Antik Çağ’da oyun ve oyuncak

Özel üretim gerektiren oyuncak bebekler, geliri düşük ailelerin çocuklarının sahip olabilecekleri oyuncaklardan değildi. Onlar bir dal parçasına çaput sararak yapılan bebeklerle oynamak zorundaydı.

Abone ol

Akın Ersoy*

Yunan ve Roma uygarlıklarında çocukların günlük yaşamında oyun ve oyuncaklar günümüzde olduğu gibi önemli rol oynamaktaydı. Çocuk her yaşta çocuk, ebeveyn her zaman ebeveyn idi.

Smyrna kazılarında ele geçen pişmiş toprak oyuncak bebek parçaları.

Yürütülen arkeolojik kazılarda oyun nesneleri olan oyuncak objeler, parçalar halinde veya bütün olarak ele geçmektedir. Bununla birlikte oyuncaklar antik çağa ait vazolar, taban mozaikleri, duvar resimleri, mezar taşları ve lahitler üzerinde yer alan resim ve kabartmalarda da karşımıza çıkar. Diğer yandan resimler, kabartmalar ve antik yazarların anlatılarından oyun kuralları hakkında az veya çok fikir edinebiliyoruz. Tanrıçalar, tanrılar, askerler, dönemin kahramanları, tekerlekli-tekerleksiz arabalar, çember, topaç, kova ve kürekler, çıngıraklar, bebekler, çocuğun kendi çevresinden tanıdığı evcil hayvanlar, aşık kemikleri, zar, top ve oyun taşları gibi oyun nesneleri aile bütçesine ve zamanın teknolojisine göre çeşitli malzemelerden yapılmışlardı. 

Her çağda ve kültürde olduğu gibi eski Yunan ve Roma'da da oyuncak ve oyunların amacı çocukları hayata hazırlamaktı. Çoğu oyun nesnesi ustalık isteyen ve bu nedenle de yetenekli kişi veya ustalara yaptırılması gerektiğinden varlıklı ailelerin çocukları doğal olarak şanslı idi.

Kız ve erkek çocukları ergenliğe adım atmaları ile birlikte oyuncaklarını ailenin veya çocuğun kendini yakın hissettiği tanrıça ve tanrılara hediye ediyorlardı. Örneğin kız çocukları evlilik yaşına geldiğinde başta oyuncak bebekleri olmak üzere değer verdiği oyuncaklarını Artemis, Athena, Afrodit, Demeter gibi tanrıçalara adarlardı.

Antik Çağ’da çocuklar da günümüz çocukları gibi ebeveynlerini yemek ve temizlik yaparken, çamaşır yıkarken ya da bağda-bahçede çalışırken görerek örnek alıp oyunlar oynuyor, 'rol kesiyorlar'dı. Anne ve babanın yaptığı işlerde kullanılan kap-kacaklar ile iş aletleri, çocukların evde veya sokakta yakından tanıdıkları tekerlekli-tekerleksiz pişmiş toprak veya metal hayvan heykelcikleri ve diğer oyuncaklar “evcilik” oyunlarının önemli nesneleri idi.

Smyrna kazılarında ele geçen pişmiş toprak koç ve köpek biçimli oyuncaklar ile oyuncak at arabası tekerlekleri.

OYUNCAK BEBEKLER

Oyuncaklar içinde kökeni en eskilere dayanan nesnelerden biri, odaklanma ve dikkati pekiştiren çıngıraklar idi. Çıngıraklar çoğu kere çocukların yakın çevresinden bildiği kuş, köpek, horoz, domuz, ayı, baykuş ve kaplumbağa gibi hayvan biçimleri ile karşımıza çıkar. Arkeolojik kazılarda ele geçen somut buluntuların yanı sıra vazo veya duvar resimleri üzerinde çıngırakların sıklıkla tasvir edildiklerini de görebiliriz. Tabii daha büyük çocuklar için oyuncak düdüklerin de olduğunu burada söyleyelim.

