Arap dünyasında geçen hafta: Türkiye Suriye’de meçhule doğru ilerliyor

Arap dünyasının geçen haftaki gündeminde ağırlıklı olarak yine Suriye ve Afrin'deki gelişmeler yer aldı. Bir yandan TSK’nin Afrin’de sürdürdüğü harekât, diğer yanda Suriye ordusuna bağlı birliklerin Afrin'de bulunması gündemde geniş yer aldı. El İmarat el Youm gazetesi "Türkiye Suriye’de meçhule doğru ilerliyor" yorumunda bulundu.

Abone ol

DUVAR - Arap basını bu hafta, Afrin harekâtı ve Suriye’deki gelişmelerin yanı sıra, Suudi Arabistan Ordu'sunun komuta kademesinde yaşanan önemli değişiklikler ve ABD –Rus restleşmesine geniş yer verdi.

Türkiye’nin Afrin’e yönelik harekâtı kapsamında şu ana kadar 41 askerin hayatını kaybettiğini açıkladığı harekat, bu harekâtın 40 günü aşkın bir süredir istenilen hedefe ulaşamaması ve Türkiye ile ABD arasındaki “Menbiç” konusu, bu hafta Arap basının en baştaki gündem başlıklarından biri oldu.

Bazı Arap gazeteleri, Türkiye’nin “hilal şekli alındı” dediği operasyonun ilerde TSK ile Suriye Ordusu arasında bir çatışmaya evrilebileceğini belirtirken, bazıları da Türkiye’nin harekâtın en başında açıkladığı hedeflere doğru ilerleyişinin, sahada Rus ve ABD engellerine takıldığını yazdı.

Bu hafta ABD ve Rusya arasında yaşanan karşılıklı restleşmeler ve özellikle de Rusya Devlet Başkanı Putin’in “nükleer” çıkışı, Arap basının da geniş bir şekilde gündemindeydi. Konu genel itibariyle bir “ABD-Rusya savaşının bölgeye etkileri” bağlamında tartışıldı.

Suudi Arabistan’ın göreve başlamasından bu yana, aldığı kararlarla sürekli tartışma konusu olan Veliahtı Muhammed Bin Selman, bu hafta da Suudi Arabistan için “hayati” olarak nitelendirilen bazı gelişmelere öncülük etti. Başta Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarının yanı sıra bir çok üst düzey askeri yetkilinin görevden alındığı ülkede, bu gelişmenin daha çok Yemen’de devam eden savaşla ilişkili olduğu yönünde yorumlar yapılsa da, bunun ülkede uzun süredir devam eden “reform” dalgasıyla alakalı olduğunu belirten yazılar da dikkat çekti.

'SURİYE ORDUSU AFRİN’E GİRİP TÜRK ORDUSUYLA ÇATIŞABİLİR'

Rai Al Youm gazetesi, haftanın son başyazısını Afrin’e ayırdı. Gazeteye göre, Türkiye’nin operasyonları sonucu Suriye Ordusu'na bağlı “halk savunma birlikleri” safından ölüm haberleri gelmeye devam ederse, Suriye Ordusu Afrin’e girip Türk Ordusu'yla çatışabilir:

“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afrin’de karadan ve havadan yürüttüğü harekât 40 günü geride bıraktı. Ancak bu harekat 3.5 milyon Suriyeli’nin yerleştirilebileceği bir güvenli bölge oluşturulması gibi hedeflerinin çoğuna ulaşamadı. Afrin harekâtı Türk Ordusu ve Özgür Suriye Ordusu için bir yıpratma savaşına dönüştü. Bu harekâtın Türk yönetimi ve diplomasisini bir siyasi çıkmaza ve belki de rejim güçleri ve Suriye Ordusu ile bir askeri çatışmaya sokması da uzak bir ihtimal değil.

Türk Ordusu'ndan 41 askerin hayatını kaybetmesi, Suriye’deki savaşta ölen yüzbinlerce insanla kıyaslandığında küçük bir sayı olarak görülebilir. Ancak bu, Türk halkı veya operasyona muhalefet eden kesimi için büyüktür.

Suriye Ordu'su Afrin’deki özerk yönetiminin talebi üzerine henüz düzenli birlikler göndermiş değil. Bu da müttefiki Rusya’nın talebi üzerine, Türk Ordusu'yla karşı karşıya gelinmemesi içindir. Ancak Suriye Ordusu'nun kentin savunulması için gönderdiği halk savunma birlikleri saflarında ölü sayısının artması üzerine, Suriye Ordusu bu siyaseti terk edebilir ve Afrin’e yönelebilir. Belki de Türk Ordusu'yla çatışmaya da girebilir. Bu durumun da Suriye’de devam eden krize ve bölgedeki ittifaklar üzerinde olumsuz bir etkileri olacaktır.

Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Suriye yönetimi ile anlaşmayı ve Türkiye-Suriye sınırının korunması için Suriye Ordusu'nun konuşlanmasını bir çok kez önerdi.  Ancak bu öneri şimdiye kadar reddedildi. Lakin, Ankara ve Şam arasındaki Rus arabuluculuğunun önü tamamen kesilmiş değil.”

