Arap dünyasında geçen hafta: Kürtler referandumdan ne bekliyor?

Arap basınında bu hafta Suriye’deki gelişmeler, Katar krizinde Kabe’nin statüsü tartışmaları, 25 Eylül’de Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde yapılması planlanan bağımsızlık referandumu öne çıkan konulardandı.

Abone ol

DUVAR - Arap dünyasında bu hafta en önemli gündem maddelerinden biri Suriye’de son günlerde yaşanan gelişmeler oldu.

Rusya Savunma Bakanlığı, Humus kentinin kuzeyinde bir çatışmasızlık alanı oluşturulması konusunda mutabık kalındığını duyurdu. Rus savunma bakanlığı sözcüsüne göre, anlaşmaya IŞİD ve El Kaide dahil değil.

Diğer yandan Lübnan’ın Suriye sınırındaki Arsel bölgesinde geçtiğimiz hafta varılan anlaşma uyarınca, bölgedeki El Kaide bağlantılı militanların bölgeyi terk edip İdlib’e gitmelerinin yankıları da devam ediyor.

İdlib’in geleceği bu bağlamda ciddi merak konusu. Bazı medya organlarına göre, El Kaide uzantılı grupların merkezi konumundaki İdlib, yakın zamanda büyük bir savaşla karşı karşıya kalacak.

Katar krizinde ise Kabe’nin statüsü tartışmaları bu hafta gündeme damgasını vurdu. Suudi Arabistan, Katar’ın Kabe’ye uluslararası statü verilmesini dillendirdiğini iddia ederek, bunu, “Suudi Arabistan’a karşı savaşa ilanı” olarak nitelendirdi.

25 Eylül’de Kuzey Irak’ta yapılması planlanan bağımsızlık referandumu da, bu hafta Arap basınında yer alan dikkat çekici konulardan biriydi. Sudan’ın Suudi Arabistan yönetiminin talebi üzerine Yemen’e asker göndermeyi kararlaştırması da gündemin bir diğer başlığıydı.

'İDLİB’TE NUSRA CEPHESİ’Nİ BÜYÜK BİR SAVAŞ BEKLİYOR'

Ürdün El destur gazetesinden Arib El Rantavi, Suriye’deki son gelişmeleri değerlendirdiği makalesinde, Nusra Cephesi’ni İdlib’te büyük bir savaşın beklediğini, IŞİD’in ise Rakka ve Deyr Ez Zor’da Suriye’deki son savaşlarını verdiğini belirtti:

“İdlib’in geleceğiyle ilgili sorular hep güncelliğini korudu. Özellikle de her anlaşma sonrası İdlib’e yönelen savaşçılardan sonra, bu konu tekrar tekrar önem arz eder oldu. İdlib bana göre ya büyük bir uzlaşının ya da büyük bir savaşın kapısını aralayacak.

Büyük uzlaşma ihtimalinde, Nusra Cephesi’nin bu sınır kentindeki tasfiyesi için Ankara’ya büyük bir rol düşebilir. Ancak bu da bedava olmayacak. Türkiye böyle bir rolü kabul edip iki sene boyunca beslediği bu örgüte karşı Kuzey Suriye’deki Kürt oluşumun başını isteyecek. Bu olmadan, kimse Türkiye’nin sırf ABD öncülüğünde teröre karşı oluşturulan koalisyon güçlerinin hatırı için askerlerinin hayatını tehlikeye atmasını beklemesin.

Katar krizinden önce, Nusra Cephesi’ni ehlileştirmek ve Suriyeli silahlı muhalefetine angaje etme planlarının gerçekleşmesi mümkün olabilirdi. Ki bu planın başarılı olabilmesi için Türkiye ve Katar önemli ölçüde çaba sarf etmişti. Ancak Katar’ın, daha dün Suriye’de müttefik olduğu ülkeler tarafından hem karadan hem de havadan ablukaya alınmasından sonra bu planın uygulamaya konup başarı elde edilmesi oldukça zorlaştı.

IŞİD ise bu gün Suriye’de Rakka ve Deyr Ez Zor’da son savaşlarını veriyor. Nusra Cephesi de İdlib de ‘savaşların en büyüğünü’ bekliyor. Nusra Cephesi’nin Dera ve Kuneytra’daki sonu ise Arsel’dekinden daha farksız olmayacak.”

'SURİYE BÜYÜK DEĞİŞİMLERE GEBE'

Lübnan’da yayın yapan El Nashra adlı internet sitesinin yazarı Mahir El Hatib’e göre de Suriye önümüzdeki günlerde büyük değişikliklere gebe.