Yunanlılarda Kore, Nymphe, Plangones ve Romalılarda Pupa adı verilen oyuncak bebekler bez, kemik, fildişi, pişmiş toprak, gümüş, altın ve diğer metallerden yapılabilmekteydi. Oyuncak bebekler özellikle kız çocuklarının en önemli oyuncakları idi. Antik Çağ’da Yunanistan’da ve İtalya’da dönemin giysi ve renkleri ile boyalı ve yine boya ile yapılmış kolye, bilezik ve halhallar ile süslenmiş pişmiş toprak oyuncak bebekler bulunmuştur. Oyuncak bebeklere ve diğer oyuncaklara sadece çocukların kendilerini yakın hissettikleri tanrıçaların ve tanrıların kutsal alanlarında ve tapınaklarında değil, çocuk mezarlarında da rastlanılması mezar sahibi kız çocuğunun bazı oyuncaklarını ömür boyu hatıra olarak saklamış olması ile ilişkilendirilmektedir. Zaman içinde önce bacakları oynayan pişmiş toprak ve metalden bebeklerin sonrasında kolları, başları ve en sonunda da diz ve dirsekleri eklemli yapılarak bir anlamda kukla gibi oynatılacaktır. Ancak özel üretim gerektiren oyuncak bebekler gelir durumu düşük ailelerin çocuklarının sahip olabilecekleri oyuncaklardan değildi. Bu çocuklar bir dal parçasına çaput sararak veya ot, saman doldurularak evde kolayca yapılabilen bebeklerle oynamak zorunda kaldılar. Smyrna kazılarında da pişmiş topraktan yapılmış oyuncak bebeklere ve onlara ait kol, baş ve bacak parçalarına ulaşılmıştır ki, bu oyuncaklar gelir durumu iyi olan İzmirli ailelerin çocuklarına aittiler.

OYUNCAK ARABALAR

Tekerlekli-tekerleksiz pişmiş toprak veya metal arabalar, erkek çocukların en sevdikleri oyun nesnelerinden idi. Oyuncak arabalar babaların özellikle erkek çocuklarına alabilecekleri en kıymetli oyuncaklardan biri olmalıdır. Nitekim Aristophanes’in Bulutlar adlı komedyasında koro başı Strepsiades oyundan kazandığı para ile oğluna küçük bir oyuncak araba almıştı. Antik Çağ vazoları ve mezar stelleri üzerinde defalarca tasvir edildikleri gibi az sayıda da olsa mezar buluntuları içinde pişmiş toprak ve metal arabalar veya parçaları ele geçti. Bu tekerlekli-tekerleksiz arabalar doğal olarak dönemin iki veya dört tekerlekli at arabalarını taklit ediyorlardı. Ayrıca bugün bildiğimiz “çın çın tekerlek” modelinde tek tekerlekli oyuncaklar da yok değildi. Olasılıkla bu tekerleklere günümüz modellerinde olduğu gibi çıngıraklar da bağlanıyordu.

OYUNDA KAVGA: NE ŞAŞIRIYORSUNUZ?

Kökeni tarihin derinliklerine inen ve maddi kalıntılarını Yunan ve Roma kültüründe de çoklukla gördüğümüz aşık kemikleri üzerlerindeki yazı, rakam ve işaretler ile fal açmakta kullanılarak gelecek tasavvurunda bulunulan objelerdi. Diğer yandan da çocuklar arasındaki iddialaşmanın bir parçası olarak zar atılan oyunlarda da kullanılmaktaydılar. Antik kaynakların anlatılarından aşık oynarken sert tartışmaların ve üzücü olayların da yaşandığını anlıyoruz. İzmirli Homeros İlyada’da Troya kahramanı Akhilleus’un en sevdiği arkadaşı Patroklos’un çocukken aşık oyunu oynarken öfkeye kapılarak oyun arkadaşı Amphidamas’ın çocuğunu öldürdüğünü bize aktarır. Aşık kemikleri ile oynamak bir protesto konusu da olabiliyordu. Bir anlatıya göre Filozof Herakleitos Efes Artemis Tapınağı’na çekilerek kent yönetimini protesto edercesine çocuklarla aşık oynadığını şaşırarak görenlere şöyle demiştir; "Ne şaşıyorsunuz, lanet olasıcalar? Böyle yapmak sizinle birlikte devlet yönetmekten çok daha iyi değil mi?"

Bir diğer oyun, imparatorun dahi ilgisini çeken Yunanlıların artiasmos, Romalıların parimpar dedikleri “tek-çift” veya “tek mi çift mi” olarak da adlandırdığı oyundu. Roma İmparatorluğu’nun kurucusu Augustus’un çok sevdiği bu oyunun oynanması avuç içine saklanan aşık kemiği, kemik zar veya çakıl taşının sayısının rakip tarafından tahmin edilmesi üzerine kuruluydu.

