1968 yılının Mayıs ayı, Fransa’da baharın simgesi. Üniversitede
toplanan gençlerin başlattığı “hareket”, sonrasında bütün dünyada
etkisini derinden hissettirecek gelişmelerin başlangıcı. Erkin
Koray’ın tabiriyle o gün “uzayda bir elektrik hâsıl oldu” ve bunun
sonucunda dünya sarsıldı. Öğrencilerin başlattığı gösterilere
işçilerin destek vermesi, