Antik Çağ sanatında erotizm

Cinsellikle ilgili gelenek ve görenekler incelenirken cinselliğe yaklaşımın her kültürde farklılıklar gösterdiği unutulmamalıdır.

Abone ol

Meliha Çiğdem Sözen*

İlkçağlarda insanların sadece doğada gördükleri bir eylemi taklit ederek mi cinsel ilişkiye girdikleri, yoksa cinsel ilişkinin yarattığı hazzın farkında olarak mı birlikte oldukları günümüzde halen bir tartışma konusudur. Sebebi her ne olursa olsun insanların cinsellik ve erotizm konusunu her dönemde merak ettikleri ve yaşamlarının bir parçası olarak kabul ettikleri söylenebilir.

Cinsellikle ilgili gelenek ve görenekler incelenirken cinselliğe yaklaşımın her kültürde farklılıklar gösterdiği ve bir kültüre müstehcen gelen davranışların başka bir kültürde normal karşılandığı unutulmamalıdır. Bu bağlamda, her dönemin sanat eserlerinde karşımıza çıkan erotizm, Antik Çağ’da da önemli bir yere sahiptir. Antik Yunan dünyasında cinsel ilişkinin, karşı cinsle yaşanması ne kadar normal karşılanıyor ise hemcinsler arasında özellikle yetişkin erkekler ile genç erkekler arasında yaşanması da oldukça normaldi. Sosyal hayatın biçimlendirilmesinde önemli bir yere sahip olan mitolojik hikayelerde de cinsel yaşam anlatımı çok yoğundu. Tanrıların çapkınlıkları, onların insanlardan doğan yarı tanrı çocukları ile sıklıkla anlatılırdı.

Resim 1
Resim 2

Antik Çağ sanatında başta kandiller olmak üzere vazolar üzerinde erotik sahneler yoğun olarak kullanılırdı. Özellikle şölenlerde kullanılan içki kapları ve vazoların birçoğu erotik sahnelerle süslenmişti. Roma döneminde zifaf kandili olarak yeni evli çiftlerin eğitimi için kullanılan kandiller, o dönem insanlarının cinsel hayata bakışını açıklar. (Res. 1) Erotik sahneli kandiller ayrıca ‘lupanaria’ adı verilen genelevlerde ve dükkanlarda bulunmaktaydı. Bu erotik sahnelerde, köle ve hizmetçi kadınlar üzerindeki erkek hakimiyeti açık bir şekilde fark edilebilir. Ancak özgür veya evli bir kadın asla bu şekilde tasvir edilemezdi.

BİR KADIN İLE BİR HAYVANIN CİNSEL İLİŞKİSİ 

Antik Çağ mitolojisinde hayvan ile insanın cinsel ilişkisi ilk olarak Zeus ve Leda mitolojisinde karşımıza çıkar. Zeus âşık olduğu güzel Leda ile birlikte olmak için kuğu kılığına girer. Bu cinsel birleşmeyi Roma dönemine tarihlenen bir kandil üzerinde görebiliriz. (Res.2) Sahnede ayakta ve çıplak olarak görülen Leda, bacaklarının arasına giren kuğu ile birleşir.

Resim 3-4.

Bir kadın ile bir hayvanın cinsel ilişkisini gösteren sahnelerde sıklıkla kullanılan hayvanlardan birisi de timsahtır. British Museum’da bulunan iki farklı kandilde bu sahneleri görmek mümkündür. Karikatürize edilmiş bir betimlemeye sahip olan sahnede, kadının üzerine oturmaya çalıştığı penis, timsahın kendi organı değilmiş de üstüne bırakılmış gibi durmaktadır. (Res. 3-4) Bu sahne, her ne kadar karikatürize edilmiş olsa da kadının cinsel doyumsuzluğuna vurgu yapar. Sanatçı, timsahın cinsel organını orantısız büyüklükte yaparak bunu vurgular. Sahnedeki timsahın Mısır’ın su tanrısı Sobek’i temsil ettiği de düşünülmektedir. Bir başka kandilde ise kadın, atla birlikte görülür. (Res. 5) Kadın, bir yatağın üzerinde uzanmış, at ise kadının bacakları arasındadır. Atın cinsel organının ölçüsüz büyüklükte olması, sanatçının gözündeki kadın imajını gösterir. Sanatçı, kadını cinsel açıdan ancak bir atın mutlu edebileceğini ve hayvani bir hazzı vurgular.

