85 yıl önce Çağlayangil, Seyid Rıza’nın idamı için gönderildi
15 Kasım 1937 günü Elazığ’a gidecek Atatürk’ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman “işin [Seyid Rıza’nın asılmasının] bitmesinin” planlandığını belirten Çağlayangil, trenle gittiğini ve tatil gününde mahkemenin görülmesi için savcı ve hâkimle neler konuştuğunu detaylı yazdı. Mahkemenin pazartesi gününün başladığı yani pazar saat 24’ten sonra toplanması ve elektrik kesintisi nedeniyle salonun otomobil farıyla aydınlatılması kararlaştırılmıştır.
Seyid Rıza, Dersim’in bilinen şahsiyetiydi. Pek çok resmi
zevatın tanıştığı konuştuğu kişiydi. 4. Umumi Müfettişlik’in hedef
kişiler listesindeydi. Müfettişlik oluşturduğu listeleri
muhtarlara, köylere gönderir ve gelmeyenin katl-i vaciptir. Seyid
Rıza emre uymaz, teslim olmaz. Liste şahidi[1] bir yıl sonra bizzat
Ankara’dan idamı için gönderilen Emniyet Genel Müdür
Yardımcısı İhsan Sabri Çağlayangil’dir. İlan edilen 1 ve 2
no’lu yasak bölgeye operasyonlar yapılır. 1938 Ağustos’ta da 3
no’lu yasak bölge ilan edilecektir. 18 Eylül 1937’de TBMM’de
konuşan Başbakan İsmet İnönü’ye göre harekât
başarılıdır, devlet Dersim’e egemendir. Seyid Rıza’nın
Başbakan’ın değerlendirmesinden haberi olduğunu sanmıyoruz, ama
arayışta olduğunu tahmin edebiliriz. Dağ taş askerdir. Yasak
bölgede görülen hedeftir.
Ve baştan “Dersim’de isyan vardı ve Seyid Rıza da lideriydi”
söyleminin temelsiz olduğunu belirtip geçiyorum. Dersim’de devletin
egemen olmadığı toprak parçası ve merkezi ‘isyancı’ bir teşkilat
yoktu.
Seyid Rıza, daha kötü günlerin geleceğini düşünerek kararını
vermiştir. 11 Eylül 1937’de Erzincan’a gitmiş ve
tutuklanmıştır. Haber Ankara’ya ulaşır. Oradan Elazığ’a
götürülür. Sonrası mı idamına yapılan hazırlıktır. 15 Kasım
1937’te Seyid Rıza, oğlu Hüseyin ve beş yoldaşıyla
(Seyhanlı aşireti reisi Haso Seydi, Yusuf Hanlı aşiret reisi Kamer
oğlu Fındık, Demirelli aşiret reisi Cebrail oğlu Hasan, Kırişanlı
Ulihiyer oğlu Hasan ve Mirza Ali oğlu Ali) asılır. Toprağa veren de
idamı infaz edendir. 85 yıldır mezarının nerede olduğu bilinmiyor;
açıklanmadı. Ve 2011’de Başbakan Recep T. Erdoğan’ın “Dersim’den
özür diliyorum” beyanın arkası gelmedi, sözde kaldı.
Fotoğraf arkası notu: Elaziz [Elazığ], Seyid Rıza ve
oğlu Şeyh Hüseyin ve diğer sergerdeler mahkemeye giderlerken, 1.
Demenan Aşiret Reisi Hiso Seydo, 2. Seyid Rıza’nın oğlu Şeyh
Hüseyin, 3. Seyid Rıza (Foto: Hasan Saltık Arşivi).
