Artan intiharlar: İnsanların kapasitesinin üzerine çıkan bir sorun var

Ekonomik zorlukların da eşlik ettiği salgın döneminde artan intiharları Sosyolog Prof. Dr. Sibel Kalaycıoğlu ve Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Koray Başar ile konuştuk.

Abone ol

ANKARA- Türkiye’de son dönemde intihar olaylarında artış yaşanıyor. İntiharların ekonomik nedenlere dayandığını belirten muhalefet temsilcileri, hükümete ölümlerin önüne geçilmesi için adım atma çağrısı yapıyor.

Covid-19 pandemisinin yarattığı birçok olumsuzluğun intihar davranışına yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Sibel Kalaycıoğlu’na göre Türkiye’de insanların intiharı tercih etmesinde rasyonel nedenler var. Toplumdaki herkesin psikososyal desteğe kolay ulaşması gerektiğini belirten Türk Psikiyatri Derneği Başkanı Koray Başar’a göre ise “intihar ile ekonomik durum ilişkisizdir” demek mümkün değil.

CHP’Lİ TAŞCIER: NİSAN AYINDA 129 KİŞİ İNTİHAR ETTİ

Yerel haber sitelerinden yaptıkları tarama sonucuna göre aylık intihar verilerini kamuoyuna duyuran CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, nisan ayında en az 129 kişinin intihar ederek yaşamına son verdiğini, bunlardan 8’inin ise çocuk olduğunu açıkladı. 2021 yılının Ocak ayında 94, Şubat ayında 99, Mart ayında da 112 kişinin intihar ederek yaşamına son verdiğini raporlayan Taşcıer, her geçen ay daha da kararan bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu belirterek, “İnsanlar yaşamlarına son veriyor ve intiharlar da bir salgın gibi yayılıyor. Toplumsal bir sıkışma var” dedi.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise, son yıllarda artan intihar vakaları için Meclis araştırması açılmasını istedi. 2002-2019 yılları arasında Türkiye’de 53 bin 784 kişinin intihar ettiğini belirten Tanrıkulu, ekonomik sıkıntılar nedeniyle intiharların arttığını söyledi.

‘PANDEMİNİN YARATTIĞI OLUMSUZLUKLARIN İNTİHARA YOL AÇMASI BEKLENEBİLİR’

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sibel Kalaycıoğlu’na göre medyada yer alan intiharlar genellikle yoksulluk ve iflaslarla ilgili bir çerçevede sunuluyor. Covid-19 pandemisinin yarattığı bir kaygı döneminin olduğunu söyleyen Kalaycıoğlu’na göre toplumun geniş bir kesiminde gelecek belirsizliği ve bunun yarattığı umutsuzluk hali var. Kalaycıoğlu, “İnsanlara umut veren çok fazla veri yok. Özellikle gençler arafta kalmış durumda. Herkesin düzeni aksadı ve Covid’in yarattığı kaygı ve umutsuzluk ortamında intiharların olması beklenebilir. Geçiş dönemlerinde ve belirsizlik ortamlarında beklenebilecek bir davranıştır. İntihar insanların çoğunun tercihi olamaz. Ancak bazen kaygıları ağır basan ve bir çıkış yolu bulamayan kişilerin yönelebileceği bir davranış biçimi olabilir. Fakat bu durum toplumda çok da yaygın değil. İnsanlar bir şekilde sorunları ile zor da olsa başarıyla baş etmeye çalışıyor.”

Prof. Dr. Sibel Kalaycıoğlu

‘İNSANLARIN İNTİHARI TERCİH ETMESİNDE RASYONEL NEDENLER VAR’

Pandemide bir buçuk yılın geride kaldığını ve bu zaman diliminin çok uzun olduğunu söyleyen Sibel Kalaycıoğlu’na göre başa çıkma gücünün sonuna gelmiş insanların başka alternatif yollar araması ya da kendini yok etmeyi istemesi bir sonuç. Türkiye’de fizyolojik nedenlerle intihar edenlerin oranlarının çok az olduğunu, genellikle sistemsel problemlerle baş edemeyenlerin intiharı tercih ettiğini belirten Kalaycıoğlu şunları söyledi:
“’Bunalım geçirdim ve yabancılaştım’ diyerek intihar Türkiye şartlarında biraz lüks kaçıyor. Bizde insanların intiharı tercih etmesinde gayet reel, rasyonel nedenler var. Bunlar çok yapısal nedenler. Örneğin iş ve gelir durumundaki radikal değişimler, kayıplar ve herhangi bir destek umudu olamaması bu konudaki önemli nedenlerden. Öte yandan bizim kültürümüzde ve inanç sistemimizde intihar günahtır. Türkiye kültüründe kim intihar etmek ister buna göre?  Normalde istemez. Yani kısacası bizde o kadar çok yapısal ve sistemsel nedenler var ki bunlarla baş edemeyen bazı insanlar intihara yönelebilir.”

İntihar olaylarının medyada ve toplumda sansasyonel olduğu için öne çıktığını belirten, intiharın normal dışı bir davranış biçimi olduğunu söyleyen Prof. Kalaycıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu anda herkese sabredin, tahammüllü olun diye nasihat ediliyor. Tahammül edemeyen içinse iki yol var. Ya kendini bitiriyorsun ya da başkalarına zarar veriyorsun ve suça meylediyorsun. Normal davranışın dışında olduğu için bu durum ilgi çekiyor. Çoğu insan öyle bir duruma geldi ki bütün kapasitelerinin üzerine çıkan bir durum var. İnsanların elindeki kapasite, finansal, sosyal, kültürel, psikolojik olarak baş etmeye yetmiyor. Sabır da bu aşamada yeterli gelmiyor, bir sınırı var. İnsanların kapasitelerinin sınıra geldiği bir durum ve bazı insanların psikolojileri dayanmıyor.”

