Arap dünyasında geçen hafta: NATO'nun geleceği ne olacak?

Arap dünyası, İngiltere'de gerçekleşen NATO toplantısını yakından izledi. NATO'daki ihtilaflar ve akıbetinin geniş yankı uyandırdığı medyanın bir diğer önemli gündemi de Türkiye ve Libya arasında Akdeniz’deki yetki alanlarının belirlenmesiyle ilgili imzalanan anlaşma oldu.

Abone ol

DUVAR - NATO’nun kuruluşunun yetmişinci yıl dönümü nedeniyle İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen zirve Arap dünyasında önemle takip edildi. NATO’daki ihtilaflar, ittifakın dağılıp dağılmayacağı şeklindeki tartışmalar ve bu askeri oluşumun geleceğinin ne olacağı şeklindeki tartışmalar Arap medyasında da geniş bir şekilde yer aldı.

Türkiye ve Libya arasında Akdeniz’deki yetki alanlarının belirlenmesiyle ilgili imzalanan anlaşma, bu hafta Arap dünyasında en fazla tartışılan gündem maddelerindendi. Yunanistan ve Mısır’ın sert tepki gösterdiği anlaşma, Arap medyasındaki yorumlara göre dengeleri alt üst etti.

Irak’ta ise başbakan Abdülmehdi’nin istifası tansiyonu düşürmedi. Başbakanın istifasını olumlu bulan ancak bunun, siyasi sistemin değişmesi için bir ön adım olmasını isteyen göstericiler meydanları terk etmemekte kararlı. Güvenlik güçleri ise gösterilere sert bir şekilde müdahale etmeye devam ediyor.

Gösterilerle çalkalanan bir diğer ülke olan Lübnan’da ise yeni hükümet için istişare görüşmeleri Pazartesi günü başlıyor. Başbakanlık için son dönemlerde adı geçen iş insanı Semir El Hatib’in sokak hareketi tarafından nasıl karşılanacağı, bu ismin sokağın onayını alıp almayacağı ise merak konusu.

'TÜRKİYE RAKİPLERİNE İYİ BİR GOL ATTI'

“Türkiye bölgedeki rakiplerine iyi bir gol attı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, uluslararası alanda tanınan Libya ulusal uzlaşı hükümeti başkanı Fayiz es Serrac ile imzaladığı anlaşma, daha sonra bölgedeki rakiplerine karşı kullanabileceği iyi bir darbe oldu. Ayrıca Türkiye bir taşla iki kuş vurmuş oldu. Bir yandan nüfuzu sadece başkent Trablus ve civarı ile sınırlı olan Serrac hükümetiyle yaptığı güvenlik anlaşması, diğer yandan da Türkiye ve Libya arasında Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgenin sınırlarının belirlenmesi.

Türkiye daha önce Muammer Kaddafi’yi devirmek isteyen Arap ve Batılı ülkelerin karşısında duran ülkelerden oldu. NATO ise BM güvenlik konseyi kararına binaen Libya’yı istila etme kararı aldığında –ki Rusya kendini tuzağa düşmüş hissetti- Erdoğan, ‘NATO’nun orada ne işi var?’ diye sormuştu. Ancak Erdoğan NATO’nun bu kararında ciddi olduğunu anladığında kendisi de buna katılarak, NATO’ya birçok alanda yardım etti. Süreç Kaddafi’nin devrilmesiyle sonuçlandığında ise Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Erdoğan’la rekabete girişerek Erdoğan’ın Libya ziyaretinden bir gün önce Trablus’u ziyaret etti.

Yapılan anlaşma bugün Libya’yı daha gerilimli bir sürece sokacak. Nitekim Türkiye ve diğer yandan da Rusya, ülkedeki dengeleri değiştirebilmek için bütün ağırlığını koyacak. Veya en azından Türkiye ve onun yanında duranlar açısından Libya’dan geriye ne kaldıysa onun da kaybedilmemesi için.” (Muhammed Nureddin / Lübnan Al Akhbar gazetesi)

'LİBYA-TÜRKİYE ANLAŞMASI: MISIR VE YUNANİSTAN NEDEN KARŞI?'