Kasım 1937 itibariyle tahminen o tarih itibariyle aranan
aşiret liderleri tasfiye edilmiştir. Hiçbir zaman merkezi
birliği olmayan Dersimliler, aşiretlerin geleneksel önderliğinin
yani liderlik yeteneği olanların yok edilmesiyle fiilen ‘başsız’
kalmıştır. Çağlayangil[2] de aşiret liderlerinin tasfiye edildiğini
vurgular. Hatırlayalım ki yıllardır istihbaratın yaptığı çalışmayla
her aşiretin teslim edeceği silah miktarı belirlenmiş ve
toplanmıştır. Devamında 1938 harekâtı planlanmıştır. ’38 Haziran’da “harp kararı
alındı” ve iki ay sonra da harbe başlandı. Bir yıl
sonrasında Polonya’da da böyle olmuştu. Hitler’in 12 Ekim 1939’da
Polonya Genel Valisi Hans Frank’a verdiği gizli emir şuydu:
“Polonya’da liderlik yeteneği olanlar tasfiye
edilmelidir.” Emirle 3500 aydın öldürüldü.[3] Elbette
Dersim’in ve Polonya’nın liderlik yeteneği olanlarının konumu
farklıydı, ama hedef liderlik yeteneği olanların tasfiyesiydi.
Seyid Rıza’nın Erzincan’da tutuklandığını Başbakan’a bildiren
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’dır. Seyid Rıza’nın bizzat, Hüseyin ve
Battal Oğlu Rıza namında iki kişiyle “kayıtsız şartsız ve silahsız”
olarak 11 Eylül 1937’de saat 22’de Erzincan Jandarmasına teslim
olduğu bildirildi. Bu tarih Nuri Dêrsimi’ye göre 5 Eylül’dür.[4] 11
Eylül 1937 aynı zamanda Nuri Dêrsimi’nin Türkiye’den Suriye’ye
trenle gittiği gündür.[5] Ne tesadüf ki, böyle bir tarihi kesişme
vardır.
Haber Ankara’da coşkuyla karşılanır.
Reisicumhur Atatürk, hükümeti ve Başbakan İsmet İnönü de bakan
Şükrü Kaya’yı, 3. Ordu Müfettişi Kâzım Orbay ile 4. Umumi Müfettiş
Abdullah Alpdoğan’ı tebrik eder.[6]
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Başbakana
Seyid Rıza’nın Erzincan’da teslim olduğunu bildirdi (BCA-F:
030.10/K: 111, D: 745, S: 20, s. 9).
Dr. Nuri Dêrsimi’nin yazdığına göre, Seyid Rıza
görüşmek üzere Erzincan Valiliği’ne gitmiştir. Seçilen vilayet
merkezi, Tunçeli veya Elazığ değil de neden Erzincan’dır? Maalesef,
bugünden cevapsız kalan çok soru var. Zaten iki ay önce de Seyid
Rıza’nın karısı Elif ve küçük oğlu Hüseyin birçok kişiyle beraber
teslim olmuştu.[7] Avukat gönderip haber alamayacağına göre hayli
sıkıntılı günler. Hakkında yazılanlar dikkate alındığında böylesi
hayat tecrübesine sahip birinin görüşmek amacıyla yola çıktığını
düşünebiliriz. Kara bulutlar atmosferinde “iyimser” olmak da kolay
olmasa gerek.
Cumhuriyet gazetesi Seyid Rıza’nın teslim olduğu
haberinin ilkini “Şaki Seyid Rıza Teslim Oldu” başlığıyla
13 Eylül’de ve ikincisini de 21 Eylül’de verdi. “Tunçeli
Muhalefetinin Elebaşısı Nasıl Teslim Oldu” başlıklı haberde
Seyid Rıza’nın ifadesi de aktarıldı. Haberde anlatılan
teslimiyettir. Seyid Rıza iki uşağıyla beraber Erzincan hükümetine
teslim olmuştur. Köprüdeki kontrolde Seyid Rıza teslim olmağa
geldiğini anlatmış ve derhal valiliğe götürülmüştür. Habere göre
Seyid Rıza, bu felâketi başına oğlunun katili Kırgan
aşiretinden bazı kimselerin getirdiğini, Tunçeli
teşkilatına güvenmediğini ve Erzincan’a gidip oradan Ankara’ya
Atatürk’e gönderilmesini düşündüğünü anlatmıştır.[8]
Seyid Rıza’nın “teslim olduğu” haberi 13 Eylül 1937
tarihli Cumhuriyet’te.
