Arkeolojide parmak izleri ve bize anlattıkları

Arkeolojik buluntularda parmak izlerini tespit etmenin zor olduğu düşünülse de özellikle kil buluntularda korunmaları mümkün...

Abone ol

Aysel Arslan

Eğer birden fazla bireye ait parmak izleri tespit edilebilirse bu izleri kullanarak belli bir alanda en az kaç kişinin çalıştığını belirlemek mümkün olabilir. Bir alanda kaç kişinin çalıştığını tespit etmenin yanı sıra, parmak izi çalışmaları yürüten bir araştırmacı, bu izlerden parmak izlerini bırakan ve belki de bu nesneyi üreten, ona şekil veren kişilerin çocuk mu yoksa yetişkin mi olduğu, yetişkinse kadın mı erkek mi olduğu hakkında bir dereceye kadar fikir yürütebilir.

Herhangi bir arkeoloji müzesini veya bir kazı alanını ziyaret ettiğimizde aklımızdan bu eserleri bırakan insanlarla ilgili onlarca soru geçer. Bunlar genellikle, “Bu eseri kim yaptı, nasıl yaptı?” sorularıdır. Bu basit soruları sormak ne kadar kolaysa arkeologların onlara cevap verebilmesi de o derece zordur.  Mesela bir taş baltayı nasıl yaptıklarını düşündüğümüzde hammaddeyi nereden temin ettiklerini, bu objeyi yaparken hangi araç gereçlerden faydalandıklarını veya bu baltanın adım adım nasıl yapıldığını sıralayabiliriz. Ama asıl merak edilen o taş baltanın hayatı değil, onu yaratan insanların hayatıdır. Yani bu nesneleri kimler yapmıştı? Bu tür objelerin yapımında iş bölümü nasıl organize edilmişti? Yalnızca belli bir grup mu çalışıyordu, yoksa isteyen herkesin üretime katılma şansı eşit derecede miydi? Bu nesneleri yapan insanlar belli toplumsal normlar içinde ve cinsiyet rollerine göre mi hareket ediyordu? Kaç yaşlarındaydılar? Hangi sosyal sınıfa aittiler?

İŞ BÖLÜMÜ NASIL DÜZENLENDİ? 

Bu sorulara cevap vermek özellikle yazısız dönemler için son derece zor… Bu nedenle arkeologların sıklıkla başvurduğu yöntemlerden birisi etnografik çalışmalara göz atmaktır. Farklı topluluklarda iş bölümünün nasıl düzenlendiği sorusuna odaklandığımızda bunun toplumsal cinsiyet, yaş ve sosyal statüyle çok yakın ilişkisi olduğunu görebiliriz. Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan etnografik çalışmalar, yaşa ve toplumsal cinsiyete dayalı bir iş bölümünün hemen her toplulukta var olduğunu gösterir. Akrabalık temelinde oluşmuş topluluklarda kimin ne iş yapacağına karar verilirken cinsiyet ve yaş önemli kıstaslar olarak karşımıza çıkıyor. Ancak hangi işi kimin yapacağı kültürden kültüre, toplumdan topluma değişiklik gösteriyor.

Toplumsal cinsiyet ve iş bölümü ilişkisinin incelenmesinde son yirmi yılda arkeolojide özellikle yaygınlaşmaya başlayan yöntemlerden biri de parmak izi analizleridir. Parmak izleri, bebeğin anne karnındaki gelişimi sırasında oluşur ve bu izlerin desenleri doğumdan itibaren bireyin hayatı boyunca aynı şekilde kalmayı sürdürür. Parmak izlerinin oluşumu genetik faktörlerin yanı sıra bebeğin anne karnındaki gelişimi sırasında yaptığı hareketlerden de etkilendiğinden hiç kimsenin, tek yumurta ikizlerinin bile parmak izleri aynı değildir. Parmak izlerinin kişiye özel olduğu Doğu Asya ve Hindistan’da yüzyıllardır biliniyor ve resmî belgelerde parmak ve el izleri imza olarak kullanılıyor olmasına rağmen sistematik olarak parmak izlerinin sınıflandırılması ve bilimsel çalışmalar Avrupa’da ancak 17. yüzyılın ortalarında başlamıştır.

