Arap dünyasında geçen hafta: Bağımsızlığın ilanından başka bir eksik bulunmuyor

Arap basınında geçen hafta en çok Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'nin yapmak istediği referandum, Türkiye'nin Filistin konusundaki arabulucu olma isteği ve ABD'nin hedef aldığı IŞİD konvoyu en çok tartışılan konular oldu.

Abone ol

DUVAR - 25 Eylül’de yapılması planlanan “Bağımsız Kürdistan” referandumu, Arap Dünyası’nda gündemin ana konularından biri olarak tartışılmaya devam ediyor. Arap ülkeleri, İran ve Türkiye gibi ülkelerden gelen referandum eleştirilerine rağmen Irak Bölgesel Kürt Yönetimi referandumun belirlenen tarihte yapılmasında ısrar ediyor.

Mesut Barzani’nin, referandumun 25 Eylül’de yapılacağını açıklamasından bu yana, Arap basını bu konuyu sıklıkla tartışmaya devam ediyor. Arap basınında referandumla ilgili göze çarpan en önemli nokta, referandum veya bağımsız bir Kürt devletine karşı yürütülen muhalefet oldu. Zira, Arap Dünyasında, bağımsız bir Kürt Devleti’nin bölgede ikinci bir İsrail olacağı anlayışı hâkim.

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyaret, Arap basınında bu hafta dikkat çeken konulardan biriydi. Basında, Türkiye’nin Filistin iç barışı konusunda arabulucu rolünü oynayıp oynayamayacağıyla ilgili dikkat çekici değerlendirmeler yer aldı.

Hizbullah’ın Suriye yönetimi ve Lübnan hükümetiyle beraber IŞİD ile yaptığı ve 300 IŞİD militanının aileleriyle beraber Suriye – Lübnan sınırından çekilmesini ve Suriye’de Irak sınırındaki Deyr Ezzor kentine gitmelerini öngören anlaşma, bu hafta Arap Dünyası’nın en çok tartışılan konularından biri oldu.

ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyon, Deyr Ezzor kentine doğru yola çıkan IŞİD konvoyunu Suriye’de sıkıştırıldığını açıkladı. Anlaşmaya Irak yönetiminden de tepki geldi. Ancak Hizbullah bütün eleştirilere rağmen anlaşmanın doğru bir adım olduğunu savunuyor.

'EKSİK OLAN TEK ŞEY BAĞIMSIZLIĞIN İLANI'

Lübnanlı akademisyen Muhammed Nureddin BAE Alkhaleej gazetesinde yer alan makalesinde, Irak’ta meydana gelen gelişmelerin Irak’ı yeniden önemli bir konuma getirdiğini belirterek, bu gelişmelerden en önemlileri arasında 25 Eylül’de yapılması planlanan “Kürdistan Referandumu” olduğunu ifade etti.

Nureddin, Kürt Bölgesel Yönetimi'nin bağımsızlık için tek eksiğinin “bağımsızlık ilanının” kendisi olduğunu iddia ederek, bağımsızlık için bütün koşulların var olduğunu savundu:

“Irak’ta son günlerde hem içerideki hem de dışarıdaki dengelerin yeniden şekillenmesine neden olan gelişmeler, tekrar önem kazanmaya başladı. Şüphesiz bu gelişmelerin başında IŞİD ile mücadele geliyor.

Irak’ın karşı karşıya kaldığı bir diğer önemli gelişme de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin bölgesel yönetimin kaderinin belirlenmesi için çağrısını yaptığı referandumdur.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bölgede haritanın değişmesine neden olan gelişme Sudan’ın bölünmesiydi. Irak Kürt Bölgesi de bölgenin haritasının değiştiren ikinci gelişme olmak için çok yakın durumda.

Bölgesel yönetim şu an bağımsızlık ilanı için gereken her şeye sahip. Kürt Federal Bölgesi’nin sınırları çoktan çizilmiş durumda. Tabii çekişmeli bölgeleri saymazsak. İkincisi bölgesel yönetimin kendini idare etme konusunda da ciddi bir deneyimi var. Ayrıca, kendine ait hükümeti, parlamentosu, ordusu, gümrükleri, bayrağı ve dili var. Dolayısıyla bölgesel yönetimin bağımsızlık konusunda bağımsızlığın ilanından başka bir eksiği de bulunmuyor.”