Yazara göre, gerçekleşmesi muhtemel değişikliklerden Suudi Arabistan merkezli ittifak, Türkiye ve Katar ittifakından daha kazançlı çıkacak:

“Suriye savaşının en başından bu yana muhalefeti destekleyen iki kutup arasında nüfuz savaşlarının çıkacağı belliydi. Bu iki kutup, Suudi-BAE kutbu ve Türkiye-Katar kutbudur. İlk kutup ÖSO ve Ceyş El İslam’ın (İslam ordusu) yörüngesinde yer alan grupları destekledi. Diğer kutup da aynı İslami ideolojiye sahip grupları destekledi. Hatta şu ana kadar Ankara ve Doha, El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi’ni desteklemekle itham edilmektedirler.

Öyle görünüyor ki, iki büyük gücün Suriye’de terörle mücadeleye ve özellikle de IŞİD ve El Nusra ile savaşa odaklanılması gerektiği yönünde kanaatlerinin oluşmasıyla, Suriye’deki durum büyük değişimlerle karşı karşıya.

Kaynakların işaret ettiğine göre burada Suudi Arabistan eksenli koalisyon Türkiye-Katar ittifakına göre bu durumdan daha kazançlı çıkacak. Özellikle de ABD’nin Donald Trump’ın başa geçmesiyle beraber, Suudi eksenli koalisyonun (Suud, Mısır, BAE) Türkiye ve Katar ittifakı karşısında desteklenmesi de bunu göstermektedir.”

KATAR KRİZİNDE “KABE’NİN KONUMU” TARTIŞMALARI

Suudi Arabistan’ın Katar’ın “Kabe uluslararası konuma kavuşturulmalı” şeklinde bir talebi olduğunu iddia ederek, bunun bir savaş ilanı olduğunu açıklaması, Katar ve diğer Körfez ülkeleri arasındaki krizin vardığı son nokta oldu.

Suudi Dışişleri Bakanı Adil El Cübeyr, “böyle bir talebin savaş ilanı olduğunu” açıklayarak Katar’ın hac konusunu siyasileştirmeye çalıştığını savundu. Katar basını ise savunmaya geçti.

Katar basınında yer alan haberlere göre, Suudi Arabistan devleti, Katarlı hacılara engel çıkarıyor. Doha yönetimi daha önce konuyla ilgili Birleşmiş Milletler’e başvurmuştu.

Suudi Arabistan’ın El Riyad gazetesi, bu konunun daha önce İran ve Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi tarafından dile getirildiğini belirterek, böyle bir konunun tartışma bile kabul etmeyeceğini yazdı.

Gazeteye göre, “Suudi Arabistan yönetimi, hükümeti ve halkı her zaman Kabe’nin hizmetinde olmuştur”

Suudi ve Birleşik Arap Emirlikleri basınında konuyla ilgili çıkan haber ve köşe yazılarının hemen hemen hepsinde, “Kâbe’ye uluslararası bir statü verilmesi talebinin İran’a ait bir talep olduğunun” vurgulanması özellikle de dikkat çekti.

'SAVAŞ İLANI' SÖYLEMİ NE ANLAMA GELİYOR?

Rai Al Youm gazetesi genel yayın yönetmeni Abdulbari Atwan, Suudi Dışişleri bakanı Adil el Cübeyr’in, Katar’ın Kâbe’ye uluslararası statü verilmesini talep ettiği iddialarına karşılık “Bu bir savaş ilanı olur” şeklindeki açıklamalarını ele aldığı yazısında dikkat çekici yorumlarda bulundu:

“Askeri müdahalenin bu şekilde dile getirilmesiyle, krizin başından beri ilk defa bir Suudi yetkili böyle tehditkâr konuşmuş oldu. Hem de bu kadar açık bir şekilde. Burada asıl endişe verici olan, Bahreyn dışişleri bakanının Mısır basınında Bahreyn’de bir askeri üs kurulacağı ve burada Mısır kuvvetlerinin de olacağı şeklindeki haberleri hiçbir şekilde yalanlamamasıdır.

Körfezdeki bu krizi çözmek için bütün girişimlerin başarısız olması ve tarafların takındıkları tutumlara sıkı bir şekilde sarılmış olmaları ve hiçbir şekilde ödün vermemeleriyle beraber, bu kriz sıfır noktasına varmış oldu. Önümüzdeki günlerde Katar’a ambargo uygulayan ülkeler tarafından ‘şok edici’ adımlar gelebilir.”

BAĞIMSIZLIK REFERANDUMU

Merkezi Londra’da bulunan ve Ortadoğu’nun önde gelen gazetelerinden Sharq Al Awsat’ın yazarı Osman Mirğeni, Kuzey Irak’taki “Bağımsız Kürdistan Referandumu” tartışmalarını yazdı.

Mirğeni’ye göre Kürtlerin bağımsızlık konusundaki son açıklamaları, bağımsızlık konusundaki tarihi rüyalarını riske atmamak için dikkatli atılan adımlardan ibaret:

“Eğer her şey açıklandığı ve ilan edildiği gibi yürürse Kuzey Irak’taki kaderi tayin etme ve bağımsızlık referandumu önümüzdeki 25 Eylül’de yapılacak. Bunun da hem bölgesel düzeyde hem de uluslararası alanda çok ciddi yansımaları olacak. Birçok devletin bölgedeki hesaplarını da derinden etkileyecek. Referandumun yapılması için verilen tarihin yaklaşmasına rağmen bu durum, yeterince tartışılmıyor.

Çok doğal olarak bazıları Kürtlerin ayrılmak istemediklerini ve sadece daha fazla haklara sahip olabilmek için referandumu merkezi hükümete karşı bir baskı aracı olarak kullandıklarını düşünüyor. Ancak Kürtlerin tarihi rüyalarını sadece bir manevra aracı olarak kullandıklarına ve referandumu sadece bazı talepleri kabul ettirmek için bir baskı aracı olarak kullandıklarına inanmak mantıklı mı? Kürtlerin tek derdi üzerinde anlaşmazlık olan topraklar ve yönetim olsaydı ellerinde kullanacakları çok fazla kart vardı. Zira aynı şekilde bölgesel yönetim birçok yetkiye sahip ve 90’lardan itibaren de durumları iyiye gidiyor.

'KÜRTLER DİKKATLİ DAVRANIYOR'

Bence Kürtlerin istedikleri bunlardan daha fazla. Ve sadece dikkatli davranmayı tercih ediyorlar. Bugün tarihi olarak gördükleri bir fırsatı kaçırmak ve düşlerini boşa çıkarmak istemiyorlar. Bu yüzden Bağdat yönetimine ve bölgesel aktörlere güvenceler vererek bu referandumun sadece halkın kendi geleceği konusunda bir kamuoyu yoklaması olduğunu ve bunun Irak’tan ayrılmak veya bağımsızlık anlamına gelmediğini söylüyorlar. Bu yüzden de Barzani, bu referandumun sonuçlar açıklanır açıklanmaz Kürtlerin kendi devletlerini kuracakları anlamına gelmediğini söyledi.

Kürtler, bağımsızlık konusunda atacakları her adıma içeride muhalefet eden bir kesim olduğunu biliyorlar. Yine aynı şekilde Türkiye ve İran’ın referandum konusunu reddettiklerini de biliyorlar. Bu yüzden Kürtler attıkları adımlarda dikkatli davranıyorlar. Ve şu an bağımsızlığı istemedikleri yönünde açıklamalar yapıyorlar. Ancak sonuç bir niyet beyanı ve Kürtlerin ileride er ya da geç bağımsızlık konusunda diyalog kapısının açılması için bir kart olarak kalacaktır.”

SUDAN’IN YEMEN MACERASI

Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in, Yemen’e ordusuna bağlı “hızlı müdahale birliklerini” gönderme kararı alması ve bu kuvvetlerin Suudi öncülüğündeki koalisyonun yanında savaşacak olması, Körfez ülkelerinde sevinçle karşılanırken, özellikle Sudan’da muhalif kesimlerden ciddi tepkiler aldı.

Rai Al Youm gazetesine göre, Sudan yönetimi bu adımıyla sonuçları hesap edilmemiş ciddi bir risk alıyor. Gazete, Mısır, Pakistan ve Ürdün gibi ülkelerin bu savaşa dahil olmaktan kaçındıklarını da hatırlatarak, Sudan’ın bu adımının savaşın gidişatını değiştiremeyeceğini de savundu:

“Körfez ülkelerinden ve özellikle de Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt’ten yaklaşık 50 milyar dolarlık yardım alan Mısır, Yemen’deki savaşa asker göndermeyi reddetti. Pakistan parlamentosu da Suudi Arabistan’ın Yemen’e asker gönderme yönündeki talebine oy birliğiyle karşı çıktı. Ürdün de aynı tutumu takındı.

Ancak Sudan devlet başkanı Ömer El Beşir’in neden aynı şekilde davranmadığını ve kaybedilmiş bir savaşa ortak olmayı reddetmediğini anlayamıyoruz.

'SUDAN SAVAŞIN GİDİŞATINI DEĞİŞTİREMEYECEK'

Sudan’ın Yemen’e gönderdiği Acil Müdahale Kuvvetleri, savaşın gidişatını Suudi Arabistan ve müttefiklerinin lehine çevirmeyecek. Bu adım Sudan hazinesine on milyarlarca dolar da akıtmayacak. Çünkü Suudi Arabistan hazinesi de neredeyse iflas etmiş durumda. Zira eğer para varsa da, bu para Donald Trump ve yönetimine veya halkı arasındaki işsizlere gidecek.

Sudan yönetimi sonuçları hesap edilmemiş bir riske bulaşıyor ve kuvvetlerini en baştan kaybedilmiş bir savaşın bataklığına itiyor. Hem de işgalcilerin mezarlığı şeklinde anılan bir ülkeye.”