Aşağılık Adam: Bir aldatma hikayesi...

Boğaziçi Üniversitesi’nde uzun yıllar beraber tiyatro yapan Bilal Akar, Dila Okuş, Müge Uyar ve Tülin Ebcioğlu, mezun olduktan sonra bir araya gelerek "İlkyaz Oyuncuları" grubunu oluşturdu. Ekipten Bilal Akar'la, yeni oyunları 'Aşağılık Adam' hakkında konuştuk.

Abone ol

DUVAR - Barış Bıçakçı’nın "Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra" isimli romanını "Bahardan Kalan" ismiyle oyunlaştıran "İlkyaz Oyuncuları", aralarına Serkan Aydıncı ve Gül Erdoğmuş’un da katılmasıyla "Aşağılık Adam" isimli özgün bir oyun ortaya çıkardı. Bilal Akar, grubun oyunlarında kolektif metin yazımı ve reji çalışması yapıyor.

Ödeneksiz tiyatro yapmanın zorlukları nelerdir?

Bilal Akar

İlk etapta altyapı problemleri baş gösteriyor; prova mekânı bulmak, bunun kirasını karşılamak gibi. Oyunun maddi olarak kendini karşılaması için de seyirciyle buluşmak gerekiyor. Birçok ödeneksiz tiyatro grubu gibi, işin seyirci ve organizasyon ayağı da emek sarf etmeniz gereken önemli bir sürece dönüşüyor.

Biz oyunumuzu yaptık seyircimiz bizi bulsun demek gibi bir lüksünüz yok. Bütün bunlar bilet fiyatlarını nasıl belirlemek durumunda kaldığınızla da ilgili. Görünüşte ödenekli tiyatrolardan 2-3 kat daha pahalı oynamanız gerekiyor ki, bu da ulaştığınız seyirci sayısını ve profilini belirli bir skalaya sıkıştırıyor.

Ödenekli tiyatrolarda, bilet bedelinin geri kalanı yine kendisinin ödediği vergilerden finanse edilse de seyirci ilk elden ödediği miktarı kale alıyor. Bir yandan hayatımızı sadece tiyatro ile uğraşarak idame ettirmek imkânsız hale geliyor.

Nitekim İlkyaz Oyuncuları üyeleri tiyatro dışında profesyonel olarak farklı alanlarda da çalışıyorlar. Aramızda mühendisler, avukatlar, öğretmenler, akademide çalışma yapanlar var. Bu fiziksel koşullar da üretim sürecimizi doğrudan etkiliyor.

'AŞAĞILIK ADAM'IN TEK BİR YÖNETMENİ YOK'

Alternatif tiyatro yapan bir yönetmen olarak gelecekle ilgili kaygılarınız nelerdir?

Sorunuza cevap vermeden önce şu noktayı vurgulayayım; biz bu oyunda kolektif reji yöntemiyle çalıştık.

Oyun dramaturgisi, üslubu ortak imgelemle ve tartışmalarla belirleniyor, yani oyunun tek bir yönetmeni yok. Çalışma sürecinde yürüttüğümüz tartışmalardan hareketle söyleyebilirim ki endişelerimiz sadece sahne üstüyle veya tiyatroyla ilgili değil.

Toplum gündemi, sorunları ve mücadeleleri de hayatımızın da bir parçası. Bunun ötesinde tiyatro özelinde baktığınızda ekonomik koşullardan ötürü ulaştığınız seyircinin belirli bir profile sıkışması ihtimali bizi kaygılandırıyor. Bu durum sanatsal olarak da gerçekleştirmek istediğiniz denemeler, kendinizi geliştirmek istediğiniz alanlar için çok daha fazla çaba harcamanızı gerektiriyor.

İstanbul’da sergilenen oyun sayısı her geçen gün artarken, seyirci sayısı da artış göstermekte… Seyircinin ilgisinin alternatif tiyatroya doğru kaymasının nesnel sebepleri nelerdir?