BAĞIMSIZLIĞIN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

Nureddin, bağımsızlığın önündeki engellerle ilgili ise şunları kaydetti:

“Bağımsızlığın önündeki engellere gelince. Bağımsızlığın önünde 3 tane esas engel bulunuyor. Bunlardan ilki, Bağdat’taki merkezi hükümetin buna onay vermesi. Zira Bağdat hükümetinin onayı olmadan bağımsızlığın ilan edilmesi, bitmeyecek bir savaşın ilanı olur.

İkinci önemli konu ise, Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkelerin, yeni kurulacak ülkeye düşmanlık güdüp gütmeyecekleridir. Bu ülkelerin onayı olmadan bağımsızlık ilan etmek, yeni kurulacak ülkeyi karadan ve havadan boğmak ve şimdiden kuşatılması anlamına gelir. Bu ülkeler de şu ana kadar bağımsızlık konusundaki muhalif tutumlarını sürdürüyorlar.

Üçüncü önemli engel ise, yeni kurulacak devletin gerek Birleşmiş Milletler, gerekse de güvenlik konseyi tarafından tanınmasıdır. Ancak şu ana kadar bu koşul da sağlanmış değil.”

'KERKÜK… SİYASİ ÇEKİŞMELERDE YENİ BİR SAYFA'

Mısır’da Arap milliyetçisi bir çizgide yayın yapan El Bedil gazetesi, Kerkük’ün yapılması planlanan referanduma katılma kararını, “siyasi çekişmeler açısından yeni bir sayfa” olarak nitelendirdi:

“Irak hükümetinin, bölgesel yönetimi referandum kararından vazgeçirmeye çalıştığı bir zamanda ve İran ve Türkiye’nin referandumun yapılmasını engellemeye çalıştığı bir ortamda, Kerkük’teki il meclisinin referanduma katılma kararı, durumu daha da kötüleştirdi. Bu karar Irak’ta yeni siyasi çekişmelerin de önünü açtı.

Kerkük, Kürt Bölgesel yönetimi idaresinin dışında bulunuyor. Ancak Erbil ile Bağdat arasında bir çekişme alanı teşkil etmektedir. Peşmerge güçleri de hem kenti hem de oradaki petrol kuyularını IŞİD’in Irak’ta yayılmaya başlamasından bu yana kontrol ediyor.

Konuyu yakından takip edenler için Kerkük il meclisinin almış olduğu bu karar şaşırtıcı nitelikte değil. Zira Kürtler’in etkisi altında olan il meclisinin daha önce, referanduma katılma niyetinde olduğunu gösteren birçok adımı oldu.”

MAHMUT ABBAS’IN TÜRKİYE ZİYARETİ

Bahreyn’de yayınlanan Al Akhbar Alkhaleej gazetesinden Abdullah El Eyyubi, Mahmut Abbas’ın Türkiye ziyaretini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesini ele aldığı makalesinde, Türkiye’nin Filistin iç barışı konusunda bir aracı olabilmesi için gerekli şartları taşımadığını ancak yine de olumlu rol oynayabileceğini savundu:

“Türkiye, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ı konuk ederek Filistin iç barışı konusuna dahil olmuş oldu. Bu, Hamas’ın Gazze’de yönetimi eline almasından bu yana Türkiye’nin yeni bir tutumu niteliğindedir.

İki muhalif taraf arasındaki ihtilafları gidermek için üçüncü bir taraf tarafından başlatılacak herhangi bir girişim ve bu girişimin başarılı olması, taraflardan herhangi birine yakın durmamayı yani tarafsızlığı gerektirmektedir. Ancak bu koşul Türk tarafında mevcut değildir. Adalet ve Kalkınma Partisi liderliğindeki Türkiye hükümeti, siyasi ve ideolojik olarak Hamas’a El Fetih hareketinden daha yakındır. Bunun yanı sıra, Türkiye hükümeti Hamas’a El Fetih’e nazaran siyasi anlamda daha fazla sempati duymaktadır.

Ancak yine de Türkiye’nin bu adımı, Mahmut Abbas’ın Ankara’ya davet edilmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi, önemli ve kabul görebilecek bir adımdır. Türkiye her ne kadar Filistin iç çekişmesi açısından tarafsız bir tutuma sahip olmasa da, etkili bir devlettir ve bu konuda önemli bir rol oynayabilir.”

