yöntemiyle oluştu ve aktarıldı) bir kalemde çöpe atılmayacağına inanıyorum… Lütfen yetkililere ulaşalım, bizi dinlemelerini, anlamalarını sağlayalım… Lütfen bizleri, çocuklarımızı duyun!  İAAGSL emekli öğretmeni

'GÜZEL SANATLER LİSESİNİN ÖNCÜSÜ'

Mezunların yazdıkları mektuplar ise şu şekilde:

İstanbul Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi İçin Bir Kaç Söz:“Sanatsız kalmış bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Mustafa Kemal Atatürk

1989 yılında kurulmuş olan Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi Türkiye'nin ilk Güzel Sanatlar Lisesidir. Günümüzde ülke çapında sayıları 53’ü geçmeyen güzel sanatlar liselerinin öncüsüdür. Günümüze dek bir çok sanatçı yetiştirmiş kurum, kuruluşundan 27 yıl sonra yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu yazıda günümüzün kendi alanı dışında her alan için öğrenci yetiren lüks ve gözde (!) okulların sayısıyla bu okulların sayısını kıyaslamıyoruz bile.

Öğretmenlerinin bile yetenek sınavıyla alındığı bu lise, öğrencilerini de yetenek sınavıyla alıyor; güzel sanatlar fakülteleri ve konservatuarların alt yapısını hazırlıyor. Her mezununun hayatında büyük izler bırakan bu okul, adeta bir deryadır. Sanat eğitiminin ne olduğunun sorgulandığı, eleştirel düşüncenin geliştiği, entelektüel alt yapının öğrencide oluşturulduğu, usta - çırak ilişkisinin sürdürüldüğü bu eşsiz okul yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya… 1999 öncesine dönüştürülmek istenen okul, 1999 depreminde yerinden edildi. Binbir zorlukla tekrar eski yerine taşındı, derken geçtiğimiz aylarda yatakhanesi dağıtıldı, şimdi de sıra eğitimcilerinde… Her biri binbir emekle ve çok zor sınavlardan geçerek girdikleri bu eşsiz okuldan gönderiliyor. Peki o zaman soralım. “Proje okulları” adı altında içeriği tamamen değiştirilmek istenen bu okul için neler düşünüldü?

Kısa vadede;

Bu kadro yerine hangi öğretmenler atanacak?

Yerlerine gelecek eğitimcilerin yetkinlikleri olacak mı?

Gelecek öğretmenler, yetenek sınavıyla, bileklerinin gücüyle binlerce kişiden seçilen bu 30 öğrenciye ne katabilecekler? (Okul her sene, resim ve müzik olmak üzere, her bölüme yalnızca 30 öğrenci alıyor.)

Bu sene okul açıldığından beri üzgün ve çaresiz öğrencilerin durumu ne olacak? Bugünlerde öğretmenlerinin yokluğunda nasıl eğitim görüyorlar?

Kendi başlarına ne yapıyorlar? Ruh halleri ne durumda?

Eğitime odaklanması gerekirken bu sorunlarla mücadele eden eğitimciler, tayin edildikleri okullarda ne kadar verimli olabilecekler? Onların ruh halleri ne durumda?

Bu gençler nasıl geleceklerinden umutlu olacaklar?

Uzun vadede;

Okulun yeşil alanına hangi tesis yapılacak?

Bu ‘proje’den sonra hangi ‘dahiyane projeler’ gündeme gelecek?

Hangi bölümler “akademik proje” vb. adı altında kapatılacak?

Özel üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinde resim, heykel, seramik bölümleri nerdeyse yok; diğer hangi bölümler de olmayacak?

Bu sorular uzayıp gider.

Karşımızda bunları yanıtlayacak bir oluşum yok.

Bu ülkede sanatçı hep yalnızdı.

Değeri bilinmeden hep tek başına mücadele etti. Etmeye devam ediyor.

Bu okulların sayısı az niteliği çoktu.

Eşsiz değerlerimiz, tarihimiz kültürümüz vardı.

Eşsiz yeteneklerimiz vardı.

Sorularımız vardı

Karşılığı ya da değeri yoktu.

Sanat hep can çekişiyordu.

Geleceğimiz için üzülüyoruz.

Ama, “Umutsuz durum yoktur, umutsuz insan vardır.”

Biz her şeye rağmen buradayız.

Binbir zorlukla oluşturulan değerlerimizi bir çırpıda teslim etmemek için...

Korumak ve geliştirmek, korurken eleştirmek, çoğaltmak ve yenilerini doğurmak için…

Bu bizim görevimiz…

Çünkü hiçbir şey bize hediye olarak sunulmadı.

Biz bunun için mücadele ettik ve etmeyi sürdüreceğiz.

Geleceğimiz için,

Doğa ve çevre için,

İnsanlık için.

Yeni bir nesil geliyor. Çok zeki olduğunu söylüyoruz. O zaman bizim görevimiz çevremizi onların zekasına göre korumaktır. Onları va rolan düzene yontmaya çalışmak değil. Çünkü görünürde sadece bu iki seçenek var. Başka seçeneğimiz yok.