Haberde tuhaf cümleler de var.
Seyid Rıza’ya atfen yazılan cümleler aynen şöyledir: “Benim şapkam
vardı. Kayboldu. Bana iyi bir şapka getirin. Yoksa adım atmam, diye
ısrar etmiştir. […] Ben Seyid değilim, bana Seyid demeyiniz. Bey,
Paşa da yoktur, bana Bay Rıza deyiniz, demiştir. Ve çok neşeli
olarak Ankara’ya gideceğini anlayan Seyid Rıza bu neşesini bir
hayli müddet muhafaza etmiştir. […]Ankara’ya Atatürk’e
gideceğim. […] Ben deli
bir adamım. Cumhuriyet’e karşı durulur mu hiç? Beni tımarhaneye
atın, demiştir.” Benzer cümleler mahkeme haberlerinde de tekrar
edilecektir.
SORGUSU VE YARGILAMA
Cumhuriyet haberine göre Elâziğ’a getirilen Seyid
Rıza’yı Savcı Hatemi sorgular. Haydaran, Yusufan, kısmen
Kureyşan, Abbas Uşağı ve Bahtiyar Uşağı aşiret reislerin
aralarında yemin etmesi ve köprünün yıkılmasıyla ilgili konularda
önce bocalayan Seyid Rıza sonra itiraflarda bulunmuştur.[9]
Haberden anlaşılan 12 Ekim’de yargılamaya başlanır. Seyid Rıza’nın
kendisini “Yeni adım Bay Rıza” diye tanıttığı ve “Rica ederim reis,
başım ağrıyor, şapkamı vurayım” dediği aktarıldı. Yargılama
başladıktan üç gün sonra sanık sayısı 53’e yükseldi. Mahkemeyle
ilgili haberler, Seyid Rıza’nın ve arkadaşlarının inkâra devam
ettiği yönündedir.[10]
Yargılamanın yapıldığı günlerde 1 Kasım’da TBMM açılır.
Meclis’in açış konuşmasını yapan Reisicumhur Atatürk, Dersim
harekâtı hakkında da değerlendirmede bulunur: “Memnuniyetle
görmekteyiz ki, Cumhuriyet rejimi yurdumuzda huzur ve sükûnun en
iyi yerleşmesini temin etmiş bulunuyor. Vatandaşlar ve bu yurtta
oturanlar, Cumhuriyet kanunlarının eşit şartları altında kendileri
için hazırlanan hürriyet, refah ve saadet imkanlarından azami
istifade etmektedirler. Milletimizin layık olduğu yüksek medeniyet
ve refah seviyesine varmasını alıkoyabilecek hiçbir engel düşünmeğe
yer bırakılmadığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle
bahtiyarım. Tunçeli’ndeki icraatımız neticeleri, bu hakikatin yakın
ifadesidir.”
Reisicumhur da 18 Eylül’de Başbakan İnönü’nün söylediği gibi
“Cumhuriyet rejimi yurdumuzda huzur ve sükûnun en iyi
yerleşmesini temin etmiş bulunuyor […] Tunçeli’ndeki icraatımız
neticeleri, bu hakikatin yakın ifadesidir” diyerek bir
anlamda istenilen hedefe ulaşıldığını belirtmiştir. Buna rağmen
1938 harekâtı hazırlığına başlanmıştır.
Üç gün sonra 4 Kasım 1937’de okunan mütalaada, 17 kişinin idamı,
9 kişinin beratı ve 38 kişinin cezalandırılması istenir. Mütalaayı
bildiren 4. Umumi Müfettişi Abdullah Alpdoğan, bakanlığa gönderdiği
telgrafta 30 kişiye altışar sene cezanın verileceği öngörüsünde
bulundu, ama kaç kişiye idam cezasının verileceğini
yazmadı.[11] 1924 Anayasası’nı (madde 26) ihlal eden
kanuni düzenlemeyle bizzat idam cezasını onaylama
yetkisine sahip ve bölgenin tek yetkilisi müfettiş Alpdoğan, on gün
sonra Çağlayangil’e idamın infazı için gerekli onayı boş kâğıdı
imzalayıp vermekte sorun görmeyecektir.