Resim 5.

HETEROSEKSÜEL CİNSEL İLİŞKİ

Heteroseksüel cinsel ilişki sahnelerinde en çok tercih edilen sahne,‘köpek stili’ olarak adlandırılan sahnedir. Bu sahnelerin sıklığı, erkeğin cinsel hayata bakışını da açıklar. Bugün British Museum’da bulunan bir içki kabı üzerindeki sevişme sahnesi bu sahneye güzel bir örnek teşkil eder. (Res. 6) Sahnede çıplak bir kadın, kanepenin üzerinde çömelmiş durumdadır. Sol kolunu bir yastığa dayamış ve başına dolamış durumda olan kadının sağ eli bacaklarının arasında duran erkeğin penisini kavramıştır.

Resim 6.
Resim 7.

Bir başka örnek ise Roma dönemine ait bir kandil üzerinde bulunur. (Res. 7) Sahnede, dizlerinin üzerinde bir kanepeye çömelen kadının bacakları arasında bir erkek vardır. Kadının sağ eli bacakları arasında iken erkek, sağ elini arkaya doğru uzatarak kanepeden destek alır. Benzer pozisyonu sahneleyen çokça kandil vardır.

Heteroseksüel cinsel ilişki sahneleri genel olarak erotizm amaçlıdır. Epiktetos’a ait bir içki kabı üzerindeki Satyr’in çıplak bir kadını kovaladığı sahnede, mitolojik karakterli bir sahne olmasına rağmen, insana özgü kovalama hali tasvir edilmiştir. (Res. 8) Sevişme sahneleri tabii ki köpek stili ile sınırlı değildir. Farklı pozisyonlarda resmedilmiş erotizm içerikli pek çok vazo ve kandil vardır. Örneğin M.Ö. 500-450 yılları arasında tarihlenen ve Triptolemos ressamına ait olan içki kabının içinde misyoner pozisyonu olarak bilinen bir sahne betimlenmiştir; çıplak bir kadın sırt üstü uzanarak bacaklarını yine çıplak durumdaki erkeğin omuzlarına koymuştur. İki eliyle kanepeyi tutarak destek alan kadın, erkek ile öpüşmeye hazırdır. (Res.9)

Anadolu’nun Pompeii’si olarak anılan Knidos antik kenti de erotik sahneli kandil üretiminde önemli bir yere sahip… Kente bu ünü kazandıran, genelev kalıntıları ve ele geçen buluntulardır. Antik kaynaklarda, herkesin giremediği, kentin yasak bölgesi ilan edilen bir bölümden bahsedilir. Bu bölgede seks ticareti yapıldığı ve kente dışarıdan gelen gemicilere kadınların sunulduğu, erotik kandillerin satıldığı rivayet edilir. Bu kandillere günümüzdeki Knidos kazılarında da sıkça rastlıyoruz. Erotik tasvirli kandillerden biri üzerinde heteroseksüel cinsel ilişki sahnesi işlenmiştir. Sahnede, kadın kanepeye uzanan erkeğin üzerinde oturur durumdadır. Bu sahne, erkeğin edilgen durumda olduğu nadir sahnelerden biridir. (Res. 10)

Resim 8.
Resim 9.
Resim 10.

Bu sahneler, sıradan karı-koca ilişkisini değil, erkeklerin ev dışında yaşadıkları cinsel deneyimleri anlatan sahneler olarak yorumlanır. Genellikle şölenlerde fahişelerle vakit geçiren ya da genelevlere giden erkeklerin cinsel hayatına bir bakış sunarlar. Kadın genellikle edilgen durumda iken erkek aktif olan taraftır. Sahnelerin betimleniş biçimine bakarak bu eserlerin erkekler tarafından üretildiğini ve erkeklerin cinselliğine yönelik oldukları sonucuna varmak zor değildir. Erkeklerin kadınlarla yaşadığı erotik anlara en güzel örneklerden birisini de Pedieus ressamına ait olan içki kabı üzerindeki grup seks sahnesinde görebiliriz. (Res. 11)

Resim 11.

EŞCİNSEL İLİŞKİ 

Antik kaynaklar ve vazo resimleri özellikle Antik Yunan dünyasındaki eşcinsel ilişkiler hakkında bilgi verir. Ataerkil bir düzene sahip olan Yunan toplumunda askerlik döneminden, ‘gymnasium’lara ve evlerde düzenlenen şölenlere kadar birçok alanda eşcinsel ilişki serbestçe yaşanır.

Ataerkil Yunan toplumundaki eşcinselliği günümüz koşullarında değil, Yunan toplumunun sosyolojik yapısına göre değerlendirmek gerekir. Bu dönemde erkeğin güçlü ve sağlıklı bir bedene sahip olması ideal kabul edilirdi. Erkeklerin bedeninin kassız ve yuvarlak hatlı olması ise zayıflık olarak algılanırdı. Bu yaklaşımların doğrudan biyolojik bir arka planı bulunmamaktadır. Ancak Yunan toplumunda takı takmak, silahsız olmak, sakalsız olmak da ‘kadın gibi’ görülme nedenidir. Toplumsal olarak kabul görmüş kadın imajına dönük davranan erkekleri toplumun nasıl gördüğü antik kaynaklarda da detaylı olarak anlatılır. Homeros, İlyada’da Karyalı Amphimakhos’un kadına benzediği düşünülen özelliklerinden bahseder: “Amphimakhos, altın takılarla bir kız gibi süslenmiş olarak gelmişti savaşmaya. Ancak bu takılar, onu çirkin bir ölümden kurtarmaya yaramadı.”

Vazo resimlerinde de bu durum açıkça görülür. İdeal erkekler kaslı ve güçlü olarak gösterilmiştir. Vazo resimlerine yansıyan sahneler bize eşcinsel ilişkilerin eşitler arasındaki ilişkileri içermediğini de anlatır. Yunan toplumundaki eşcinsel ilişkilerin en önemli özelliği, eşitlerin karşılıklı duygularının bir ürünü olarak değil, daha yüksek statülü olanların daha düşük statülü olanlara ilgi göstermesinin bir ürünü olmasıydı. Bu dönemde eşcinsel ilişki çoğunlukla iki yetişkin erkek arasında değil, bir yetişkin erkek ile ergenlik çağındaki genç bir erkek arasında yaşanmaktaydı. Ayrıca vazo resimlerine yansıyan eşcinsel ilişkiler sadece erkekler arasındaki ilişkilerden oluşur. Kadın eşcinselliğine dair bilgiler ise çok sınırlıdır. Çünkü lezbiyen kadınlar da toplumda hoş karşılanmazdı. Kadınların toplum içinde kapalı bir hayat yaşıyor olmaları da lezbiyenlik hakkındaki bilgilerin sınırlı kalmasına neden olmuştur.

Eşcinsel ilişki sahnelerinin çoğu mitolojik hikayelerin anlatımı olarak karşımıza çıkar. Yunan toplumu, eşcinsel ilişkinin kabul görmesi için, tanrılar arasında da yaşanan bir ilişki biçimi olduğunu göstermek istemiş olabilir. Zeus ve Ganymedes efsanesinin resmedildiği vazo resminde kadın ve erkek tasvirler açıkça izlenebilir. Zeus’un sakallı tasviri maskülen özelliklerini vurgularken, Ganymedes’in uzun saçları ve sakalsız yüzü feminen özelliklerini vurgular. Benzer sahneler eşcinsel ilişki sahnelerinde sıklıkla kullanılır. Zeus, Ganymedes’in arkasında kaslı vücudunu hafifçe öne doğru eğmiş, Ganymedes’i kollarından tutmuş ve cinsel ilişkiye girmeye hazırdır. (Res.12)

Resim 12.