El becerisi gerektiren bir başka oyun günümüzde de halen sevilerek farklı versiyonları farklı oyun nesneleri ile oynanan pentalitha yani sözcük anlamıyla tam olarak örtüşen beştaş oyunu idi. Aşık kemiği ile oynanan dikkat ve beceri isteyen tropa adı verilen bir başka oyun ise bir yuvaya, bir deliğe veya bir vazo içine aşık kemiği atma kuralına dayanıyordu.

Bilye/misket ile oynanan oyunlar da çocukların günlük yaşamında yaygın olarak görülen oyunlardan biriydi. Bizlerin de çocukluğumuzda çokça oynadığımız misketin Antik Çağ’da hangi kurallarla ve nasıl oynandığı açık değilse de tapınak ve kutsal alanlarda yapılan arkeolojik kazılarda çokça çıkması belli bir yaşa gelen çocukların tanrıça ve tanrılara oyuncaklarını sunmaları ile ilişkili olmalıdır.

HERMES'İN TOPACI

Cam, metal, kil ve ahşaptan yapılmış topaçlar Mısır’da parmaklar yardımı ile çevrilirken, ip ile çevrilmeyi ilk kez Çinlilerin kullandığı değerlendirilir. Ancak sonraki yüzyıllarda her iki şekilde de oynanan oyun, Yunan ve Romalı çocuk ve gençler tarafından da çok sevilmişti. Özellikle bir sap veya çomağa bağlanmış üç deri iple yere atıldıktan sonra “kamçı”lanarak yönlendirilen ve hızlandırılan topaç döndürme pek çok antik vazo resminde karşımıza çıkar. Nitekim bir vazo üzerinde çocuk oyunlarını ve oyun nesnelerini himaye eden Tanrı Hermes, kendisine sunulan bir topacı büyük bir keyifle ve dikkatle oynar şekilde ressam tarafından tasvir edilmişti. Çoğu tek renkli ve sade görünümlü olmakla beraber bazı topaçlar, çocukların ilgisini çekecek şekilde bitkisel, geometrik ve hayvan figürleri ile süslü ve rengarenk idiler. Topaç günümüzde Beyblade’e yerini bırakır veya dönüşürken süslemeleri de çeşitli renklerde ve ışıklı örneklere yerini bıraktı.

MÖ 5. yüzyıla tarihlendirilen bir kadeh içinde büyük bir keyif ve dikkatle topaç çeviren Tanrı Hermes.

Çember bir başka sevilen oyun nesnesi idi. Son zamanlara kadar bizlerin de oynadığı lastik araba tekerlekleri, bisiklet jantı sürmeye benzer bu oyunda Yunanlı ve Romalı çocuklar çemberi, sürücü anlamına gelen ucu kıvrık bir sopa olan elater yardımı ile yönlendiriyorlardı.

MÖ 5. yüzyıla ait bir kadeh içinde çemberini alarak kaçmakta olan Genç Erkek Ganymedes.

Çemberi çevirirken düşürmemek kuraldı. Çember oyunu olasılıkla araba tekerleklerini taklit edeceğinden ve özel üretim gerektirdiğinden ahşap, demir ve bronzdan üretildiler. Bu nedenle varlıklı ailelerin çocuklarının çoklukla oynadığı bir oyun nesnesi olarak değerlendirilebilir. Çemberlere ses çıkarmaları için takılan halka ve zillerin çıkardıkları ses, ailelerin çocuklarının nerede oynadıklarını öğrenmelerini de sağlardı. Çember çevirmek büyük alan gerektirdiğinde ancak bahçeli evlerde ve sokaklarda oynanabilecek bir oyun idi. Çember, günümüzde Hulahop’a ve Fitness Çemberi’ne, ritmik jimnastikteki aletli hareketlere kadar birçok şekilde karşımıza çıkar.

TOP OYUNLARI

Diğer yandan top oyunları da günümüzde olduğu gibi sadece çocukların değil yetişkinlerin de çokça tercih ettiği, Yunanlı ve Romalılar tarafından evde, boş alanlarda ve gymnasion gibi spor alanlarında çok çeşitli şekillerde severek oynanıyordu. İstop ve yakartop gibi sokak oyunlarından voleybol ve hentbol gibi salon ve saha oyunlarına kadar içinde bu oyunları anımsatan aksiyonları barındıran kurallı kuralsız çeşitli top oyunları oynanmaktaydı.