ANKARA’NIN EMRİ
Mütalaa okunmuş, ama mahkeme kararını vermemiştir. Ankara’nın,
yargılamanın uzadığını düşünerek hazırladığı planı bizzat uygulayan
İhsan Sabri Çağlayangil’den öğreniyoruz. Malatya Emniyet
Müdürlüğü’nden Emniyet Müdürlüğü’ne atanan Çağlayangil’in
anılarından aktarıyorum. Emniyet Genel Müdürü Şükrü
Sökmensüer, yardımcısı Çağlayangil’i odasına çağırmış,
“Atatürk, Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Dersim harekâtı bitti.
Beyaz donlu 6 bin doğulu Elazığ’a dolmuş, Atatürk’ten Seyid
Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların
Atatürk’ün karşısına çıkmalarına meydan vermeyelim. Sivillerden
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün siyasi şubesinden istediklerini al.
Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait”
demiş.
Müdür Şükrü Sökmensüer, bu görevlendirmeyi kendince yapmış
olamaz. Müdürün üstünde İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, bakanın üstünde
Başbakan Celâl Bayar ve Başbakanın da üstünde Reisicumhur Atatürk
vardır.
Pazartesi günü [15 Kasım 1937] Elazığ’a gidecek Atatürk’ün
karşısına beyaz donlular çıktığı zaman “işin [Seyid Rıza’nın
asılmasının] bitmesinin” planlandığını belirten
Çağlayangil, trenle gittiğini ve tatil gününde mahkemenin
görülmesi içinsavcı ve hâkimle neler konuştuğunu
detaylı yazdı. İkisine değineceğim. Biri, savcının Adalet
Bakanlığı’ndan [idam için] şifre aldığını söylemesidir. Diğeri de
mahkemenin idam kararına onay imzası atacak Müfettiş Alpdoğan’ın
boş kâğıda “Yukarıdaki karar tasdik olunur” diye yazıp, imzalayıp
Çağlayangil’e vermesidir.
Fotoğraf arkası notu: Elaziz, Seyid Rıza huzur-ı
adalette uzun sakallı olandır (Foto: Hasan Saltık Arşivi).
Çağlayangil’in yazdığı gibi 14/15 Kasım 1937 gecesi lamba ışığında
yargılama.
Savcının rapor alması üzerine Çağlayangil’in hukuktan sınıf
arkadaşı savcı yardımcısı görevlendirilmiştir. Mahkemenin pazartesi
gününün başladığı yani pazar saat 24’ten sonra toplanması ve
elektrik kesintisi nedeniyle salonun otomobil farıyla
aydınlatılması kararlaştırılmıştır.
Vay be ne adalet? Duruşma vakti gelmeden başlamıyor!
Mahkeme, 15 Kasım Pazartesi günü saat 00.24’te duruşmaya
başlıyor. Kararda, 7 kişiye ölüm ve bazısına hapis cezası
verilmiş, diğerleri beraat etmiştir. Seyid Rıza, idam edileceği
jandarma karakolunun yanındaki meydana götürmek üzere, otomobilde
Çağlayangil ile Polis Müdürü İbrahim arasına oturtulmuştur. Meydana
vardıklarında Seyid Rıza ile göz göze geldiklerini, savcının namaz
kılıp kılmayacağını sorması üzerine istemediğini ve o sırada Fındık
Hafız’ın asıldığını belirten Çağlayangil, Seyid Rıza’nın rap rap
giderek, “Evladı Kerbelayıh. Bı hatayıh. Ayıptır. Zulümdür.