Heteroseksüel ilişkilerde haz hissi önemli olsa da önemli olan çoğalmaktır. Ancak eşcinsel ilişkilerde üreme söz konusu olmadığı için haz ön plana çıkar. Bir diğer fark ise erotik sahnelerde kadınlar çok çeşitli cinsel duruşlarda tasvir edilir ve çoğu zaman erkek kadının arkasındadır. Fahişe, metres ya da köle olan bu kadınların erkeğe direnme kapasiteleri sınırlıdır; bazen tamamen kısıtlama altında bile gösterilirler. Ancak eşcinsel ilişkide partnerler yüz yüze bakar ve hiçbir kısıtlama belirtisi yoktur. (Res. 13) Bazı eşcinsel sahnelerde yaşlı ve sakallı erkek, bir yalvarış hareketiyle genç erkeğin çenesine ya da penisine dokunmaya çalışırken görülür. Bu sahneler bize eşcinsel ilişkilerde yaşlı erkeğin genç erkeği zorlamasından ziyade ikna etmeye çalıştığını gösterir.

Resim 13.

Eşcinsel ilişkinin en önemli kısmı haz olsa da antik yazarların eşcinsel ilişki hakkında aktardıkları da unutulmamalıdır. Özellikle şölenlerde bir araya gelen genç ve yaşlı erkekler arasında yaşanan ilişki sadece eğlence amaçlı değildi. Eşcinsel ilişki yüksek bir eğitim biçimiydi. Geleneksel eğitimini tamamlamış olan genç erkek, genellikle kendisinden büyük olan bir erkeğin kanatları altına girer ve yaşlı erkek genç erkeğin ahlaki ve entelektüel gelişiminden sorumlu olurdu. Örneğin Sokrates’in yaklaşık 7 genç erkeği olduğu cinsel ilişkiyle de kendi erdemlerini ve bilgi birikimini genç erkeklere aktardığı bilinir. Platon da soylu olan aşkın, bir erkeğin bir erkeğe duyduğu aşk olduğunu kadın ve erkek arasındaki aşkın ise sıradan ve sadece üreme amaçlı olduğu anlatır.

PHALLOS KABARTMALI KANDİL, EREKTE SATYR, PRİAPOS VE KABARTMALI KANDİLLER

Phallos (erekte haldeki penis) tüm antik çağ boyunca resim, heykel ve seramik sanatında önemli bir yere sahip olmuştur. Phallosbereketin simgesidir. Antik dünyada erkeğin üremedeki rolü anlaşıldıktan sonra önem kazanmaya başlayan Phallos, sadece erotik manada değil, dinsel açıdan da oldukça önemlidir. Fallik sembolizm, Antik Çağ’ın dini ve batıl inançlarında servet getiren bereket kültleriyle bağlantısı nedeniyle sıkça kullanılır. Yunan ve Roma kültürünün en güvenilir ve en sık kullanılan tılsımlarından biri haline gelir. Fallik muskalar, özellikle Roma Dönemi’nde çok yaygındı. Bu nedenle Phallos kabartmalı kandiller değerlendirilirken dini kullanımı unutulmamalıdır.

Tarih boyunca bereketin simgesi olarak karşımıza çıkan Phallos’ların, pişmiş toprakta betimlenmesinin bir sebebinin deüreme ile bağlantılı olduğunu ve bunların erotik amaçla kullanıldığını söyleyebiliriz. British Museum’da bulunan ve Roma dönemine ait olan bir kandil üzerinde oldukça detaylı işlenmiş bir Phallos kabartmasını görebiliriz. (Res. 14)

Resim 14.

Bereket tanrısı olan Priapos ve Satyr gibi mitolojik varlıklar Yunan ve Roma sanatındadaima büyük ve erekte halde bir Phallos ile tasvir edilmiştir. Büyük penisi ile dikkat çeken Priapos, erkeklik, güç, üreme ve doğurganlık tanrısı olarak kabul edilir. Bu kült, Yunan ve Roma dünyasında insanların tanrıdan cinsel ve fiziksel güç, bolluk ve bereket beklentileri ile yayılmıştır. Roma döneminde boyna takılan ve tanrı Priapos’un erkeklik organını temsil eden minyatür Phallos’lar bulunur. Bu objelerin insanları kötü gözlerden koruduğuna inanılmıştır. Cinselliğin biyolojik ve sosyal boyutu ile ilgilenen bazı bilim insanları büyük penisin her zaman, büyüsel bir etki yarattığında hemfikirdirler. Büyük penis güç demekti ve güç, güçlü genin bir göstergesiydi.

