Adalet Beklentisi-5: Bu çağın kutsalı kârlılık, ölene şehit deniyor

Uzun yıllardır iş cinayetleri davalarına bakan avukat Berrin Demir, BEDAŞ’ta taşeron işçi olarak çalışırken, akıma kapılarak ölen Erkan Keleş’i anlatıyor: “Yaklaşık 35 dakika bulunduğu kovalı araçtan inmeye çalışarak, can çekişerek öldü. Niye mi? Yanındaki personel vinçli aracı kullanamadığı için. Ellerinde bakkaldan aldığı plastik mutfak eldiveni vardı. Verilen para cezaları da 24 ay takside bağlandı. Biliyorsun değil mi? O para cezalarını da devlet alıyor.”

Abone ol

DUVAR - Neo-liberalizm dişlilerinde öğütülen insanların sayısı bir meydan muharebesinde ölen insanların sayısı kadar dikkat çekmiyor belki. Oysa hesaba vurunca kansız, fark edilemeyecek kadar kanıksanmış barbar bir sınıf savaşı var yeryüzünde. Sıradan bir kentli, farkında olmasa da olağan hayatının içinde bu savaşın izleriyle yaşıyor. Esasında hepsi delil niteliğinde. Işıklı, capcanlı AVM’lerden, havalimanlarına, maden ocaklarından lüks konut inşaatlarına her yerde o deliller. Yani birileri öldürülüyor, birileri kazanıyor bu savaşta.

Uzun yıllardır iş cinayetleri davalarına gecesini gündüze katarak koşturan avukat Berrin Demir’le konuşuyoruz. “Ne noktaya geldim, biliyor musun?” diyor:

“En son Suriyeli bir işçinin hikayesiyle karşılaştım. Bir tekstil firmasında getir götür işleri yaptırılırken asansör boşluğundan düşüyor. Belden aşağısında çoklu kırıklar vardı. Bu çocuğu patronu gece yarısından sonra Okmeydanı SSK Hastanesi’nin bahçesine atıp kaçmıştı. Ailesi doğru düzgün Türkçe bilmiyordu. Bana verdikleri evraklara bakarken kendimi şöyle düşünürken buldum: Adamın gene de birazcık vicdanı varmış. Hiç değilse hastane bahçesine kadar getirmiş. Buna bile sevindiğimi fark ettim. Buraya kadar düştük yani…”

Berrin Demir

 Demir’le; 1979 Trabzon doğumlu Erkan Keleş’in hikâyesini konuşacağız. Söz diğer cinayetlere de gelecek elbette. Çünkü hepsi bir yerde birbirine bağlı. 2008’de İstanbul Davutpaşa’da maytap atölyesinin patlaması sonucu ölen 20 işçi, 2012’de Marmara Park AVM inşaatında çalışırken kaldıkları çadırda yanarak ölen 11 işçi, 2014’te 301 maden işçisinin öldüğü Soma…

“Savaş yani…” diyor Demir: “Bakın bakalım Ermenistan-Azerbaycan savaşında kaç kişi öldü? Muhtemelen bu ülkede 1 yılda iş cinayetlerinde ölen işçi sayısı kadar değildir yani.”

11 Eylül 2010 yılında Ramazan Bayramı'nın 2. gününde işe çağrılan Erkan Keleş, Gaziosmanpaşa-Arnavutköy’de Eski Edirne Asfaltı Caddesi üzerinde elektrik arızasını onarmaya çalışırken orta gerilimde elektrik akımına kapılarak öldü. BEDAŞ’ta taşeron işçi olarak çalışan Erkan Keleş, gerilim hattına çıktığında, sorumlu teknisyen yanlış trafoyu kapatmıştı. Keleş’in ellerinde marketten aldığı plastik eldivenler vardı sadece.

BEDAŞ ve taşeron Şirket ALKAMA yetkililerine ancak 3,5 yıl sonra ceza davası açılabildi. Dört yıl süren yargılamanın ardından mahkeme BEDAŞ görevlisi Gürkan Saraç, teknisyen Özkan Gündoğdu ve Ali Sönmez'i taksirle ölüme sebebiyet vermekten mahkûm etti. Ay, Saraç ve Gündoğdu'ya 6'şar yıl hapis cezası verildi. Daha sonra bu ceza 5 yıla indirildi. Ardından ise para cezasına çevrildi. Ölen işçi kusurlu bulunarak; “4-5 senedir hava hattı işlerinde çalıştığı, iş güvenliği eğitimi aldığı kesindir. Vasıfsız işçi ve eğitim almamış olduğu halde arızaya müdahale etmek için tereddütsüz direğe çıkmıştır. İş güvenliği kurallarına uyma yükümlülüğünü yerine getirmeyen maktul Erkan Keleş asli kusurludur” denildi.

 Avukat Berrin Demir, iş cinayetleri davalarını anlatırken emek mücadelesine de yön verecek şeyler söylüyor. “Ölen ölmüş oluyor biz işin içine karıştığımızda” diyor.

“BEDAŞ’ın özelleştirme hazırlıklarının olduğu dönemdi. Normalde hiçbir kurum kendi asıl işini taşere edemez. Hele ki uzmanlık gerektiren, ağır tehlikeli işler… ALKAMA diye bir firmaya taşere etmişler bu işi. O kadar komik ki… Bunlar mesela aynı binanın içinde, aynı kapıdan giriyorsunuz; sağdaki kapıda BEDAŞ’ın işçileri oluyor, soldaki odada ALKAMA’nın işçileri… BEDAŞ işçilerinin hakları, maaşları daha iyi. ALKAMA’da ise hiçbir şey yok. Erkan usta olmaya çalışıyordu. Öldüğünde ikinci çocuğu 14 günlüktü. Bayramın ilk dört günü çalışırsam eğer biraz daha izin alabilirim, çocuğumu anneme babama gösterebilirim diye düşünüyor. Bayramın 2. günü arızaya çağrılıyor.

Normalde arızaya çağrıldıklarında BEDAŞ’ın kendi teknik personeli hatları elektrikten arındırıyor, güvenli hale getiriyor. Ondan sonra çalışabilirsiniz diyor. Erkan’ı araç kullanmayı bilmeyen biriyle gönderiyorlar arızaya. Getir götür yapan birisiydi yanındaki. Telsiz röle sistemi çok uzun zamandır bozuk olduğu için cep telefonuyla iletişim kuruyorlar. BEDAŞ’ın teknisyeni tamam, ben elektriği kestim, sen müdahale edebilirsin diyor. Erkan onarım için yaklaştığında orta gerilime kapılıyor. Yaklaşık 35 dakika falan bulunduğu kovalı araçtan inmeye çalışarak, can çekişerek ölüyor. Niye mi? Yanındaki kişi vinçli aracı kullanamadığı için. Kepçeyi yukardan aşağıya indiremiyor. Erkan çalıştırıp öyle çıkmış onarıma. Neler neler…

Istanka diye bir araç kullanmaları gerekiyordu. Evlerde kullandığımız kontrol kaleminin 1,5- 2 metre uzunluğunda olanı. Kauçuk eldiven, kauçuk çizmesi olması gerekiyordu. Bastıkları şeyin altında yalıtkan bir paspas olması gerekiyordu. Bu insan öldüğünde üzerinde bakkaldan aldığı plastik mutfak eldiveni vardı. Belki beni korur diye… Öngörülmüş bütün önlemler devre dışı bırakılmıştı. Iskanta olsa kurtulabilirdi. İzole eldiven olsaydı kurtulabilirdi. Kauçuk çizme olsaydı kurtulabilirdi. Telsizle haberleşilseydi yanlış yerin kapatıldığı görülebilirdi.

Durum böyle olunca ölmekten başka bir şey kalmıyor artık geriye. Çok acı bir durum. Süreç çok acıydı. 7 yıl geçti. Tazminat davaları sürüyor. Sonra ne oldu Filiz biliyor musun? Erkan’ın annesi de oğlundan 7 yıl sonra bahçesine düşen elektrik tellerine bastığı için öldü. Karadeniz’in şiddetli yağmurları olur. Gecesinde fırtına olmuş, elektrik telleri kopmuş, bahçeye düşmüş. Annesi sabah bahçesine çıkıyor. Elektrik teline basıyor. İkisinin de katili bu ülkedeki elektrik sistemi oldu. BEDAŞ da olsa, özelleştirilip Cengiz Holding ve Kolin İnşaat Ortaklığı’na da verilse alt taşeron da olsa denetim yok, kontrol yok. Oysa bütün ülkelerde elektrik sistemi yer altından götürülüyor.

 3,5 yıl sonra dava açıldı. Bu sürenin büyük çoğunluğu BEDAŞ yönetiminin savcıya beyan vermeye gelmemesiyle geçti. Mahkemeye öyle bir dilekçe sunuldu ki… İşte daha önce Erkan gibi onarım esnasında elektriğe kapılarak ölen, kimsenin ceza almadığı, kimsenin şikayet edilmediği bir sürü dosya, mahkeme evrakları delil olarak sunuldu. Utanmadan bak bunlar bunlar oldu, bunların hiçbirinde suçlanmadık, bu dosyada niye suçlanıyoruz denildi. Mealen ‘Eski köye yeni adet getirme arkadaş!’ denildi. O bölgenin müdürü duruşmada, niye iş güvenliği malzemeleri verilmedi sorusuna ‘İşte şu kadar yıldan beri biz özelleştirme sürecinde olduğumuz için herhangi gider yapmamıza izin verilmiyordu’ diye yanıt verdi. İşçi ölmüş umurları değil. İş güvenliğine bütçe ayırmıyorlar. Sadece para topluyorlar.

“Yapılan işin tehlikesini yaşı itibariyle öngörebilirmiş. Reddetme hakkını kullanabilirmiş. Mahkeme Erkan’a kusur atfetti. Sorumlulara verilen cezalar İstinaf’ta bozuldu. Para cezaları da düşürüldü. 24 ay takside bağlandı. Biliyorsun değil mi? O para cezalarını da devlet alıyor. Erkan’ın ailesine ölüm aylığı dışında şu ana kadar bir kuruş para verilmedi. 10 yıldır tazminat davaları sürüyor. Hala dosyaları Yargıtay’da. Hayır. Kimse bir gün bile cezaevinde yatmadı.

Gemlik Gübre Fabrikası patlamasının davasının kararı dün geldi. Mahkeme tam iki sayfa boyunca nelerin yanlış yapıldığı, nelerin yapılmaması gerektiğini anlatmış. Tam iki sayfa! Anlatmış, anlatmış… Verdiği ceza taksirden 2 yıl, 3 yıl. O patlama 50 metre mesafesindeki tehlikeli kimyasalların depolandığı yere ulaşsaydı Gemlik belki havaya uçacaktı. Beyrut’taki patlamaya benzer bir şeyden bahsediyoruz.

Soma’da hayatını kaybedenler arasında benim akrabam vardı. Senenin 3 ayı nerdeyse Soma’dayım. Pandemi dönemindeki uygulama 19. yüzyıl başındaki uygulamalara benziyor. İşçiler kamplarda, ailelerinin yanına gidemiyor. Bu çağın kutsalı kârlılık. O kadar kutsamışlar ki bu ‘ekonomik büyümeyi’! Bu yolda ölene şehitlik payesi veriliyor. Kaç kişi öldü bu yolda umurları değil. Geri dönüp de bakmak akıllarının ucundan geçmiyor. 301 insan öldü. Soma’da koşullar çok mu iyileştirildi? Hayır. Şunu demek istiyorum. Korkmuyorlar da… Niye korksunlar? Suçlular 15- 20 yıl hapis mi yatmış? Milyonlarca lira ceza mı ödemiş? En fazla işçi suçlanıyor. İşte Esenyurt'ta, işçiyi getiren alt taşeron soruyor: İşçileri nerde barındıracağız? En ucuzu neyse onda barındırcaksın diyor öbürü. Ne oldu? Naylon çadırda yanarak öldü insanlar.