‘AİLE YAPISIYLA DOĞRUDAN İLİŞKİLİ’

Son dönemde medyada yer alan intihar olaylarında özellikle ekonomik sıkıntı kaynaklı erkeklerin bunu tercih ettiği söylemi yaygınlaşıyor. Bunun Türkiye’deki aile yapısıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Kalaycıoğlu, şunları söyledi: “Türkiye’nin kültürel yapısında evi geçindiren erkek. Erkeğin eve gelir getirememesi, prestijini yitirmesini, zayıflığı beraberinde getiriyor. Beklentilere cevap veremiyor. Kültürel olarak erkeğe çok fazla yüklenilmiş durumda. Bu tabii ki kadını ikincil konuma bırakmaktan ve pasif bir rol tanımaktan kaynaklanıyor. Toplum sorumluluğu erkeğe veriyor ve kadını, erkeğe bağımlı kılıyor. Bu durumda erkek çok fazla sorumluluk almış oluyor ve şu anda da bu ağır sorumluluk altında yıkılıyor.

‘ERKEKLER BEKLENTİNİN KARŞISINDA BAŞ EDEMİYOR’

Yoksulluk çalışmalarında bu durumu 80’li yıllarda Latin Amerika’da görmüştük ve evi terk eden erkekler vardı. 2000’li yıllarda sahada çalışırken benzer bir modelin Türkiye’de de oluşmaya başladığını görmüştük. ‘Erkek nerede’ diye sorduğumuzda yanıt, ‘Yok, kayıp’ olmuştu. Artık bu sorumluluktan yorulan erkekler vardı. Elinden bir şey de gelmiyor. Geçtiğimiz günlerde bir haber gördüm. Adam eşine 20 lirayı vermiş ve sen bunu harca demiş, sonrasında da gidip intihar etmiş. Bu kadar. Bu durumu anlatıyor. Kültürel olarak erkekler o beklentinin karşısında baş edemiyorlar.”

‘İNTİHAR İLE EKONOMİK DURUM İLİŞKİSİZDİR’ DEMEK MÜMKÜN DEĞİL’

Toplumsal ve ekonomik koşullarla ruhsal bozukluklar arasında ilişki olduğuna yönelik çok sayıda çalışma olduğunu söyleyen Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Koray Başar’a göre “intihar ile ekonomik durum ilişkisizdir” demek mümkün değil. Hem salgının hem de ekonomik zorlukların getirdikleriyle ruhsal olarak zorlanmada bir artış olduğunu söylemenin mümkün olduğunu belirten Başar, şöyle devam etti: “Ama bunu çalışmalarla saptamak ve her bir ruhsal zorlanmanın ekonomik durumla ilişkisini kurmak mümkün değil.  ‘İntiharda ve depresyonda artış var’ demem bu açıdan mümkün değil. Ama bütün ruhsal zorlukların toplumda yaşanan zorluklarla, herkesi etkileyen zorluklarla ilişkisi olduğunu birey düzeyinde gördüğümüz için bir bağlantısı var demek zorundayım.” 

Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Koray Başar
‘ACİL YAPILMASI GEREKEN PSİKİYATRİYE KOLAY ERİŞİMİ SAĞLAMAKTIR’

Salgının başlangıcından bu yana dernek olarak yaptıkları açıklamalarda, salgın ve salgınla ilişkili tedbirler konusunda psikososyal desteğin önemsenmesini vurguladıklarını belirten Başar, “Hem salgının etkileriyle hem de salgınla ilişkili alınan kapanma vb. tedbirleriyle mağdur olan grupların bu mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik herkesin ulaşabileceği tedbirlere ihtiyaç var” dedi ve şunları söyledi:
“İntihar büyük çoğunlukla bir ruhsal bozuklukla ilişkili. Ruhsal bir sorun yaşayan kişinin ruhsal desteğe, psikiyatrik değerlendirmeye ve tedaviye erişimini güçlendirecek her yöntemin intiharlara etki ettiğini biliyoruz. İster toplumsal ekonomik zorluklarla ilişkili olsun, ister bundan bağımsız olsun intiharlarla ilgili acilen yapılması gereken şey insanların psikiyatriye daha kolay erişimini sağlamak ve psikiyatrik tedavinin ve desteğin önündeki engelleri kaldırmaktır.

‘İNTİHARIN HABERLERDE AYRINTILI YER ALMASI ETKİYİ ARTTIRIYOR’

Medyada intihar haberlerinin ayrıntı verilerek yer almasının intihar riski içinde yaşayan kişilerin girişimde bulunmasını arttıran etkisi var. İntiharın eşiğinde olan ya da ölümle ilgili düşünceleri olan kişilerde intihar haberlerinin verilme biçimlerinin çok olumsuz etkileri oluyor.

Sanki bu koşullarda insanın intiharı düşünmesi çok makul ve akla gelebilecek en anlamlı seçenek gibi sunulması sorunlu. 'Bu koşullar intihara itmiş, başka bir çözümü yok, bu zorlukları yaşayan insanın intihar etmesi çok doğal' mesajı verilecek şekilde haberler sunulduğunda insanların intiharını kolaylaştırdığını söyleyebilirim. O yüzden kişisel öyküyü verirken intiharın beklenebilen ve kabul edilebilen bir gerekçesiymiş gibi sunmak intiharı pekiştiren bir şey oluyor. İntihar görüntülerini, intihar yöntemlerini, intihar eden kişilerle ilgili bilgileri çok ayrıntılı bir şekilde haberlerde yer alması bu etkiyi kat kat arttırıyor ve bunlardan kaçınmak gerekiyor.”