Parmak izleri kimlik belirlemede ise yaklaşık iki yüz yıldır kullanılıyor. Bunun dışında dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı etnik grupların parmak izlerinde genetik ve çevresel faktörlere dayanarak nasıl değişiklikler olduğu, insanın doğumundan ölümüne kadar ne gibi değişiklikler meydana geldiği ve hem cinsiyetler hem de farklı etnik gruplar arasında parmak izlerinin yapısı ve gelişimi ile ilgili ne tür farklılıkların olduğu da uzun yıllardır antropologların araştırdığı konular arasında. Ayrıca aynı bireye ait parmak izlerinin farklı objelerde tespit edilmesi ile ilgili çalışmalar yapılmakla beraber parmak izlerinden bireyin yaşının ve cinsiyetinin tahmin edilmesi özellikle son yirmi yılda arkeolojide de kullanılmaya başlandı.

ARKEOLOJİDE PARMAK İZİ

Arkeolojik buluntularda parmak izlerini tespit etmenin zor olduğu düşünülse de özellikle kil buluntularda korunmaları mümkün. Kil, ıslakken plastik yapısı sayesinde üzerinde iz bırakılması kolay bir malzemedir. Bu süreçte dikkatli olunmadığı sürece parmak ve el izleri de şekil verilen objede kalabilir. Kuruyup pişirildikten sonra ona verilen şekli korurken, parmak izlerinin de kalıcı olmasını sağlar. Bu şekilde arkeolojik kil buluntularda bulunan el ve parmak izlerini tespit etmek mümkündür. 

William James Herschel (1833-1917) hayatının farklı dönemlerinde kendi parmak ve el izlerini alarak bunların bireyin hayatı boyunca değişmediğini göstermiştir.

Arkeolojik alanlarda tespit edilen parmak izlerini birbiriyle karşılaştırarak hangi izlerin aynı bireye ait olduğunu tespit etmek de mümkündür. Örneğin, Achim Lichtenberger ve Kimberlee S. Moran, İsrail’deki Beit Nattif’te Geç Roma döneminde seramik üretimi yapan bir atölyede ele geçen kandil parçalarında çok sayıda parmak izi tespit etti. Bu kandillerin bir kısmında, aynı bireye ait kemer biçimli parmak izi deseni aynı yerde ve aynı şekilde bulunuyordu. Bu, kandillerin hepsinin aynı birey tarafından yapıldığını gösterdiği gibi kandillerin üretim sürecine dair de önemli fikirler veriyordu. Parmak izlerinin kandillerin iç tarafında bulunduğu konumu göz önünde bulunduran araştırmacılar kandilleri yapan kişinin kalıbı sol eliyle tutarken kili kalıba sağ eliyle bastırarak yerleştirdiği çıkarımında bulundular. Aynı parmak izi bu atölyedeki bir figürinde de bulunduğundan, aynı bireyin figürin yapımında da çalıştığını düşünebiliriz.

Ancak ne yazık ki arkeolojik buluntularda izler genellikle yeterince iyi korunmadığı için Beit Nattif’teki atölyede olduğu gibi aynı bireye ait parmak izlerini bulabilmek her zaman mümkün olmaz. Yine de eğer birden fazla bireye ait parmak izleri tespit edilebilirse bu izleri kullanarak belli bir alanda en az kaç kişinin çalıştığını belirlemek mümkün olabilir. Bir alanda kaç kişinin çalıştığını tespit etmenin yanı sıra, parmak izi çalışmaları yürüten bir araştırmacı, bu izlerden parmak izlerini bırakan ve belki de bu nesneyi üreten, ona şekil veren kişilerin çocuk mu yoksa yetişkin mi olduğu, yetişkinse kadın mı erkek mi olduğu hakkında bir dereceye kadar fikir yürütebilir.

EN ESKİ PARMAK İZLERİ... 

Bilinen en eski parmak izleri Almanya’da Orta Paleolitik olarak adlandırılan ve günümüzden 80.000 yıl öncesine tarihlenen huş ağacı reçinesinden yapılmış bir yapıştırıcıda bulunmuştur. Ok ucunu ahşap gövdesine yapıştırmak için kullanıldığı tahmin edilen bu yapıştırıcıdaki izin bir Neandertal’e ait olduğu düşünülmekte. Modern insana ait en eski parmak izlerinden

Dolni Vestonice Venüsü, Moravya Müzesi

bazıları ise Paleolitik döneme yani günümüzden 27.000-24.000 yıl öncesine tarihlenen Gravettian adı verilen Orta Avrupa avcı-toplayıcı gruplarına aittir. Bu topluluklar arasında Çekya’nın Moravya bölgesindeki Pavlov civarında Miroslav Králík ve meslektaşlarının yaptığı çalışmalarda, “Venüs” figürinlerinden biri olan Dolní Věstonice figürininin sırtında bir parmak izi tespit edildi. Bu dönemde Avrupa’da bulunan kadın figürinleri ilk kez bulundukları 19. yüzyılın ortalarından itibaren antik dönem çıplak kadın heykellerine benzerliklerinden dolayı “Venüs” olarak adlandırıldılar.