MÜFREDAT DEĞİL ÖĞRETMEN

Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi Türkiye'nin ilk güzel sanatlar lisesi olup alanında en başarılı bir liselerden biridir. Okul bu başarısını müfredata uygun kitaplara ya da yöneticilerine değil, eğitmenlerine borçludur. Çünkü onlar müzik ve resim alanlarında sadece öğretmen değil, birer sanatçıdır. Bu yüzdendir ki Türkiye'nin güzel sanatlar alanındaki en iyi üniversitesine yani MSGSÜ'ye dereceyle bir çok öğrenci yetiştirebilmişlerdir. Bu lisenin diğer liselerden farkı yatılı öğrenci bulundurmasıdır. Ben bu lisede dört yıl boyunca yatılı okuyanlardanım. Yatılı okumamız bizim alanlarımızdaki derslere daha çok çalışmamıza olanak sağlıyordu. Sağlıyordu dedim çünkü maalesef yatılılık da okulumuzdan kaldırıldı. Rönesans’tan bu yana resim, usta-çırak ilişkisi ile öğrenilen bir şeydir. Bizim de ustamız, sanat tarihinden sonra buradaki hocalarımız oldu. Bizi aile yapan şey aslında tam olarak burada başlıyor.

Sanat her daim asi ve yol gösterici olduğundan mütevellit belli kesimler tarafından maalesef pek sevilmiyor. Bu sevgisizliği ilk kez lisemin Anadolu lisesiyken spor lisesi yapılmasında, daha sonra da yetenek sınavlarında YGS etki oranının arttırılmasıyla hissettim. Sevgisizlik nefrete dönüşmüş olmalı ki Avni Akyol gibi köklü bir okulun öğretmenleri farklı farklı okullara atandı. Sanki bir suç işlemiş gibi resmen sürgüne gönderildiler diyebilirim. Kendi istedikleri insanları öğretmen diye getirecekler. Eli kalem tutmamış, resim, kompozisyon, sanat tarihi nedir bilmeyen kişiler tarafından resim dersi almak ne kadar doğrudur? Sanat, okullardan kopartılıp yavaş yavaş özelleştiriliyor farkında mısınız? Bu gidişle okullardaki resim dersleri hobiden başka bir şey olmayacak. Televizyonlardaki çok mühim (!) yemek programları misali resim dersi işlenmesine göz yumacak kadar sevgisiz değilim. Ben bu duruma sebep olan kravatlı ve takım elbiseli sözde vatan sevgili ve kunduralı herkesi sevgisizlikle suçluyorum. Korkarım ki bu sevgisizlik zamanla MSGSÜ'ne de sıçrayacak. Sanat dediğimiz şey Türkiye'de zaten küçük bir ağaç gibi... Dalları kıra kıra köklere inmeye çalışıyorlar. Avni Akyol'daki öğretmenleri başka okullara atamak ise sanatın en önemli dalının kırıldığını gösterir.

BİR DEĞİL İKİ DARBE GÖRDÜK

-Türkiye bulunduğumuz yıl içerisinde bir değil, iki darbe görmüştür.

Birincisi, hükümete yapılmış bir darbedir ve kolayca göz açıp kapayıncaya kadar üstesinden gelinmiştir. İkincisi ise Eğitim-Öğretim sistemine hükümet tarafından yapılan başarılı bir darbedir ve benim de mezunu bulunduğum Avni Akyol Güzel Sanalar Lisesi'nin de içinde bulunduğu, başarılı bir çok proje okuluna yapılmıştır.

Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi Türkiye’deki ilk güzel sanatlar lisesidir ve hala da en başarılısı olarak sıralamada en yukardadır. Bunun sebebi ise bünyesinde barındırdığı ve branşlarının en iyisi öğretmenleridir ve bu su götürmez bir gerçektir. Bu dönemde, kimi zaman farkedemediğimiz kimi zamansa gözümüzün önünde bu kadar yolsuzluğun, haksızlığın döndüğü bir ortamda, işini son derece iyi yapan insanların cezalandırılır gibi muamele görmesi, tayin istemeye zorlanması ve sürülmesi sadece öğretmenlere değil öğrencilere de birer tokat niteliğindedir. Bizzat kendim duyduğum; üzülerek 'En sevdiğim şeyi aldılar; atölye derslerimi ve öğrencilerimi aldılar' diyen bir öğretmenin yerine; hiçbir birikimi olmayan sanattan, sanatçıdan, sanat tarihinden ve akademik eğitimin en basit temellerinden bile anlamayan sınavsız öğretmenler atanacaktır. Sonunda ise yukarıda saydığım konulardan bir haber öğrenciler mezun olucaktır. Her ne kadar bu darbe başarılı bir şekilde yapılmış olsa bile biz azınlıkta olan sanatçılar, sanatseverler ve o güzel hocaların değerli bilgilerini edinebilme şansını yakalamış insanlar olarak güzel haberler bekliyoruz, çünkü biliyoruz ki; ‘Sanattan mahrum kalmış bir ülke üçüncü sınıf bir ülkedir.’

Ve biz bunu istemiyoruz.