İş cinayetlerinde cinayet meydana geldikten sonra mücadelemiz başlıyor. Ölen ölmüş oluyor biz işin içine karıştığımızda. Türkiye’de o kadar az sayıda iş müfettişi var ki… Onların yetkilerini de kırpıyorlar. Esenyurt Marmara Park AVM’de yangın çıkmadan 2 ay önce bakanlar o binanın inşaatına ödül vermişlerdi. ‘Güvenli çalışma ödülü.’ 400 metre ötede işçilerin nerde kaldığına bakmadılar. İş veren nereyi gösteriyorsa onlar oraya bakıyor. Soma’da da bu oldu. Katliamdan 2 ay önce Çalışma Bakanlığı’nın teftişi yapılmıştı ve hiçbir kusur bulunamamıştı. İşçiler, bir kırmızı halı sermedikleri kalır müfettiş geldiği zaman diye anlatmışlardı. Müfettişin göreceği yerler güzelce hazırlanır. Önceden hazırlanmış yerler gösterilir. Oralara bakar giderler. Sonra bilmem ne hotelinde kuzu çevirilir.

.

 12 Eylül’den sonra sendikaların hakkı zaten kırpılmıştı, kırpıla kırpıla kuş gibi kaldı. Sendikalar iş yerlerinde aktif olarak mücadele edebiliyorken, karar alma mekanizmalarına katılabiliyorken şimdi öyle olduğu söylenemez. İşçi örgütlülüğü zayıflatıldı. Sendikaya üye olduğu için işçiler işlerinden atılıyor. Gebze’de DİSK'e bağlı Birleşik Metal-İş sendikasına üye oldukları için tazminatsız şekilde işten atılan, ücretsiz izne çıkarılan Systemair HSK, Özer Elektrik ve Baldur fabrikalarında olduğu gibi. Var olan sendikalar da sadece ücret pazarlığı şeklinde sürdürüyor faaliyetlerini. Sendikacılığın için de boşaltıldı. Mesela Soma’daki bütün işçiler sendikalıydı. Sendikasını sor, adını bilmez. Soma’da şu an çok kirli, çok ahlaksız bir işbirliği var örneğin. Örgütlenmenin içinde iş veren var, taşeron firma var, kaymakam var. Herkes el birliğiyle düzene çalışıyor. Madende taşeronlaşma yasaklandıktan sonra dışarıda kıytırıktan birer firma kurmuşlar. Her bir mahallenin içinde birbirinden bağımsız alanlar icat etmişler kendilerine. Sendika desen o da onlarla birlikte hareket ediyor. Birlikte organizasyon yapıyorlar. Bütün kavramların, kurumların içini boşaltmışlar. Elde tutulacak hiçbir şey kalmıyor.

Bu pandemi döneminde yüreğimdeki en büyük yaralardan biridir. Eroğlu Gayrimenkul'a ait Skyland İstanbul inşaatında Şanlıurfa’dan gelen 21 yaşındaki Veysel Karani Keleşoğlu daha işe başladığı hafta ustası tarafından 40. kata, merdiven aldırılmaya gönderiliyor. Çocuğun kardeşi de aynı yerde çalışıyor. Akşam yemeğine kadar çocuk gelmeyince aramaya başlıyorlar. 40. katta hiçbir önlem alınmadan, bant çekilmeden, kenarına parmaklık konulmadan açık bırakılmış asansör boşluğuna basmış. O kadar kattan aşağı vura vura, vücudunda kırılmayan bir tane kemik parçacığı kalmayana kadar düşmüş. Cesedi iki gün sonra Skyland İstanbul’un molozlarının döküldüğü yerde bulundu. Molozları boşaltan kamyon şoförlerinden birinin gözüne insana ait bir şey ilişmiş.

