Altılı Masa vakası: Müzakere nasıl yapılamaz?

“Ortak Cumhurbaşkanı adayı ve geçiş süreci yol haritası konusunda ortak bir anlayışa ulaş[ıl]mış” yani uzlaşılmış bir süreçten sonra masayı terk etmek yıkıcı bir siyasi harekettir.

Abone ol

Ayşe Betül Çelik*

Türkiye kamuoyu “müzakere” kelimesini ve müzakere masasını çoğunlukla Kürt meselesindeki barış sürecinde gündemine aldı. Oysa müzakere siyasetin tam göbeğindedir. Her siyasetçi iyi bir müzakereci de olmak zorundadır. Ünlü siyaset bilimci Harold Lasswell’in neredeyse her Siyaset Bilimi’ne Giriş dersinde öğretilen siyaset tanımı şöyledir: “kimin neyi, ne zaman ve nasıl aldığı”. Yani siyaset kısıtlı kaynakların nasıl bölüştürüleceği üzerine devamlı bir müzakere sürecidir.

ÇOK AKTÖRLÜ KOALİSYON OLUŞTURMA MÜZAKERELERİ

Altılı Masa’nın bir yıldır sürdürdüğü toplantılar literatürde koalisyon oluşturmak için yapılan çok aktörlü müzakere süreçlerine örnektir. Altılı Masa’nın kuruluşundan 3 Mart 2023’te İYİ Parti’nin müzakere masasını terk etmesine giden süreci anlamak için çoklu müzakerelerin doğasını anlamamız gerekir. Çok aktörlü koalisyon oluşturma süreçlerinde aktörlerin iki amacı vardır:

1) Tüm aktörlerin üzerinde anlaştığı sonuçlara ulaşmak,
2) Bu sonuçların aktörlerde “kazandığı” hissini uyandırması, yani kendi çıkarlarına hizmet etmesi. Dolayısıyla masadaki her aktör hem uzlaşmacı hem yarışmacıdır hem ortak bir noktaya ulaşmak ister hem de tüm çıkarlarını karşılamak. Bu yüzden de bu süreçler çok zor ve yavaş ilerler.

Bu zorlu süreçlerin kolay ilerlemesi için literatürde aslında çokça kaynak, çokça örnek mevcut. Ama ne yazık ki Türkiye’de her konuda olduğu gibi bu konuda da bu bilgilere danışılmamış olduğunu görüyoruz. Benzer bir tarih, barış sürecinde de yaşanmıştı. İyi tasarlanmamış, olası sorunları, kaynakları, senaryoları iyi düşünülmemiş süreçler bir sorunla karşılaşıldığında zayıf düşer. Hele ki çoklu aktörlü süreçlerde ya da yıllarca süren kemikleşmiş sorunların çözümünde… Müzakere masası şoklara hazırlıklı olmalıdır, bunun için de en baştan süreç tasarımı önemlidir. Masaya oturan aktörlerin ilk yapması gereken şey sürecin nasıl ilerleyeceği ve masadan ne sonucun çıkmasını bekledikleri konusunda ilkeler üretmesidir. Burada üç önemli nokta öne çıkıyor: 1) sonuç ne olacak? 2) sonuca giden yol nasıl olacak? 3) çıkan sonucun uygulanması nasıl olacak?

Süreçte öne çıkan başka bir konu da aktörlerin müzakere stilleridir. Koalisyon oluşturma ortak bir pay üretmek olduğundan süreç bölüştürücü müzakere teknikleriyle ilerlememelidir. Bölüştürücü müzakere, bir tarafın ancak diğer tarafın bir şey kaybetmesi durumunda kazandığı rekabetçi bir stratejidir. Para, prestij, seçim koltuğu gibi her şey, “sabit” ve “kısıtlı” kaynak olarak görüldüğü zaman her iki taraf arasında bölüştürülecek bir şey olarak görülür ve bu bakış açısı tarafları bölüştürücü müzakere stratejilerine yöneltir. “Ortadaki pasta” kısıtlı bir kaynak olarak tanımlanmamalı, aktörler sürekli olarak pastayı genişletmeli ve herkesin çıkarlarını gözettikleri mesajını vermelidirler. Kazan-Kazan ya da bütünleştirici müzakere denen bu yaklaşımın ortaya çıkması içinse tarafların birden çok konuyu tartışırken işbirlikçi tutum sergilemeleri ve güven oluşturmaları gerekir. Böyle bir ortamın oluşturulamadığı durumlarda ise tarafsız “üçüncü taraflar” (kolaylaştırıcı ya da arabulucular) her bir aktörün ihtiyaç ve çıkarlarını anlayarak beraber alternatifler bulmalarına yardım eder.

ÇOK AKTÖRLÜ KOALİSYON OLUŞTURMA ÖRNEĞİ OLARAK ALTILI MASA

Altılı Masa’da konuşulanları bilmiyoruz. Altılı Masa’yı değerlendirmelerimizi ancak kamuoyuna yansıyan haberlerden yapabiliyoruz. Masa’ya dair geçmiş haberler ışığında ve şu anda geldiğimiz noktadan bu çok aktörlü koalisyon oluşturma sürecindeki yanlışları nasıl okuyabiliriz?
29-30 Mayıs 2022 tarihli Temel İlke ve Hedefler metni Altılı Masa’nın iktidara gelirse hangi ilkeler ışığında yöneteceğini özetliyor. Fakat Altılı Masa nasıl iktidara gelecekti? Yine haberlerden Masa’da buna dair bir uzlaşının hiç oluşmadığını görüyoruz. Oysa Masa ilk kurulduğunda süreç tasarımının ilk basamağı iktidara gidecek yolu nasıl kuracağız sorusunun yanıtı olmalıydı.