“Atina, Türkiye ve Libya arasında geçtiğimiz ayın 27’sinde imzalanan ve Libya ile Türkiye arasında deniz sınırlarını belirleyen anlaşmadan dolayı Libya büyükelçisinin ülkeyi terk etmesini istedi.

General Hafter’e askeri ve siyasi destek vererek Libya meselesiyle boğulmuş olan Mısır ise, bu anlaşmayla ilgili bir beyan yayınlayarak, anlaşmanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu savundu.

Esasen Yunanistan ve Mısır ile İsrail ve Kıbrıs, Akdeniz’e hâkim olma ve ekonomik bölgelerin paylaştırılması konusunda bir yarış içindeydiler. Bu topluluk, Lübnan ve İtalya’nın da katıldığı Doğu Akdeniz Forumu’nun ardından doğalgazın pazarlanması için ortak bir projeye girişti. Bu proje Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ABD başkanı Donald Trump’tan destek aldı.

Yunanistan’ın Akdeniz’le ilgili ortaya koyduğu sınırlar, Türk gazetelerine göre Yunanistan’ın Libya sularından 39 bin kilometre karelik bir alanını istila ediyor. Libya ise bununla ilgili geçtiğimiz Ekim ayında Birleşmiş Milletler’e bir nota göndererek, ‘Yunanistan’ın Libya’nın kara sularını gasp etmesine göz yumulmaması’ istendi.

Bugün bu anlaşma, Yunanistan’ın daha önce Libya’nın karasularını gasp ederek ihlal ettiği Akdeniz dengelerini tekrar yerine oturtuyor.” (Kuds El Arabi gazetesi)

'NATO’DAKİ İHTİLAFLAR NE ANLAMA GELİYOR?'

“NATO’nun yetmişinci kuruluş yıl dönümü zirvesi, bu Batı ittifakının ayakta kalabilmek için mücadele verdiğine dair bir kanıt niteliğinde oldu. Sayıları 29 olan üye ülkelerin bazılarının liderlerinin, Londra’daki zirvede söz konusu ihtilafları televizyon kameraları karşısında gizlemeye çalışmamaları da dikkat çekti. Zirvenin sonuç bildirgesinin, birlikteliği koruma çerçevesinde Rus tehdidine karşı koyma ve Çin’in yükselişi karşısında teyakkuzda kalmaya vurgu yapması, ittifakın içinde mevcut olan yapısal sorunların çözüme kavuştuğu veya çözüm yolunda olduğu anlamına gelmiyor. Ancak bu durum, ittifakın yok olmaya doğru gittiğini de göstermiyor. Rolünü kaybetmesi ise başka bir mevzu. Bu, konjonktürel bir durum.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmnauel Macron’un ittifakın bir üyesi olan Türkiye’nin, NATO tarafından terörle mücadelede müttefiki saydığı Kuzey Suriye’deki Kürt isyancı gruplara yönelik saldırısı nedeniyle ittifakın ‘beyin ölümünün gerçekleştiği’ şeklindeki açıklamaları üzerinden dönen tartışmalar ise, var olan bir gerçekliği ortaya koymaktadır. Nitekim ittifakın üyelerinin çoğu, ittifaktan bağımsız bir şekilde kendi çıkarları peşinde koşmaktadır.” (Usame Ebu Reşid / El Arabi El Cedid gazetesi)

'NATO, VARŞOVA PAKTI GİBİ DAĞILMA YOLUNDA'

“Bir yandan Türkiye ile yaşanan ihtilaflar, bir diğer yandan ABD ve Avrupa ülkeleri ile olan anlaşmazlıklar NATO’da başka bir çatlak oluşmasına neden oluyor. Özellikle de Türkiye’nin Rus savunma sistemleri S-400 füzelerini alması ve SU-35 uçakları alma ihtimaline göz kırpmasından sonra. Sonuçta Avrupalılar ve Amerikalılar bu sistemlerin NATO’nun sistemleriyle çeliştiğini belirtiyor.

NATO bugün, Sovyetlerin Varşova Paktı’nın dağıldığı şekliyle bir dağılmaya doğru gidiyor. Yaşanan bu ittifak, üyelerini kendi misakına uygun davranmalarını sağlayamıyor. Özellikle de, NATO yönetimiyle istişare etmeden Suriye’nin kuzeyini istila eden Türkiye’yi. Bunun yanında Rusya-Çin ittifakının güçlü bir şekilde belirmesi ve karşılarındaki en önemli rakip olan ABD’nin ekonomik ve askeri gücünün gerilemesi bunda etkilidir.

Bu ittifakın çöküşüne veya en azından zayıflamasına üzülmüyoruz. Zira Suriye, Libya ve Irak gibi birçok Arap ülkesine yapılan yıkıcı askeri müdahalelerde bu ittifak çıbanın başıydı. Bir İslam ülkesi olan Afganistan’ı da unutmadık.” (Rai Al Youm gazetesi)

'LÜBNAN’DA UZLAŞI ÇABALARI VE SOKAK HAREKETİ'

“Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın ülkedeki temel siyasi güçler olan Hizbullah, Emel Hareketi, Özgür Yurtseverler Hareketi Müstakbel Hareketi’nin uzlaşmasına binaen, yeni hükümetin başbakanlığı için Semir El Hatib ismi parlamentoda görüşülmesi için önümüzdeki Pazartesi gününde karar kılmasına rağmen bütün tarafların tavrı belirsizliğini koruyor. Zira önümüzdeki günlerde bu isim üzerinde de anlaşma sağlanmazsa her şey sil baştan olacak.

Bu bağlamda Semir El Hatib isminin, söz konusu siyasi gruplar açısından en iyi isim olmadığını söylemek gerekir. Halen parlamentodaki birçok grup yeni hükümetin başbakanlığı için, geçici hükümetin başbakanı Saad Hariri’den yana.

Burada birçok soru ortaya çıkıyor. Bunlardan ilki, 17 Ekim’de başlayan halk hareketinin El Hatib ismiyle ilgili tutumunun ne olacağı ve siyasilerin ortaya koydukları vaatlerini yerine getirmekte dürüst davranmamaları durumunda bu hareketin uzlaşıyla ilgili dengeleri değiştirmeye gücünün yetip yetmeyeceğidir.” (Mahir El Haitb / Lübnan El Nashra internet gazetesi)

'ABDÜLMEHDİ’NİN İSTİFASI NİHAİ ZAFER DEĞİL'

“Mevcut durum bize gösterdi ki, Irak’ın mazlum halkının barışçıl gösterileri, ülkede hâkim siyasi tabaka var oldukça gerçek meyvelerini vermeyecek. Bu, halkın gücüne inanmamak veya karamsarlık değil. Zira bozguncular bozduğunu ıslah edemez. Belki Abdülmehdi’nin halkın artan baskısı karşısındaki istifası söz konusu gösterilerin meyvelerinden biridir ancak bu istifayı tam bir zafer olarak ele almak gerekmiyor. Çünkü halkın talepleri çok açık ve başbakanın istifasıyla sınırlı değil. Aksine hedef vatanı geri kazanmak ve onu soyanların ve satanların yargılanmasıdır.

İstifa eden başbakan Abdülmehdi’nin Irak’ta durumun bu raddeye gelmesinde sorumluluğu vardır ve şehitlerin akan kanının mesuliyeti ondadır. Ancak 16 yıldır var olan hırsızlık ve yıkımın bütün sorumluluğu ona yüklenemez.

Iraklıların çilesi, rejimin bütünüyle değişmesi ve 2003’ten bu yana yönetimde yer alan bütün yetkililerin adaletin önüne çıkarılması ve halkın çalınan servetinin geri alınmasıyla ancak biter. Iraklıların sıkıntıları, herhangi dış vesayet olmadan ve sadece Irak’a bağlı bir ulusal hükümetin kurulmasıyla sona erer.” (Kohar Yohannan Odish / Irak Azzaman gazetesi)