'Arkandayız' muhalefeti

İktidarla aynı hat üzerinde gidip gelen muhalefetin değiştirici-dönüştürücü gücü olabilir mi? Olamaz. Oysa şu anda bu memlekete, değiştirici-dönüştürücü enerjisiyle hayatımızda sadece moral tesir değil fiilî değişimler de yaratabilecek siyasî-toplumsal kuvvetler lazım. Haydi toplumsal kısmını onlardan beklemeyelim, onlardan şu saplanılan bataklıktan çıkış için siyasî dönüştürücülük de beklemeyeceksek partiler niye varlar?

Ümit Kıvanç yazar@gazeteduvar.com.tr

Uğraştığım mevzu şuydu: Muhalefet parçalı; birçok siyasî konuda aynı ağızdan konuşamaz, bütünlüklü yaklaşım ve öneri sunamaz, eyvallah; lâkin ayrı ayrı da hemen hiçbir konuda doğru dürüst siyasî yaklaşım-öneri sunmuyor ki! Herhangi bir siyasî içerik olmaksızın, parçalı muhalefetin üzerinde anlaşmış göründüğü “güçlendirilmiş parlamenter sistem” hedefinin anlamı silikleşiyor, ağırlığı azalıyor, inandırıcılığı düşüyor, dolayısıyla bütün olarak muhalefetin güven vericiliği, ikna ediciliği doyurucu eşiğe ulaşamıyor.

Sorunun somut tezahürü “iktidarla aynı hat üzerinde gidip gelme” olarak görünüyor. Oysa paralelliğin çok ötesine geçmiş bulunan bu “hattı paylaşma” olgusu sadece dışavurum değil başlıbaşına içerik. Yapılacak siyasetin içeriği. Sonunda siyasî alanın vesayetin şu ya da bu türüne tâbi kılındığı meşum yol, aynı zamanda.

İktidarla aynı hat üzerinde gidip gelen muhalefetin değiştirici-dönüştürücü gücü olabilir mi? Olamaz. Oysa şu anda bu memlekete, değiştirici-dönüştürücü enerjisiyle hayatımızda sadece moral tesir değil fiilî değişimler de yaratabilecek siyasî-toplumsal kuvvetler lazım. Haydi toplumsal kısmını onlardan beklemeyelim, onlardan şu saplanılan bataklıktan çıkış için siyasî dönüştürücülük de beklemeyeceksek partiler niye varlar? Veyahut, manzaraya bakılırsa, varlar, diyebilir miyiz? Siyasî parti adını ve sıfatını hak eden tek hareket ve örgüt hepsinin elbirliğiyle safdışı bırakılmaya, ezilip yok edilmeye çalışılırken. Üstelik.

P24’e, muhalefet meselesine dair iki yazı yazdım (ilki şurada, ikincisi bir-iki gün içinde yayımlanır), yazıları teslim ettim ve, muhalefete yönelik eleştirilerin kafa açıcı, yapıcı olması gerektiğine inandığımdan, böyle yapıp yapmadığımı sorguladım. Derdimi yeterince nazik, edepli ve yapıcı üslûpta ifade ettiğimi düşünüp ferahladım.

Yani ferahlayacaktım ki, karşıma vahim ötesi tavırlarıyla önce İYİP Genel Başkanı Meral Akşener, ardından CHP Grup Başkanvekili Engin Altay çıktı.

Bendeniz, sözkonusu yazılarımda, Kürt meselesi konusuna girmemeye özen göstermiş, muhalefetin toplu enerjisini iç çatışmaya hasrettirip parçalayacak mevzuya muhalefeti oluşturan partilerin de yapabildikleri ölçüde girmeyeceklerini varsaymıştım. Ne kelime! İYİP genel başkanı, bodoslama daldı, en ciddî iç meseleye. Benim, “görüş belirtmiyorlar” diyerek eksiklerine işaret ettiğim, daha çok dış politika bağlantılı konulardaysa, ana muhalefet partisinin yaklaşım-tavır belirtmesine zaten imkân olmadığı, çünkü başkanlık rejimi altındaki devlet adına her nereye sürüklenilmişse oraya çılgınca koştukları, mevcut iktidar koalisyonunun belirlediği hedeflere ve yürüttükleri politikalara onlardan daha fazla bağlı oldukları, CHP’nin üst katlarından, apaçık ilan ediliverdi.