Farklı boyutlarda ve malzemeler ile çok sayıda top örneği bulunuyordu. Toplar bez ve deriden kılıf içine kum, toprak, saman, kıtık, yün, at kılı, tüy, kumaş parçaları, ip, sünger gibi malzemeler doldurularak yapılırdı. İmparatorların hekimi Pergamonlu Galenos, çocuklar için domuz mesanesinden top yapıldığını aktarır. Ancak organik malzeme ile yapılan topların günümüze ulaşması pek mümkün değil. Top ve top oyunları antik vazo ve mezar stelleri üzerinde daha çok erkek çocukları ile birlikte görülür. Antik kaynakların sınırlı aktarımları ile vazo resimleri ve kabartmalardaki tasvir şekilleri oyunların hangi kurallarla oynandıklarına ilişkin az da olsa bilgi sağlar. Antik yazarlardan Athenaeus’un aktardığına göre top oynamak Büyük İskender’in en çok sevdiği oyun olarak nakledilir. Pergamonlu hekim Galenos’a gelince, top oyunlarının masrafsız olduğunu, herkesin ve her yaş grubunun rahatlıkla oynayabileceğini, en iyi egzersizin top oynamak olduğunu ve vücudun her tarafını eşit şekilde çalıştırdığını söyleyerek övecektir. Top oyunları anlaşılan o ki, eğlenceli olduğu kadar sağlığa faydalı olarak görülüyordu. 

Yunanlı çocuklar ve gençler Episkyros adlı bir top oyunu da oynuyorlardı. Daha çok Rugby’ye benzetilen bu oyunda antik kaynaklardan öğrenilen sınırlı bilgilerden anlaşıldığına göre kale çizgileri ve bir orta çizgi oyun sahasına çizilmekte ve iki takım oyuncuları kum ile doldurulmuş topu kapıp, atarak rakip takımın kale çizgisini aşmaya çalışmaktaydılar.

Günümüz sporlarına benzetilen bir başka oyun da çim veya buz hokeyine benzeyen bir oyundu ve ucu kıvrık sopalarla topa vurmak oyunun bilinen kurallarındandı. Bir başka top oyunu ise daha çok çocukların oynadığı phaininda idi. Oyun Yunanca’da “kapmak, yakalamak” anlamlarına gelen harpaston, Romalılarda ise paganica adlı kuştüyü ile doldurulmuş deri veya bez bir el topuna benzeyen yumuşak bir topla oynanıyordu. Oyunun temel kuralı topun şaşırtmalı bir şekilde karşılıklı atılıp düşürülmeden tutulmasına dayanıyordu.

Ourania olarak adlandırılan bir diğer top oyununun ise kuralları açık değildir. Ancak basketbolda başlama atışını anımsatır şekilde top yukarıya doğru fırlatılır ve top düşerken oyuncuların topu tutarak tekrar yukarı atması gerekirdi. Çocukların bu oyunda topu kapmak için birbirlerini iterek, koşarak, hile yaparak, hep birlikte sıçrayarak yorulup, kan ter içinde kaldıkları açıktır.

Ephedrismos olarak adlandırılan bir başka oyunda ise ortaya dikilen bir taş, top ile devrilmeye çalışılırdı. Başaramayan oyuncu, devirmeyi başaran oyuncuyu devrilen taşa kadar sırtında taşırdı. Cezalı oyuncunun gözleri kazanan tarafından kapatılarak onun ilerlemesi ve devrilen taşı bulması güçleştirilirdi. Bizlerin bildiği kaydırak, körebe, birdirbir, deve güreşi gibi oyunları da anımsatan bu oyun kızlar ve erkekler tarafından oynanıyordu.

Top ile oynanan bir oyun da Deve Güreşi’ne benzer şekilde birbirlerini sırtına almış genç ve yetişkin çiftlerin havaya atılan bir topu yakalamaya çalışmasıdır. Belki de rakip takım arasından kendi takımından olan çifte topu aktarmasına dayanan ve adı kaynaklarda geçmeyen bu oyunu arkeolojik objeler üzerinde görebiliyoruz.