Esasında bu önerme gerçekliğini "kısmen" koruyor. 2000 sonrası dönemde alternatif tiyatro alanı bir gelişme ve genişleme ivmesi yakalamıştı. İstanbul özelinde açılan mekân sayısı, kurulan ve üreten ekip sayısı ve yapılan oyunların içeriğine, niteliğine bakarak bu ivmeyi görebilirsiniz.

Ayrıca alternatif tiyatrolar, ödenekli tiyatrolara göre yeni akımları takip edip sahnelere taşıyordu, farklı konuları farklı biçimlerle işliyorlardı, devlet veya şehir tiyatrolarına göre hareket imkânları daha fazlaydı ve bu durum seyirciyi de cezbetmişti.

Biraz da iğneyi kendimize batırmamız lazım, zira alternatif tiyatro alanı da genişledikçe zaman zaman henüz hazır olmayan oyunların seyirciyle buluşmaya başlaması gibi sebepler seyircilerin bir kısmını uzaklaştırdı ve yeni yeni bu oyunları takip etmeye başlayan seyirci potansiyelini eritti.

Zaman ayırıp bilet aldıkları bir oyundan, özensizlik sebebiyle hayal kırıklığıyla çıkmaları seyircilerin takip motivasyonunu da düşüyor. Bu eğilim, ülke geneline hâkim olan ekonomik koşullarla birleşince bütün sahneler işletme problemleriyle boğuşuyor. Son birkaç yılda el değiştiren ve kapanan sahne sayılarına baktığımızda genel resim daha somutlaşacaktır.

'BİR ALDATMA ÖYKÜSÜ ÜZERİNDEN KAÇMAYA ÇALIŞTIKLARIMIZ'

"Aşağılık Adam" neyi anlatıyor? Neden bu metni tercih ettiniz?

"Aşağılık Adam"da gündelik hayatımızın, karakterlerimizin ve kişisel eylemlerimizin şekillenmesinde etkisini hissettiren ilişkiler mevzunu sorgulamak istedik. Aşağılık Adam, bir aldatma hikâyesi üzerinden insanların gizledikleri, bastırdıkları isteklerini, sıkıntılarını kendi eylemlerini nasıl rasyonelleştirdiklerini ve neleri halının altına süpürmeye istekli olduklarını işliyor.

Oyun, herkesin hayatı ile doğrudan bağlantı taşıyan bir meseleyi tartışıyor. Şu anda içinde yaşadığımız dünyada, en azından bizim çevremizde insan ilişkilerinin nasıl yaşandığı konusunu sanatsal bir yöntemle sahneye taşımak istedik. Zaten kendi metnimizi yazmamızdaki temel motivasyon da buydu. Gündelik hayatta bir şey deneyimliyorsunuz bunu teatral bir yöntem ile seyirci ile paylaşıyorsunuz.

"Aşağılık Adam" günlük hayatta sıkça karşılaştığımız varlığını yalanlar üzerine kurmuş orta sınıf bir çiftin, yüzleşme hikâyesi gibi geldi bana. Sizce orta sınıf kendiyle yüzleşse sonuç ne olur?

Evet, sahnede orta sınıf bir çift var. Ama bu çiftin yüzleştiği şey yalanlardan ziyade insan olmaya dair çelişkileri diye yaklaşıyoruz biz meseleye. Çift bu çelişkileri kabullenip hayatlarına çelişkileri ile beraber devam etmektense, dediğiniz gibi kendilerine ve çevrelerine yalanlar söyleyerek bu çelişkileri manipüle etmeye çalışıyorlar. Dolayısı ile samimi bir yüzleşme gerçekleştiremiyorlar.

.

İdeoloji dediğimiz kavram yanlış ve sürekli olarak politik görüşün yerine kullanıldığı için burayı biraz açmak istiyorum.

Althusser ideolojiyi tanımlarken sürekli hayatı, olayları ve eylemleri algılama şeklimizden dem vurur. Yani algımızı belirleyen ve kendimizi değerlendirdiğimiz sahne ideolojimizdir.

Yüzleşme eylemi ancak bu ideolojik algıda bir çatlak oluştuğu ve farklı görme edimleri kazanmaya başladığımızda bir anlam ifade eder.