Kadınların Dionysos onuruna düzenledikleri Phallophoriaşenliklerinde de benzer sembolik malzemeler kullandıkları bilinir. Altes Müzesi’ndeki M.S.1-3 yüzyıllar arasında tarihlenen Satyr şeklindeki kandiller, olasılıkla Knidos üretimidir. (Res. 15) Bu şenliklerde belki de aydınlatma amacı ile kadınlar ellerinde bu tarz Phallos kabartmalı ya da fallik kandiller taşıyorlardı.

Resim 15.

Erotik sahneler ve cinselliği çağrıştıran tüm plastik niteliğe sahip eserler değerlendirildiğinde, bunlarda dönemin cinsellik anlayışında da toplumda da egemen olan ataerkil yapının belgelendiği rahatlıkla söylenebilir. Cinselliğe yaklaşım ister dinsel amaçla ister erotik amaçla olsun ataerkil sistemin kurallarına göre şekillenmiştir. Evli kadınların cinsel yaşamları evde yasal eşleriyle yaşanan mahrem anlar olarak tabulaşmış, erkeklerin cinsel yaşamları, şölenlerde ya da genelevlerde birlikte oldukları fahişelerle yaşanan erotik anlarla temsil edilmiştir. Vazo resimlerine ve kandillere yansıyan bu anlar asla erkeklerin yasal eşleri ile yaşadıkları anları temsil etmez. Bu eserler, erkeklerin ev dışındaki deneyimlerini gösterir ve cinsel hazzı uyandırmayı hedefler. Erkekler eşleriyle soylarını sürdürmek ve yasal varisler için birlikte olurken, fahişeler ile cinsel fantezilerini gerçekleştirmek için birlikte olur.

Roma döneminde fahişelik yasaldı ve genelevler de devlete ait binalardı. Dolayısıyla fahişeliğin ticaretinin yapıldığı ve bundan ciddi bir gelir elde edildiğini söyleyebiliriz. Roma döneminde üretilmiş erotik kandillerin bulundukları yerlerin genelevler ya da birtakım dükkanlar olması da kandillerin seks ticaretinde kullanılan görsel malzemeler olduklarını düşündürür. Bu kandiller aydınlatma amacının dışında, yalnızca cinsel uyarılma amacıyla betimlenen eserler olduklarından bunların, günümüzün porno sektörüne hizmet eden birtakım dergi, film, afiş gibi materyallerin ilkörneklerinden oldukları da söylenebilir. Erotik tasvirli bir kandilde yanan ışığın duvara yansıtacağı görüntüyü hayal etmek çok zor değildir. Pornografi, erkek egemen toplumlarda karşılıklı arzu ve rızaya dayanan cinsellikten ziyade, kadınların ikincilleştirildiği, cinsel saldırıya uğradığı, aşağılandığı ve acı çektiği cinsel görüntüleri içerir.

Günümüz bakış açısıyla değerlendirecek olursak ataerkil toplumların genelinde cinselliğe bakışın çok da farklı olmadığı söylenebilir. Özellikle kadının ikinci planda olduğu toplumlar, cinselliği kendi bakış açılarına ve zevklerine göre şekillendirmişlerdir. Vazo resimlerinde her ne kadar kadınları görsek de cinsel ilişki sırasında ne kadar aktif ve talepkâr olabildikleri ayrı ve uzun bir tartışmanın konusudur. Aynı durum eşcinsel sahnelerde de karşımıza çıkar. Örneğin kadının eşcinselliği gizli tutulmuştur. Erkeklerdeki eşcinsellikte ise yüksek statüde olan yetişkin erkekle düşük statüde olan genç erkek arasında yaşanan cinsel ilişki, erkekliğin yüceltildiği her toplumda olduğu gibi istismarı da göz ardı etmememiz gerektiğini gösterir. 

*Uzman Arkeolog.