TÜRKİYE FİLİSTİN İÇ BARIŞINDA ARACI OLABİLİR Mİ?

Ürdün El Destur gazetesi yazarlarından Arib El Rentavi de Türkiye’nin İslami Direniş Hareketi Hamas ve Mahmut Abbas liderliğindeki El Fetih arasındaki uzlaşı çabalarında aracı olup olamayacağını değerlendirdi. Yazara göre bu konuda Türkiye’nin önünde ciddi engeller var:

“Türkiye, Filistin, Kudüs ve El Aksa üzerinden Filistin sahasında tekrar etkili olmaya çalışıyor. Ancak Türkiye eğer bu kapılar aracılığıyla bölgede tekrar etkin bir rol oynayabileceğini düşünüyorsa, karşısına birçok engel çıkacaktır.

Ankara bugün Tel Aviv ile sorunlar yaşamaktadır. Diplomatik ilişkilerin tekrar başlamasına, büyükelçiliklerin tekrar açılmasına ve büyükelçilerin geri dönmesine, iki ülke arasındaki ticaret hacminin tekrar artmasına ve birçok alanda heyetlerin tekrar karşılıklı ziyaretlerine başlamasına zemin hazırlayan uzlaşmaya rağmen İsrail’in Türkiye’ye olan güveni oldukça düşüktür. Özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı.

Dolayısıyla İsrail’in Türkiye’nin böylesine önemli bir konuda rol oynamasına izin vereceğini pek düşünmüyorum. İsrail daha önce bu konuda Avrupa ve ABD’nin arabuluculuk çabalarını bile engellemiştir.”

ABD IŞİD KONVOYUNU NEDEN HEDEF ALDI?

Londra merkezli Rai Al Youm gazetesinin genel yayın yönetmeni Abdulbari Atwan, ABD’nin Hizbullah ve IŞİD arasındaki anlaşma gereğince Lübnan sınırından çekilen ve Suriye’nin Irak sınırındaki Deyr Ezzor kentine yönelen IŞİD konvoyunu hedef almasını değerlendirdi:

“Amerikalılar açısından asıl sorun, IŞİD üyelerinin bir yerden başka bir yere nakledilmesi değil, bu anlaşmanın Suriye yönetiminin onayıyla ve bizzat Hizbullah tarafından yapılmış olmasıdır. Nitekim İŞİD’e karşı gerçekleştirilen Musul operasyonunda, çok fazla IŞİD üyesi Kürt bölgesine geçerek orada Kürt Bölgesel Yönetimi hükümetine teslim olmuştur. Yine ABD tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri, Suriye’nin Kuzeybatısında yer alan Menbic kentindeki IŞİD’e bağlı savaşçıların, kenti terk etmesine ve El Bab ve Halep kırsalına geçmesine izin vermiştir. ABD buna hiç karşı olmamıştır.

ABD dört sene önce Rakka’dan Musul’a giden IŞİD konvoylarını kesinlikle hedef almamıştır. Ki ABD, Suriye ve Irak hava sahalarındaki insansız hava uçaklarıyla her iki ülkedeki karıncaların bile hareketini gözetleyebilmektedir. Çünkü ABD tamamen İran’a bağlı olan Nuri El Maliki hükümetinin devrilmesini istiyordu.

ABD, önümüzdeki günlerde bazı ittifakların ortaya çıkmasından çekinmektedir. Bu ittifak korkularından biri de belki Hizbullah ve IŞİD’e bağlı bir grubun ABD ve müttefiklerine karşı savaş ittifakına girme ihtimalidir. Ayrıca hatırlatmakta fayda vardır; Deyr Ezzor kenti ABD’nin Irak’ı işgal ettiği 2003’te ABD karşıtı direnişçilerin toplanma merkeziydi.

Bu senaryo bazılarına mantıksız ve akıl dışı gelebilir. Doğrudur pek mantıklı değil. Peki Suriye ve Irak’ta sahadaki bütün ittifaklar mantıklı ittifaklar mı? ABD Irak’ta daha önce IŞİD’e kucak açmadı mı? Müttefikleri onu Suriye krizinin başlarında, rejimin devrilmesini hızlandırmak için desteklemediler mi?”