Cinayettir” diye bağırdığını, Çingeneyi iterek, ipi
boynuna geçirdiğini ve sandalyeyi tekmelediğini yazdı.[12]
İdam cezası verilenler, bizzat infazı yapan Çağlayangil’de 7
kişi, Cumhuriyet, Ulus ve Akşam
gazetelerinde 11 kişidir. Haberde 11 kişiden dördünün yaşı büyük
olduğu için idam edilmediği yazıyor.
Yargılamayı yapan mahkemenin, Elazığ İstiklal Mahkemesi olduğu
iddiası da doğru değildir.
Duruşma tutanağı açıklanmadığı sürece idam cezası verilen 7 kişi
veya 11 kişi tartışması bitmeyecektir. 85 yıldır mahkemenin
duruşma tutanağı açıklanmadı! Seyid Rıza Davası veya
Dersim Davası tutanağı neden açıklanmaz? “Devlet sırrı” mı?
Neden “sır”dır? Birkaç hafta öncesinde Kara Kuvvetleri
Komutanlığı da Maraş katliamı davası duruşma
tutanağını mahkeme kararına rağmen “devlet sırrı” diyerek
vermemişti. Avukatlar dosya için yıllardır uğraşıyor yine alamadı.
Sokrates’ten beri mahkemeler aleniyken, TC mahkemesinin bir dosyası
hangi gerekçeyle gizlenir?
İdam sonrasında otele döndüğünü ve idamla ilgili iki sayfa not
yazdığını belirten Çağlayangil, “Treni kör makasa çekmişler.
[Atatürk] uyuyormuş, kendisini uyandırmamışlar. Ben sabahleyin
Atatürk’ün treninden çıkan Ulus muhabirine yazdığım yazıyı
okudum. Benden istedi. ‘Basmazlar’ dedim. ‘Ver’ dedi. Sonradan
Şükrü Kaya’ya okumuşlar, ‘Olmaz’ demiş. Bu sırada, ‘Atatürk
seni çağırıyor’ dediler. Gittim, kahvaltı ediyorlardı.
Bana bir fotoğraf gösterdi. Seyid Rıza’nın sehpada sallanırken
resmi çekilmiş. Ve ‘Bu resim ne Emniyet Müdürü?’ diye” sorduğunu
yazdı. Atatürk, fotoğraf negatiflerinin imha edilmesini
ister ve gereği yapılır. Elazığ Halkevi’ne ve Singeç
Köprüsü’ne gidilir ve akşamüzeri Başbakan Celâl Bayar, İçişleri
Bakanı Şükrü Kaya’nın bulunduğu Reisicumhur Atatürk’ün treniyle
Ankara’ya dönülür.[13]
15 Kasım 1937’de idam haberi Ulus’ta ve
Akşam’da, “Bu sabah saat dört buçukta bildiriliyor” diye
yazıldığına ve Çağlayangil’in belirttiği gibi saat 24’ten hemen
sonrasında yargılamaya başlandığına göre, yargılama ve idam dâhil
hepsi 4,5 saatte tamamlanmıştır. İdam haberi Cumhuriyet’te
16 Kasım’da yayımlandı.
Seyid Rıza’nın idam haberi 15 Kasım 1937
tarihli Akşam’da (Milli Kütüphane).
İdam öncesinde Atatürk’ün Seyid Rıza’yı getirtip
görüştüğü ya da idamda yaş durumunun dikkate alındığı gibi
iddiaları temelsiz buluyorum. Emirle ve gece toplanan mahkemenin
“yaş” ayrıntısını dikkate alacağını sanmıyorum.
Çağlayangil, Ankara’nın “git idamı yap” emriyle yola çıktı ve
görevini yapıp döndü.
KILIÇDAROĞLU’NA ANLATTI
Çağlayangil, anılarında yazmadığını sonradan Kemal
Kılıçdardoğlu’na anlattı: “Benim bildiğim ve iştirak ettiğim
kadarıyla Dersim, Türkiye’deki Kürtler meselesinin önemli
parçasıydı. […] Bunları nasıl asimile edelim ve Cumhuriyet
Kürtlere karşı nasıl bir siyaset takip etmelidir davası
güdüldü. Ben Malatya Emniyet Müdürü iken Kürt meselesine
merak sardım. O devirde Türkiye iki bölümdü. Fırat Şarkı ikinci
yasak bölgeydi. Ecnebilere kapalıydı. Fırat’ın Şarkı’na gitmek
merasime tabiydi. Malatya etnolojik olarak Türklerin bittiği,
Kürtlerin başladığı bir yerdir, bir sınır vilayetidir. İki büyük
siyaset Cumhuriyet’te hâkim olmuş ve zaman zaman çarpışmıştır.
Birincisi bunlara şiddet yoluyla, baskı yoluyla hâkim olmak,
ikincisi kültür yoluyla hâkim olmak. […] Dersim’i merak ettiğimden
Dersim’i gezdim 1936 ve 1937’de. Dersim’e jandarma giremiyor,
Dersim’e tahsildar giremiyor, Dersim’de ağa nüfuzu cari. Dersim’de
hükümet yok […] Valiyle otomobile bindik, Elazığ’a gittik. Harekât
başlayalı bir-iki ay olmuştu. Abdullah Paşa dedi ki, bu kefereyi
kıstırdım. Ekinlerini yaktım, dedi. […] Mağaralara iltica
etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının
içinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o
Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. […]
Şeyh Sait idamda asıldı. Seyid Rıza bu şekilde bertaraf edildi,
işte diğer öbür liderler de Dersim harekâtında çoğu hayatlarını
kaybettiler, Kürtler üzerinde ağalık taslayacak, dini liderlik
yapacak kimse kalmadı. Kalanlar da Kasım Küfrevi gibi, Melik Fırat
gibi, Kâmran İnan’ın babası Şeyh Selahaddin gibi hükümete muti
(itaat eden) adamlardı.”[14]
Seyid Rıza (Foto: Hasan Saltık
Arşivi).
Görev emrini tamamlayan Çağlayangil, yıllar sonra “insani” bir
beyanda bulunmadı ve “üzgünüm” bile demedi. Emniyet’ten sonra
kaymakam ve vali olan Çağlayangil, politik hayatın en üst makamına
kadar yükseldi ve Cumhurbaşkanı Vekili de oldu.
BAŞBAKAN: ÖZÜR DİLİYORUM
11 yıl önce Başbakan Recep T. Erdoğan Dersim
harekâtı hakkında konuştu ve özür diledi. 74 yıl sonra 2011’de
Seyid Rıza’nın idam tarihi 15 Kasım’dan sekiz gün sonra 23 Kasım’da Erdoğan, AKP’nin
Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Jandarma Genel
Komutanlığı’nın hazırladığı Dersim raporunu elinde
göstererek değerlendirmede bulunan Başbakan Erdoğan, Çağlayangil’in
kitabından Seyid Rıza’nın sözlerini de aktardı. Dersim’de
olanlardan hükümetteki CHP’nin sorumlu olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, “Eğer
devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür
dilerim, diliyorum” dedi. “Dersim yakın tarihimizdeki en
acı en trajik olaylardan biridir. Dersim aydınlatılmayı bekleyen
bir faciadır” diyen Erdoğan’ın konuşması, “Dersim için özür
diliyorum” başlığıyla haberleştirildi.
“Özür dilemek” beyanıyla büyük beklenti yaratıldı, ama herhangi
bir adım atılmadı; sonuç hüsrandı. Seyid Rıza’yla birlikte idam
edilen 7 kişinin mezar yeri ve dava tutanağı açıklanmadı. Hatta
vilayet adı Dersim de yapılmadı. Rüzgâr bugünse hayli tersten
esmektedir.
Dersim, kangrenleşen yaramızdır.
85 yıllık tarihimiz ortada, “eşit
vatandaşlığımız” sağlanmadığı sürece yaşadığımız ve yaşayacağımız
bir demokrasi müsameresinden öteye gitmedi ve gitmeyecektir!