Trigon olarak da adlandırılan bir başka top oyununda dönüşümlü olarak her bir oyuncu tarafından havaya atılarak döndürülen bu oyun günümüzdeki “üçtop çevirme” oyununu anımsatır. Vazolar üzerindeki çoklukla kadınların olduğu sahnelerde görülen bu oyun, resimlerde yün sepetinin de olması nedeniyle yün yumaklarının çevrildiği şeklinde yorumlanmaktadır. Yumak dışında top, çeşitli meyveler ve benzerleri de bu oyunun oyun nesnesi olarak kolaylıkla kullanılabilirdi. Yün yumağının oyunun temel aracı olması ve çevirirken “ne kadar uzun yaşayacağım” sorusunun sorulması adetten olduğu için bu oyun Kader Tanrıçaları Moiraları akla getirir. Moiralar insan doğduktan itibaren onun ipliğini büker, yumak haline getirir ve günün birinde de kestiklerinde ölüm gelir. Bu anlamda oyun aynı zamanda bir tür fal bakma olarak değerlendirilir.

Trigon olarak adlandırılan top oyununun Romalı bir versiyonunda ise yere çizilen bir üçgenin köşelerine geçen oyuncular deri veya kumaştan topu birbirlerine atarak yere düşürmeden bir elleri ile tutup diğer elleri ile atıyordu. Her oyuncu topu atacağı oyuncuyu yanıltarak topu düşürmesini sağlayıp cezalı duruma düşürmeye çalışırdı.

El topu oyunlarını çok sevdikleri anlaşılan Yunan ve Romalı ailelerin sphaeristerium adı ile anılan evin bir odasına doluşarak, ya da gymnasiumlarda bir oda veya salonda arkadaşlarıyla birlikte top oynadıkları da kayıtlara geçmiştir. Ancak hangi top ile ve hangi kurallar çerçevesinde bu salon oyununun oynandığı bilgisine sahip değiliz. Bu tip top oyunlarının oynandığı özel salonların yanı sıra gymnasiumların palaestraları gibi varlıklı ailelerin villalarında farklı top oyunlarının oynandığı top sahaları da vardı. Bir başka top oyunu da Aporraksis olarak adlandırılır. Oyunun kuralı basketbolu anımsatır şekilde küçük topları bir vazoya atmaktan ibaretti.

İtalya Piazza Armerina'dan Roma Dönemine ait
mozaik üzerinde bir çeşit el topu oynayan bikinili genç kadınlar.

FUTBOLA EN YAKIN TOP OYUNU

Bu kadar çok sayıdaki top oyunu içinde günümüzün futbolunu yani ayak topunu anımsatan bir oyundan bahsedemiyoruz. Belki futbola en yakın bulacağımız top oyunu, futbolun temel eğitiminde de yer alan “Dizde Top Sektirme” oyunu olsa gerektir. Kollar arkada birleştirilerek top sektirmeyi daha da zor hale getirmek mümkündü. Olabildiğince çok sektirmenin oyunun temel kuralı olduğunu anlıyoruz. 

MÖ 4. yüzyıla ait bir seramik kap formundaki
bir mezar taşı. Üzerinde mezarın sahibi
“Dizde Top Sektirme” oyunu oynarken tasvir
edilmiştir.

Yine günümüzde olduğu gibi yaşlısı genci her yaş grubundakiler için salıncak vazgeçilmez bir eğlenceydi. İlginç gelebilir ama bize hiç de yabancı gelmeyen bir başka oyun tahterevallinin de oyun yelpazesinde mutlaka yer alıyor olmasıdır. Bizler oturarak tahterevalli oynarken Antik Çağ insanlarının bu eğlenceyi ayakta durarak oynadıklarını anlıyoruz. Doğal olarak herhangi bir oyun nesnesine bağlı kalmaksızın arkadaşlarla güreş tutma, evin bahçesindeki ya da sokak veya çiftlikteki ağaca tırmanma, evdeki süs havuzunda yüzmek gibi fiziksel aktivite gerektiren oyunlar da çocuk dünyasının vazgeçilmezleri idi.

Günümüzde dijital oyunlar ebeveynler için çocuklarına fiziksel olarak güvenlikli alanlar ve konfor sağlıyorlarsa da sokak oyunlarının ve oyun nesnelerinin yarattığı endişelerden daha ileri sorunlara yol açmadığını kim söyleyebilir?

Barış Manço’nun seslendirdiği gibi:

"…. Yolda düşündüm bizim çocuklar tanımıyorlar hayvanları.
Bir hayli garibime gitti doğrusu bir baba olarak verdim kararı.
Anında bir ters u dönüş doğru hayvanat bahçesine..."