ADA Kültürel Çalışmalar Programı: LGBTİ+ Kültürü Atölyesi

Pek çok farklı alanda LGBTİ+’ların varlığını ya da belki daha doğru bir ifadeyle var olma mücadelesini ele aldığımız bu atölyenin hepimiz için son derece faydalı olduğunu söylemek mümkün.

Abone ol

Merve Diltemiz*

Ankara Dayanışma Akademisi’nin 2021 Kültürel Çalışmalar Programı kapsamında Duvar Medya Vakfı’nın desteğiyle 6 hafta süren LGBTİ+ Kültürü atölyesi çok farklı arka planlar ve çalışma alanlarından katılımcının bir araya gelmesini sağladı. LGBTİ+ Kültürü atölyesi başlamadan önce atölyede yer almak isteyen katılımcıların motivasyon yazıları, atölyeden beklentileri ve çeşitliliği tartışmaların zenginleşmesini sağladı. Ayrıca akademiyi kurumsal yapıların dışına çıkarmanın farklı disiplinlerden farklı bakış açılarını görmeye katkısı ve bilimsel tartışmanın demokratikleşmesine etkisini görme fırsatı sundu.

LGBTİ+ Kültürü atölyesinde LGBTİ+ kimliği, bir toplumsal hareket olarak eşcinsel kurtuluş mücadelesinin tarihsel ve güncel uğrakları, siyasette, edebiyatta, sanatta ve hayatta LGBTİ+ olmanın anlamı, bir LGBTİ+ “kültüründen” bahsedebilmenin mümkün olup olmadığı gibi sorular üzerinde durduk. “Kültür” sözcüğünün etimolojik, politik ve sosyolojik veçhelerine değinerek başladık atölyeye. İngiliz Kültürel Çalışmalar geleneğinin önemli isimlerinden Richard Hoggart, Raymond Williams ve Stuart Hall’un ayak izlerini takip ederek demokratik bir kültür tanımına ulaştık. Bu izler bizi aynı zamanda kültür alanındaki hegemonya mücadelesine ve egemen kültür, karşı kültür, altkültür, kültürbozumu gibi kavramlar üzerine düşünmeye götürdü. Kültürel alanın tüm öğelerinin özdeş olmadığı kabulünden yola çıkarak, birbirleriyle çatışma halinde olan farklı kültürler üzerine düşündük. Egemen kültürün statik olmadığı, dışlama ve dışladığını içerme gibi mekanizmalar kullandığı, egemen kültürün farklı unsurlarını yeniden üreterek hâkim konumunu koruduğu, altkültürlerin de sürekli yeni formlar ve stratejiler bulduğu, böylece direnişin de sürekli devam ettiği atölye süresince vurgulanan başlıklardan bir kısmını oluşturdu.

Tarih yazımına ilişkin tartışmalar üzerinde dururken özcü yaklaşımlar ve toplumsal inşacı yaklaşımların argümanlarına odaklandık. Cinsellik ve eşcinselliğin Antik Yunan’dan, örgütlü mücadelenin ilk nüvelerini gördüğümüz on dokuzuncu yüzyıla kadar farklı toplumlar ve zamanlarda nasıl ele alındığını dönemlere ilişkin araştırmalara ve metinlere dayanarak yorumladık.

Her hafta atölyelerin ilk saatini kuramsal tartışmalara, ikinci saati ise gündelik hayattan örnekler ve olaylar üzerine konuşmaya ayırdık. Bu “vaka çalışmaları” ya da başka bir ifadeyle gündelik hayattan örnekler, edebiyat metinlerini, sinema filmlerini, queer performansları, dünyada ve Türkiye’de siyasal süreçlere katılım için izlenen yolları kapsadı. Lubunca, drag queenlik, yerel ve genel seçimlerde aday olan açık LGBTİ+’lar, sinemada ve edebiyattaki temsil biçimleri, “pratik” tartışmalara yön veren bazı örnekleri meydana getirdi.

Temel tartışmaların ardından, özellikle Türkiye’deki örgütlü LGBTİ+ mücadelesinin uğrakları, stratejileri, kazanımları ve bugünkü gündemleri tartışıldı. Dünyadan örneklerin de ele alındığı atölyeler sırasında katılımcılar, LGBTİ+ hareketinin tarihini daha yakından tanıma fırsatı buldu. Atölyenin devamında ise, edebiyatta, sanatta ve sinemada LGBTİ+ teması, hem ortak metinler üzerinden yürütülen tartışmalarla, hem de konunun öznelerinin katılımıyla işlendi.

Edebiyatta LGBTİ+ temalı tartışmalara, yazar Burçin Tetik de eşlik etti. Tetik’in öyküleri, yazarlık deneyimi ve eserlerinde işlediği temalar, pek çok katılımcı için yeni ve heyecan verici pencerelerin açılmasına ön ayak oldu. Atölye öncesinde okuduğumuz Annemin Kaburgası kitabındaki öyküler ve Tetik’in yazma, üretme süreçleri ve edebiyata yaklaşımı ile ilgili söyleştik, düşündük.

Pek çok farklı alanda LGBTİ+’ların varlığını ya da belki daha doğru bir ifadeyle var olma mücadelesini ele aldığımız bu atölyenin hepimiz için son derece faydalı ve düşünmeye sevk edici olduğunu söylemek mümkün. Atölye bu yönleriyle, Türkiye’de yoğun ve sistematik bir baskı altında var olmaya çalışan LGBTİ+’ların mücadelesine katkı sunmak amacıyla tasarlandı ve uygulandı. Tüm katılımcıların, yeni kavramlar, yeni var oluşlar ve yeni eserlerle karşılaşmasına imkân tanıyan bu atölyenin uygulanmasında katkıları bulunan Ankara Dayanışma Akademisi ve Duvar Medya Vakfı’na bir kez daha teşekkür ederim.

*Akademisyen