Meral Akşener, kopup geldiği yer gözönüne alındığında lütufkâr denebilecek bir yaklaşımla, HDP’yi kendisine oy verenlerden ayrı tutmayı teklif ediyor, bütün Kürtlere terörist muamelesi yapılmasını doğru bulmuyordu. Kendileri HDP’yi “PKK’nin yanında konumlandırıyor”larmış. Selahattin Demirtaş’ın “terörle içiçe” olduğu âşikârmış. Yalnız uzun tutukluluk sürelerine yolaçan davalar “Türk yargısına” gölge mi düşürüyor, zarar mı veriyor, öyle bir şeymiş. Bu yüzden Demirtaş bir an önce cezaya çarptırılmalı, demeye getiriyor Akşener. HDP’nin kapatılması konusunda da iktidar ortakları laf geveliyor, harekete geçmiyorlarmış. Parti kapatma oylanırsa Akşener’in “arkadaşlar”ı “muhtemelen evet derler” imiş.

Kısaca şu: Meral Hanım ve partisi, bugün asgarî demokrat insanın kendilerine güven duymasını çok zorlaştıran geçmişleriyle hesaplaşma gibi bir mecburiyeti duymadıkları gibi, geçmişten gelen, başkalarının “kaderini” tayin etme alışkanlıklarını da sürdürmek niyetindeler. Af edersiniz, siz kim oluyorsunuz da beş-altı milyon insana salak muamelesi yapıyorsunuz? Bu insanlar -biz- ya Demirtaş’ın “terörle içiçe”, HDP’nin “PKK’nin yanında” olduğunu göremiyor, anlayamıyoruz, öyle salağız ya da “terörle içiçe” ve “PKK”nin yanında”yız; çünkü salak değilsek, bile bile oy vermişiz onlara demek ki. Bu durumda da, oy verenleri partiden ayrı tutmanızın, medenî görünme kaygısı dışında anlamı nedir? Selahattin Demirtaş uzun süreliğine hapsedilsin, HDP kapatılsın, siz de “güçlendirilmiş parlamenter sistem” ile “demokratik siyaset” yapın, öyle mi başkan?

Valla siz bilirsiniz. Sizi geçmişinizle yargılamaya insanları mecbur edecek bu tavırla, ulaşabileceğiniz etkinlik alanının sınırını çiziyorsunuz. Meselâ cumhurbaşkanı adaylığınız dünden itibaren hayaldir.

Fakat şüphesiz olan yine size değil bize olacak. Zira güçlendirilmiş parlamenter sistem ya da her neyse, bugünkü gibi sürekli tehdit altında yaşamayacağımız, haysiyetimizin azıcık kollanacağı bir ortama hayatî ihtiyacımız var ve karşımızda da sizin gibi siyasetçilerden başkası yok.

Var aslında. Ama elbirliğiyle ortadan kaldırmaya çabalıyorsunuz.

Gelelim ana muhalefetin sol kanadına. Hani İYİP muhalefet “bloku”nun sağında, CHP de güya solunda filan ya, o bakımdan. Barındırdığı onca açık fikirli, geniş ufuklu, demokrat insana rağmen, devleti elinden kaçırmış devlet partisi kişilik ve haleti ruhiyesinden bir türlü kurtulamayan CHP’nin adı var işlevi yok Meclis’teki grup başkanvekili, iktidarla aynı hat üzerinde seyretmenin kalıcı tutum olduğunu ilan etti. Engin Altay, 54 senatörün ABD Başkanı Joe Biden’a gönderdiği Türkiye mektubunu kastederek, “Sayın Erdoğan,” diye seslendi, “bu mektuptan, tehditten etkilenip Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Ege’de, Suriye’de, hatta Libya’da taviz verirsen namertsin. Taviz vermeyeceksin, biz arkanda olacağız.” Ana muhalefet, şurada sayılan alanlardaki politikalarına sahip çıkıyorsa, iktidarın nesini beğenmiyor? “Güçlendirilmiş parlamenter sistem” hangi konuda neyi değiştirecek? “Libya’da askerî üssü nereye kuralım?” diye meclis oylaması mı yapılacak, “Doğu Akdeniz bizimdir, Yunanistan tepemizi attırmasın!” babalanmaları, tek ağızdan değil de, birkaç parti birarada, çok-sesli mi yapılacak? Muhalefetin ikinci en kritik partisi de iktidarın sivil Kürt siyasetine hayat alanı tanımama politikasını neredeyse bütünüyle onaylarken?

“Arkandayız” diyor adam!..

O halde şunu sormalıyız: Muhalefet, iktidara karşı neyin mücadelesini veriyor? “Oyuna bizi de kat” mı demek istiyorlar sadece?

 
 
 
 
 
 
 
Tüm yazılarını göster