Aptallık nedir?

Aptallık Üzerine’de, duygu ile mantık arasında nasıl bir ilişki kurulacağı konusunda bir reçeteye ulaşmak gibi bir derdi olmamış Musil’in. Belki de bu beklenti, kişisel gelişim kitaplarının olduğu bir zamandan seslenen işbu yazarın densizliği ya da solculuk, efendim anarşilik adına iflah olmaz “eee, sonuç” diyen sıradanlaşmış bir politik arayış sabırsızlığı diyelim.

Abone ol

DUVAR - Çoğumuz için “Aptallık nedir?” sorusu tane tane örnekleriyle açıklanabilir. Fakat “Aptallık ne değildir?” sorusunun yanıtını örnekleriyle açıklamak -en azından benim için- zor. Evet, bu girift cümle çok makul gözükenin de kökende aptalca olduğunu kast ediyor.

Robert Musil, Aptallık Üzerine’de “Aptallığın ne olduğunu bilmiyorum. Bu pekala benim cehaletimden kaynaklanıyor olabilir, fakat bir diğer ve yüksek olasılıkla da bunun nedeni, ‘aptallık nedir’ sorusunun ‘iyilik’, ‘güzellik’, ya da ‘elektrik nedir’ sorularına benzer şekilde, günümüzün düşünce tarzlarına pek uygun düşmemesidir” diyor.

Musil’in 1942’de yaşamını yitirdiğinin notunu düşelim. Zehir zemberek aklına Niteliksiz Adam’da, Yaşarken Açılan Miras’ta okuyucuları tanık. Şimdilerde, aptallığın ne olduğu sorusuna herkesin yanıtı hazır. Paradoksal bir şekilde çağın sıkıntısı da burada başlıyor.

Musil, “Yapılacak en zekice şey, yeryüzünde mümkün olduğu kadar fark edilmeyen, göze çarpmayan biri olmaktır!” diyor. Zekânın alanında kalabilmek için münzevi hayatı tercih etmek? Musil yanılmıyor ama akıllıca saçmalıyor.

'APTALLIK BİR DUYGU HATASIDIR'

Kitabı, Amy Spangler’le birlikte Türkçeleştiren Ersan Üldes, Musil’i Niteliksiz Adam’dan alıntı yaparak anlatıyor:

“… İmparatorluk ve Kraliyet telgraf memurları, tarihlerinde ilk kez ve olağanüstü tedirgin edici bir biçimde greve gitmişlerdi; Pasif Direniş adını alan bu grev, aslında memurların hizmetlerine ilişkin bütün kurallara kılı kırk yararcasına titizlikle uymaya başlamalarından ibaretti; bu durumun sonunda, yasaya tam olarak uymanın işleri en doludizgin anarşiden çok daha hızlı felce uğratabildiği anlaşılmıştı.” (Robert Musil, Niteliksiz Adam)

Dünya tarihi açısından, illegal olanın aklına gelmeyen bir yöntem bu. Bu akıl hükümetleri devirir.

Aptallığın bir duygu hatası olduğunu söylüyor Musil. Gruplar halinde halinde birbirlerimizi içten içe aptal görme alışkanlığımızdan bahsediyor ve nihai olarak şu sonuca varıyor:

“Parti, millet, tarikat ya da sanat hareketinin koruyuculuğu altında kurumla gezildiği ve ‘ben’ yerine ‘biz’ dendiği anda ihtiyaç duyulan kendini beğenmişlik bakımından, özellikle ortanın altı tabakaya ait zihin ve ruh, epeyce arsızdır.”

Musil, ayrıca, yeryüzünde şöyle özel bir eğilim olduğunu anlatıyor: “İnsanlar kalabalık olduklarında, bireyken kendilerine yasaklanmış olan her şeyi yapma yönünde kendilerine izin verirler. Günümüzde çok güçlü şekilde yükselişe geçen ‘biz’ olmanın verdiği bu ayrıcalıklar, işin doğrusu, bireyin giderek medenileşmesi ve ehlileştirilmesinin, milletlerin, devletlerin ve aynı kafadakilerin oluşturduğu birliklerin giderek medeniyetten uzaklaşmasıyla dengelenmesi gerektiği gibi bir izlenim verir; burada açığa çıkan belli ki duygusal bozukluktur.”

Aptallık Üzerine, Robert Musil, çev: Ersan Üldes, Amy Spangler, 88 syf., Sel Yayınları, 2018.

'GADDARLIK, SADECE BASİT BİR APTALLIK DEĞİLDİR'

Musil’in dili kendine münhasır zorlukta ve anlamak için caba istiyor. Bu paragraf da onlardan biri. “Biz” güçlendikçe, kafa tutulanın vahşileştiğini, gaddarlaştığını yani aptallaştığını anlıyoruz buradan. Sonraki sayfalarda biraz daha açılıyor konu.

Aptallığın genellikle sabırsızlığa yol açtığını, bazı istisnai durumlarda zalimliği de körüklediğini izah ediyor Musil: “Bu zalimliğin hastalıklı ve tiksinti uyandıran aşırılıkları, ki bunlar kabaca sadizm olarak nitelendirilir, aptal insanları çoğunlukla mağdur rolünde gösterir. Kan kokusunun avlanma şehvetini uyandırmasına benzer şekilde, hayal gücünü vahşileştirir: Bu, aptal insanı neredeyse sırf limit duygusu tamamen yitirildiği için zalimliğin ‘aşırıya’ kaçtığı ıssız bir yere doğru çeker.”

Anlatılan gaddar tanıdık. Şirketlerden, medya patronlarına, devlet başkanlarına tüm dünyada örneklerine rastlanıyor. Bunun yanında J. E. Erdmann’ın bir makalesinde geçen gaddarlığın “uygulamaya konan aptallık” olarak değerlendirişine atıfla, gaddarlığın sadece basit bir aptallık olmadığını söylüyor Musil. Anlamlı olan, aynı zamanda hem aptallığın hem de gaddarlığın karşıtı olmak. Fakat “duyguların mantığa ilham vermek yerine onu ezmesindeki genel orantısızlık, anlamlı kavramıyla da iç içe geçer” diyor Musil.

Aptallık Üzerine’de, duygu ile mantık arasında nasıl bir ilişki kurulacağı konusunda bir reçeteye ulaşmak gibi bir derdi olmamış Musil’in. Belki de bu beklenti, kişisel gelişim kitaplarının olduğu bir zamandan seslenen işbu yazarın densizliği ya da solculuk, efendim anarşilik adına iflah olmaz “eee, sonuç” diyen sıradanlaşmış bir politik arayış sabırsızlığı diyelim.