'TÜRKİYE SAHADA RUS VE AMERİKAN HAMLELERİYLE KARŞI KARŞIYA'

Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayınlanan El İmarat el Youm gazetesi, Türkiye’nin Suriye’de bir meçhule doğru ilerlediğini savunduğu yazısında, Türkiye’nin sahada, Rusya ve Amerika’nın hamleleri  ile sahanın katı gerçekliğiyle karşı karşıya kaldığını yazdı:

“Türkiye’nin Suriye macerası meçhule doğru ilerliyor. Çünkü Rus ve Amerikan hareketliliği ile sahanın katı gerçekliğiyle karşı karşıya. Türkiye, Afrin’deki operasyonu hızlıca bitirip, Afrin’e doğru yönelmeyi hedefliyordu. Daha sonrası için de Türk Ordusu'nun Fırat Nehri'nin doğusuna geçmesi için planlandı. Buradan da Tel Abyad, Resulayn gibi nüfusunun çoğunluğu Kürt olmayan Kürt Demokratik Özerk Bölgeler’e bir darbe indirmeyi hedefliyordu.

Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’deki Kürtler’in bağımsızlık havasını bitirmekte kararlı duruyor. Ancak bu niyet son zamanlarda, Kürtler’i desteklemek için bölgeye milis güçlerin gönderilmesiyle karşılaştı.

Söz konusu milislerin bölgeye girmesine rağmen, Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Ordusu'nu Afrin’den uzak tutmayı sürdüreceğinden emin görünüyor.

Kürtler, ABD’nin onlardan desteğini çekmesi durumunda ellerinde birçok seçenek olduğu görüntüsü vermeye çalışıyor. Türkler’in Afrin’e girmesine göz yumduğu için Rusya’dan nefret etmelerine rağmen, Şam ile görüşmekten de geri durmuyorlar.”

'BÖLGE, NÜKLEER REKABET TEHDİDİYLE KARŞI KARŞIYA'

Mısır’ın Tahrir gazetesi yazarı Eşref El Sabbağ, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya arasındaki son restleşmelere yer verdiği yazısında, bölgenin 'kapitalist güçlerin nükleer rekabeti' tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtti;

“Rusya Devlet Başkanı Putin’in sert ve şimdiye dek ve yakın Rus tarihinin en katı nitelikte olan açıklamaları, -belki de tarihteki Sovyet Amerikan ilişkilerindeki- en sert açıklamalardır. Ama asıl önemli olan, Putin’in bu açıklamaları, dünyadaki stratejik güç dengelerinden doğan çelişkiler ve bölgede büyük güçlerin doğrudan çarpışmasına kadar varacak bir savaşın çıkmasından endişe dildiği bir dönemde geldi.

Bir diğer dikkat çeken nokta ise, Putin’in açıklamalarına paralele olarak, Rus medyası, Türkiye’nin eski Büyükelçisi Uluç Özülker’in 5 ülke arasında 11 Ocak 2018’de Washington’da gizli bir toplantı yaptığını, bu ülkelerin ABD, Fransa, İngiltere, Ürdün ve Suudi Arabistan olduğunu, bu toplantıda Ortadoğu’nun sınırlarının yeniden çizilmesi ile Suriye’nin belli nüfuz alanlarına bölünmesinin konuşulduğunu belirttiği açıklamaları da yayınladı.

Burada önemli olan, bu tarz haberlere binaen Rusya, nükleer gücünden bahsetmeye başladı.

Peki gerçekten Rusya, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da kullanmadığı nükleer silahları Suriye’de kullanmaya kadir mi? Öyle görünüyor ki bölgede, ne ülkelerin ne de halklarının çıkarına olan bir durumla karşı karşıyayız. Yine büyük kapitalist güçlerin, silah ticareti ve enerji yollarına hâkim olabilmeleri amacıyla girdikleri nükleer rekabetiyle karşı karşıyayız.”

'SUUDİ ORDUSU'NDAKİ DEĞİŞİKLİKLER, REFORM VE SUUDİ KADINI'

Middle East Online haber sitesinde, Ahmed Ebu Duh imzasıyla yayınlanan yazıda,  Suudi Arabistan’da geçtiğimiz günlerde ordu kademesinde yaşanan değişikliklerle ilgili çarpıcı analizlere yer verildi. Yazıda, ordudaki bu değişikliklerin Suudi Arabistan’ın gerçekleştirmek istediği dönüşümlere etkisi ve bu dönüşüm çabalarında kadının rolü vurgulandı:

“Tarihi boyunca belirli bir askeri kültürü olmayan Suudi Arabistan’daki askeri değişimler,  muhafazakâr toplum dışından askeri komuta kademesinin önünü açmayı hedefliyor.  Bu değişiklikler, ordunun kendisi için planlanan değişimleri gerçekleştirebilmesi adına yapılan bir hazırlık ve bu bağlamda ordunun laikleştirilmesi çabasıdır.

Radikal dinci fikirler tarafından işgal edilmiş olan Suudi Ordusu'nun özgürleştirilmesi ancak kadın sayesinde olur. Bu yüzden ordunun kapılarının kadına açılması, karma eğitim yapan okulların açılması ile paralel gitmesi üzerinde bir etki yarattı.

Suudi Arabistan kadın ve erkek ilişkisi bakımından hızlıca kendi kendiyle uzlaşma yoluna gitti. Ordu da bunun başlangıcı oldu. Ancak bu gelişme tek başına eksik bir gelişme olarak kalacaktır. Zira bir toplumda siyasi ve ekonomik dönüşümler, radikal değişimler için yeterli değildir.

Suudi Arabistan gerçekleştirmek istediği söz konusu dönüşümünü ancak dinci radikalizmi tamamen ve sonsuza dek hapsederek gerçekleştirebilir.

Suudi veliahtı şunu çok iyi bir şekilde idrak etti ki, ülkesi dünyanın gözünde ancak en iyi toplum işletim sistemi olan kadın ile bir ‘Iphone X’ olabilir.”