Elbette ki yönetim ilkeleri önemli bir adımdı çünkü iktidara gelinirse nasıl yönetileceği konusunda bir ortak anlayış geliştirmek de gerekli idi. Ama daha önemli ve acil olan “Nasıl?” sorusu idi. Üstüne uzlaşılacak adayın seçilmesi nasıl olacaktı? Masa’da olan her aktör seçilecek aday konusunda şimdiye kadar aldıkları oy oranında mı ağırlıklı söze sahip olacaktı? Ortadaki pasta nasıl tanımlanacak ve nasıl dağıtılacaktı?
Gene sadece haberlerden ortaya çıkan resim bize şunu söylüyor: Altılı Masa ortadaki pastayı çoğunlukla ve ağırlıkla Cumhurbaşkanlığı adaylığı olarak tanımlamış. “Pasta” böyle tanımlandığında kısıtlı bir kaynaktır. Tek bir sandalye kime gidecektir, nasıl “bölüşülecektir”? Bölüştürücü müzakereyi yöneten güçtür; yani masada kim “güçlü” ise onun sözü geçer. Aslan payını en güçlü olan alır ve diğerlerinde kaybetmiş hissi uyandırır. Bütünleştirici yaklaşımlarda ise pasta büyütülür.

Eğer Altılı Masa adayın nasıl seçileceği konusunda başından bir anlayış geliştirmiş olsaydı, aktörler açısından kazanılmış hissi yaratabilecek ve oluşturulan güven hissi ile pasta genişletilebilecekti. Masa’da tartışmanın “kazanabilecek aday” üzerinden yürütülmesi, “kim” sorusuna odaklanıldığını gösteriyor. Oysa bütünleştirici müzakere prensiplerine göre ilerlenmiş olunsaydı “kazanabilecek aday” sadece şimdiki oy potansiyeline göre değil Masa’nın güvenle oluşturduğu, ilkelerini en iyi gözetecek, halka bu mesajı en iyi verecek ve en önemlisi Masa’nın “kuvvetli” ortaklığını gösterecek bir aday olacaktı.

Aynı derecede önemli başka bir mesaj da aktörlerin kendi çıkarlarını gözettiği kadar Masa’nın ortak çıkarlarını da gözettiği olmalıydı. Sadece kendi çıkarlarına odaklanmış her aktör hem kendi tabanının hem de Masa’daki aktörlerin güvenini sarsar. Güvenin olmadığı masa ise devrilmeye mahkumdur. Bu iki sorun da aslında sürece dahil edilen ve süreç tasarımı bilen, güven ortamı oluşturabilecek ve aktörleri ortak kazanımlara odaklayacak uzmanlar tarafından tasarlanabilirdi.

Müzakere, her aktör için masada olduğu sürece aynı zamanda masa dışındaki her alternatifin de değerlendirmeye alındığı süreçtir. Yani her aktör için her zaman en azından masadan kalkma alternatifi vardır. Ve masada olduğunuz sürece verilen sinyal masanın hala en iyi alternatif olduğudur. Masadaki aktörler asıl konularını (ki bu bağlamda kimin aday olarak seçileceği) masaya getirmedikleri sürece aslında masayı oyalamaktan başka bir şey yapmıyordur ve bu da güven sarsıcıdır. Masa gene devrilmeye mahkumdur.

Masa’nın belki de en yıkıcı davranışlarından biri ise üzerine uzlaşılan bir sonuç sonrasında masayı terk etmektir. Çünkü yukarıda da belirttiğim üzere masadan ayrılma her zaman her aktörün elinde olan opsiyonlardan en az biridir. Diğer olası opsiyonlar, “aday sürecinin nasıl yürüyeceğini konuşalım,” “birden fazla aday ile ilerleyelim ve ikinci tur için prensipleri şimdiden oluşturalım,” “geçiş dönemindeki iktidar anlayışı ve yetkileri tasarlayalım” gibi birçok soru üzerinden şekillenebilirdi. Bu sorular masada güven ve etkili bir iletişim ortamı oluşmuş olsaydı aktörlerce belki de kolayca tartışılabilirdi.

Masa’daki aktörlerin tümü süreci iyi tasarlamamış ve ortak çıkar yerine kendi çıkarına odaklanmış olmakla suçlanabilir fakat “ortak Cumhurbaşkanı adayı ve geçiş süreci yol haritası konusunda ortak bir anlayışa ulaş[ıl]mış” yani uzlaşılmış bir süreçten sonra masayı terk etmek yıkıcı bir siyasi harekettir. Sonuç olarak karşımıza çıkan resimde iyi tasarlanmamış, güvenle ve tarafların çıkarlarını açıkça konuştukları bir şekilde ilerlenmemiş bir süreç olsa da süreç içerisinde her aktörün karşısındaki aktörün getirdiği öneriye alternatif sunması, pastayı büyüterek herkeste kazandığı hissi uyandırması ya da en kötüsünden “bana uymadı” çıkıyorum deme opsiyonu vardı. Seçime bu kadar kısa bir süre kala ve kamuoyuna uzlaşıldığı mesajı iletildikten sonra masanın devrilmesinin hangi aktörleri kazançlı çıkaracağını zaman gösterecek. Fakat Masa’nın dinamiklerini, müzakerelerin nasıl etkili yürütülmesi gerektiği açısından okumak umarım başka bir bakış açısı sunabilir.

*Prof. Dr. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Akdeniz Kadın Arabulucular Ağı Üyesi