Paleolitik dönem kadın figürinlerini kimin hangi amaçla yaptığı üzerine bugüne kadar pek çok teori geliştirildi. Toplumsal cinsiyet arkeolojisinin ortaya çıkıp erkek odaklı bir tarih anlayışını eleştirmesine kadar pek çok araştırmacı bu figürinler gibi sanatsal çalışmaları ancak erkeklerin yapmış olabileceğini öne sürüyordu. Bu bağlamda “Venüs” figürinlerinin bolluk, bereket, cinsellik hatta erkeklerin kadınlar üzerinde kurduğu tahakkümün sembolü olarak işlev gördüğünü düşünen bazı araştırmacılar bu figürinleri yapıp kullananların yetişkin erkekler olduklarını öne sürüyordu. Başka araştırmacılar ise bu figürinleri kadınların kendi bedenlerinde meydana gelen değişimleri kaydettikleri bir araç olarak görüyordu. Dolní Věstonice figürinindeki parmak izi ise 7-15 yaşlarında bir bireye ait gibi görünüyor. Bu izi bir çocuk veya elleri küçük genç bir kadın bırakmış olabilirdi, ama muhtemelen yetişkin bir erkek değil! Tabii en azından bu parmak izi bize bu yerleşimde yetişkin erkeklerin figürinin üretim aşamalarında rol oynamamış olabileceğini düşündürüyor.

Bunun gibi tekil örneklerden elde edilen sonuçlar pek kesin kanıtlar sayılmıyor olsa da Pavlov bölgesindeki açık hava yerleşimlerinde bulunan diğer insan ve hayvan figürinleriyle kilden yapılma başka buluntularda pek çok parmak izi daha bulunuyor. Yapılan incelemeler, bu izlerin neredeyse sadece kadın ve çocuklara ait olduğunu gösterdiğinden bu bölgede, bu dönemde kil objelerin üretiminde kadın ve çocukların aktif rol oynadığını öne sürmek mümkün. 

ERKEK VE KADIN BİRLİKTE ÜRETİRKEN...

Eğer incelediğimiz parmak izleri belli bir alandan, örneğin çanak çömlek veya heykel yapılan bir atölyeden geliyorsa, bu atölyede kimlerin, yani hangi yaş gruplarından hangi cinsiyete mensup insanların çalıştığını belirlemek mümkün olabilir. Tabii, bunu yapabilmek için yeterince çok sayıda ve uygun koşullarda korunmuş parmak izlerinin ölçülmesi gerekir. Mesela Akiva Sanders, Tell Leilan’da Uruk döneminde bu bölgede kentleşmenin başlangıcından Eski Asur Krallığı’nın başkenti olduktan sonraki döneme kadar seramik üretiminde iş bölümünün nasıl düzenlendiği üzerine bir çalışma yaptı. MÖ 4100’den MÖ 1700’lere kadar süren geniş bir zamana yayılan seramiklerdeki parmak izlerinden cinsiyet tahmini yapan Sanders’a göre erken dönemlerde seramikler muhtemelen hane halkından hem kadın hem de erkeklerin yaptığı bir iş iken, merkezileşmenin ortaya çıkmasıyla üretimin belki de atölyelerde yapıldığı ve tamamen erkeklerin yaptığı bir meslek haline geldi.

Antik parmak izlerinin incelenmesi, yazının başında sorduğumuz “bu eserleri kimin ve nasıl yaptığına” dair sorulara kısmen cevap verebilmemizi sağlar. Bu tür analizlerle hem objelerin üretim aşamalarına dair fikir edinebiliriz hem de geçmişte yaşamış topluluklarda yaşa ve cinsiyete dayalı iş bölümüne dair çıkarımlarda bulunabiliriz. Dahası, parmak izi çalışmaları yaygınlaşır ve farklı yerleşim yerlerindeki izler birbiriyle karşılaştırılabilirse, aynı parmak izlerinin başka yerleşmelerde bulunması halinde kısa ve uzak mesafe ticareti hakkında bilgi edinmek de mümkün olabilir. Bu analizlerle belki de gezici seramik üreticilerini ya da tek bir atölyeden çıkıp geniş bir bölgeye ticaret ağlarıyla dağıtılan çanak çömlekleri keşfedebiliriz kim bilir?