Örgütlenme bilinci… Açlıkla sınanıyor insanlar. Nereye başvursa geri dönüş alamıyor. Yılgınlık, terk edilmişlik, çaresizlik… Yine de…. Hala sendikal mücadele veren bir avuç insan, hala yargısal mücadele veren, aynı yolda mücadele eden hukukçular, işte Çağdaş Hukukçular Derneği, Sosyal Haklar Derneği, emek eden herkes yani karınca hızıyla da ilerlesek de olmuyor değil yani. Mesela Soma’da, yönetim kurulu başkanı olan Can Gürkan’ın mahkumiyeti çok önemli. Çok az örnek vardır yönetim kurulu başkanının olası kast ile yargılandığı. Can Gürkan… Kaçmıştır artık. Mahkumiyet kararı akşam saat 17:00’de UYAP’a düşmüştü. Gecesinde UYAP üzerinden tutuklanmasını talep ettik. Dilekçe verdik. O dilekçeye halen işlem yapmadı mahkeme. Öyle duruyor.

 Bursa Kemalpaşa’da 2009 yılında 19 işçinin hayatını kaybettiği maden katliamında da olası kast kararı verilmişti. Karar Yargıtay’dan döndükten sonra yeniden bir yargılama yapılıyor biliyorsun. O aşamada maden sahipleri bütün ailelere para teklif ederek davayı takip etmemelerini sağladı. Oradan emsal bir karar çıkmasını engellediler. Maden şirketinin avukatı hani neydi… Barolar Başkanı… Evet, Metin Feyzioğlu. Tüm bunları o organize etti. 2013’te Muğla Milas Güllük'te Akfen atık su tesisinde metan gazdan zehirlenerek ölen yedi işcinin davasında da beşi Akfen yöneticisi, 16'sı İller Bankası yetkilileri 21 kişi ‘taksirli ölüme sebebiyet vermek’ iddiası ile yargılanıyor. Sonradan Yargıtay’da bozulsa bile Davutpaşa katliamında Zeytinburnu Belediye Başkan Yardımcısı, İmar Müdürü, Zabıta Müdürü gibi kamu çalışanları ceza aldı. İstanbul Esenyurt’ta, Özel Doğa Hastanesi’nin tabelasını onarırken hastanenin hemen üzerinden geçen yüksek gerilim hattına temas ederek ölen 17 yaşındaki Eren Eroğlu dosyasında Esenyurt Belediyesi, imardan sorumlu başkan yardımcısı, imar müdürü ceza aldı. Demek istediğim katkılarla bir yere gelindi. Daha önce bunlar mahkeme huzuruna getirilmemiş insanlar. Taksirden de olsa ceza almalarını sağlayabilmemiz, yargılanmalarını sağlayabilmemiz çok büyük bir aşama. ‘Öngörülemez kaza’ denilerek kapatılırdı. Zonguldak’ta oldu bu. 79 işçiydi hatırladığım kadarıyla. Evet, zikrettiğimiz sayılar… Savaş yani… Bakın bakalım Ermenistan- Azerbaycan savaşında kaç kişi öldü? Muhtemelen bu ülkede 1 yılda iş cinayetlerinde ölen işçi sayısının üçte biri falan bile değildir yani.”

Başka bir konu gibi duruyor olsa da Arat Dink, babası Hrant Dink öldürüldükten sonra “Ben bu dünyanın camını, çerçevesini indirmek istiyorum” demişti. Ezilenlerin, öldürülenlerin istatistiklerinin çoğumuza söylettiği gibi…