Karikatür sanatının ilginç bir hikayesi vardır. Basınla, gazete
ve dergilerle birlikte gelişmiş günümüzde de basılı malzemenin
gözden düşmeye başlamasıyla birlikte krize girmiş bir sanat. Mizah
ve çizimin bu yaratıcı, güldürücü her daim iğneleyici ve grafik,
resim sanatlarının imkanlarıyla bazen hayli şaşırtıcı ve hatta
estetik olan işbirliği sanıyorum ki Türkiye’de en önemli çıkışını
50’li, 60’lı yıllarda yapmıştı. Bu çıkışın zirvesinde de hala ününü
koruyan bir isim, Turhan Selçuk vardı.
Turhan Selçuk’u 2010 yılında kaybettik. Öldüğünde evet mesela
80’lerdeki kadar aktif değildi artık. Ama her zaman ismi çok
bilinen ve saygı gören bir karikatüristti. Onun uzun ve verimli
karikatür yolculuğu şu sıralar Yapı Kredi Kültür Sanat merkezinde
sergileniyor. Retrospektif nitelikli sergi, Turhan Selçuk’un zengin
arşivinden yapılmış, iki kata yayılan bir seçki niteliğinde.
Sergiyi Veysel Uğurlu hazırlamış, karikatüristler Semih Poroy ve
Behiç Ak danışmanlık yapmış. Sanatçının 1940’lardan başlayıp
ölümüne kadar uzanan dönemde yaptığı karikatürler, işlerinin
yayımlandığı dergi ve gazeteler, aldığı ödüller, çizim masası,
boyaları gibi kişisel malzemeleri bilgilendirici bir sergilemeyle
izleyiciye sunuluyor. Özellikle Turhan Selçuk’un unutulmaz
karakteri Abdülcanbaz’a ayrılan salon, gösterişli ve renkli
düzenlemesiyle serginin en albenili bölümünü oluşturuyor.
Türkiye’de karikatür, basınının en erken dönemlerinden itibaren
var. Ama başlarda çizim, daha çok espriye eşlik eder nitelikte.
1940’lardan itibaren ortaya çıkan bir kuşak, dünyadaki gelişmeleri
de takip ederek karikatürü daha da yalınlaştırıyor ve yazıyı
olabildiğince azaltıyor. Hatta ‘yazısız’ karikatür dönemini
başlatıyorlar. Yazısız karikatür doğal olarak çizginin gücüne
yaslanıyor ve işin sanatkarane yanının daha da öne çıkmasını
sağlıyor. Bir yandan da gündelik gelişmelerden daha çok genel
insanlık hallerine dayanan espriler ve grafik oyunlardan da yardım
alan tarzıyla kendi zamanına hapsolmaktan kurtuluyor. Karikatür,
1950’lerden itibaren günlük gazeteyle birlikte 24 saatlik ömrünün
sınırlarını aşıp, ‘karikatür albümlerinde’ toplanan, kalıcı sanat
yapıtları olarak algılanmaya başlanıyor. Bu akımın öncülerinden
biri elbette Turhan Selçuk. Kendine özgü çizgisini erken yaşta
olgunlaştırmış, mesleğinin ilk yıllarından itibaren dünyaya açık
olmuş, başka ülkelerde karikatürleri yayımlanmış ve sayısız ödül
almış bir sanatçı. “Karikatürist az çizgiyle çok şey söylemelidir,”
tıpkı çizdiği gibi konuşan, az sözcükle tüm kariyerini
özetleyebilen Turhan Selçuk, elbette her zaman politik bir
sanatçıydı. ”Karikatürün amacı salt güldürü değildir” diyordu:
“Bağnazlığın, tutuculuğun, cehaletin, çıkarcılığın, bilinçsizliğin
desteklediği kötülükler, ihanetlerle dolu bir dünyada iyilikleri,
güzellikleri sezebilmek, görebilmek, anımsayabilmek, bilim
alanında, sanat alanında yarınki kuşaklara kalacak yapıtları,
güzellikleri bırakabilmek, insanı insan yapan, mutlu kılan başlıca
nedenlerdir.” Hakikaten karikatürlerinde eleştiri oklarından en çok
payını alanlar yalancı ve çıkarcı politikacılar, halkı kandıran
bağnazlar, dünyayı yönetmeye çalışan Amerikan emperyalizmi yani Sam
Amca olmuştu… Yaşadığı dönemin bir sanatçısı, Cumhuriyet’i
yükseltme ülküsünü babalarından devralan ilk kuşağın bir temsilcisi
olarak her zaman ilerlemeci, aydınlanmacı bir tavrı vardı. Toplumun
onu kandıranlar nedeniyle geri kaldığı düşüncesi, eleştiri
oklarının yönünü belirliyordu. Zenginler ve onların yaşamı