Bir çatlak sonrası suyun nereye akacağı her zaman kestirilemez, bu yüzden sonuçlarının ne olacağını kestiremiyoruz. En azından alternatif ihtimaller daha görünür hale gelirdi diyebiliriz.

Biz de oyunu izleyen seyirciler de oyundaki gruba mensup insanlarız. Oyun metninin oluşturulması da, sahne çalışmaları da bahsettiğimiz çelişkiler üzerinden kendimize dair de bir sorgulama süreciydi.

Yüzleştik ve her şeyi çözdük demek tabii ki mümkün değil. Ne var ki kendimizi ve seyirciyi bu tartışmanın dışında tutmanın çok samimi bir davranış olmadığını düşünüyoruz.

Oyun, bir yanıyla da bir aldatma hikâyesini odağına alıyor. Okuduklarımızdan anlıyoruz ki insanlık var olduğu zamandan beri bireyler birbirini aldatıyor. Binlerce, milyonlarca insanın öldüğü savaşlar bile, bazen aldatmalardan dolayı çıkıyor. Odağına "aldatma"yı koyduğunuz bu hikâyeyi, didaktik bir amaçla mı seçtiniz?

İktidar ve güç mücadelesi hayatımızın her alanına sirayet etmiş durumda; bu sebeple ilişkiler de bu durumdan azade değil. Ancak ilişkiler içerisinde bu iktidar hali farklı şeylerle maskelenebiliyor. İkili ilişkiler edebiyatta, sinemada, tiyatroda ve farklı birçok sanat alanında defaten işlendi.

Bizim bu konuya eğilmemiz kendi hayatlarımızı bu kadar etkileyen bir alanı sorgulama isteğimizden kaynaklandı. Bu yüzleşme ve yüzleştirme isteği bizi "Aşağılık Adam" oyununu yazmaya itti. Politik doğruculuğun en kuvvetli sınandığı ve çoğu zaman kırıldığı alanların ilişkiler olması tesadüf değil.

Oyun, biçimsel olarak dördüncü duvarı yıkmayı amaçlıyor. Oyunun başladığını ve bittiğini söyleyen anlatıcı… Bu anlatım biçimine yazarken mi karar verdiniz, yoksa zamanla mı ortaya çıktı?

Oyunu sadece hikâyesiyle değil, biçimi ve üslubuyla birlikte kurguladık. Sürecin başından beri bu şekilde çalışıyoruz. Tabi ki sahne üstünde fark ettiğimiz detaylar, seyircili provalarımızda aldığımız eleştiriler üslubun geliştirilmesine de yardım etti.

Oyuncular seyircinin orada olduğunu bildiklerini oyun boyunca hissettiriyorlar ancak oyun seyirciyle tamamen interaktif bir ilişki kurmuyor. Seyirciyi oyunu izlerken kendi deneyimlerini de gözden geçirmeye davet etmek ve sahnede beliren tartışmalara katılımını sağlamak için böyle bir biçim tercih ettik.

Tabii ki bu bizim İlkyaz Oyuncuları olarak keşfettiğimiz bir sahneleme üslubu değil, yıllardır kullanılan bir teknik. Biz de bu oyunu ve üslubu kurarken geçmişteki örnekleri araştırdık ve tartıştık. Mesela üslubun kurulma aşamasında Dario Fo ve Franca Rame oyunları bize oldukça yardımcı oldu.

Nerede, hangi günlerde oynuyorsunuz?

Nergis Öztürk ve Cemal Toktaş, Kadıköy’de çok güzel bir mekân açtılar, Taşra Kabare. 25 Şubat Cumartesi günü orada sahneleyeceğiz. Aynı zamanda düzenli olarak Moda Sahnesi’nde oynamaya devam ediyoruz.

Moda’da bir sonraki oyunumuz 11 Mart’ta. Sonrasında 1 Nisan’da bir İzmir turnemiz olacak. Şehir dışı ve yurt dışı gösterimlerimiz için de planlamalar devam ediyor. Diğer gösterimlerimiz için Facebook ve Instagram’da ilkyaz oyuncuları hesaplarını takip edebilirsiniz, oradan düzenli olarak oyun tarihlerini duyuruyoruz.