çoğunluklu bir mizah unsuruyken ‘halk’ bu sahtekarların
çevresindeki kalabalık olarak kendini gösteriyordu. Tabii, ünlü bir
karikatüründe olduğu gibi, kalabalıklar bir araya gelip büyük
balığı yutacak daha büyük bir balığa da dönüşebilirdi…
Turhan Selçuk, 1922’de Kurtuluş Savaşı gazisi Albay Mehmet Kasım
Selçuk ve Hikmet Selçuk’un oğlu olarak Milas’da doğdu. Çocukluğu
babasının görevi nedeniyle farklı kentlerde geçti. Çizmeye lisede
başladı. Bu sergide de yer alan ilk karikatürü 1941’de Adana’daki
Türk Sözü gazetesinde yayımlandı. Şut, Akbaba, Tasvir, Aydede
gazetelerinde çalıştı. Kardeşi, daha sonra uzun yıllar Cumhuriyet
gazetesini yönetecek ünlü gazeteci İlhan Selçuk ile birlikte mizah
dergileri yayımladı. 1952’de ‘41 Buçuk’u çıkarttılar daha sonra
‘Dolmuş’u, 1957’de bu kez yanlarına Aziz Nesin’i alarak
‘Karikatür’ü yayımladılar. Bu arada pek çok albüm çıkartmış ve en
önemlisi uluslararası pek çok ödül kazanmış, tanınan bir isim
olmuştu Turhan Selçuk. 1957’de Milliyet gazetesinde ünlü çizgi
roman kahramanı Abdülcanbaz’ı yarattı. 1960’larda Yeni İstanbul ve
Akşam gazetelerinde çalıştı. 12 Mart’ta gözaltına alındı, işkence
gördü. Ardından Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başladı, 1972’de
Dostlar Tiyatrosu Abdülcanbaz oyununu sahneledi. 1980’ler ödüllerle
geçti denebilir. 1989’da 8. Tüyap Kitap Fuarı’nın Onur Konuğu
seçildi…
Politik kimliği her zaman önde bir aydındı, ama Turhan Selçuk’a
hak ettiği ününü elbette çizgisinin gücü kazandırmıştı. Bazen bir
iki çizgi, bazen renk ve tarama, bazen az da olsa yazı kullanarak
ürettiği karikatürleri zaman içinde değişimler yaşadı. Ama o biraz
geometrik, bir bakışta tanınan, başka hiç kimseye benzemeyen,
kendine özgü Turhan Selçuk tarzını neredeyse 70 yıl boyunca korudu.
Onu belki de kitlelere en çok yakınlaştıran işi, ‘halktan biri’
diye tanımladığı Abdülcanbaz oldu.
Aziz Nesin’le başladıkları ama onun kısa sürede Turhan Selçuk’a
devrettiği bu çizgi roman kahramanı bir İstanbul beyefendisiydi.
Abdülcanbaz, Turhan Selçuk’un inandığı değerlerin de bir simgesi
gibidir. Hayattaki iyiler ve kötüler arasındaki savaşta iyilerden
biridir. Kötüler, Gözlüklü Sami’nin simgelediği sahtekar,
kişiliksiz politikacılar ile gericiler olarak halkın zararına olan
her şeyin sebebi iken Abdülcanbaz mertliği ile onların karşısına
çıkar ve zaman zaman o ünlü Osmanlı tokadını çakarak kötüleri
cezalandırır. Zamanlar ve coğrafyalar arasında gezinen
Abdülcanbaz’ı Turhan Selçuk 50’lerin sonlarından başlayarak
2000’lere kadar aralıklarla çizmişti. Çekici kadınlar ve cinsellik
zaman zaman Turhan Selçuk’un bütün karikatürlerinde ve en çok da
Abdülcanbaz hikayelerinde görülürdü. Tüm bu özellikleriyle
özellikle ‘ilerici’ kesimlerin çok sevdiği ve takip ettiği bir
kahramandı.
Günümüzde karikatür gazetelerden neredeyse tamamen dışlandığı,
mizah dergileri çıkamaz olduğu için sosyal medyada kendine yeni bir
hayat kurmaya çalışır vaziyette. Tam da bu dönemde, bir zamanların
en gözde karikatüristi Turhan Selçuk’a ayrılan bu büyük sergi,
aslında karikatür sanatına da bir saygı gösterisi gibi. Turhan
Selçuk’un 60 yıl önce yaptığı bazı karikatürleri tebessümle
izlerken, cep telefonunda yitip gidecek günümüz çizgileri için
hayıflanmamak elde değil.
Türkiye’nin bir döneminde etkili olan basın, siyaset ve sanat
ortamına da yolculuk etme fırsatı veren Turhan Selçuk
retrospektifi, bu unutulmaz sanatçıyı tanımak için bulunmaz bir
fırsat.
Sergi, 9 Ağustos’a kadar görülebilir.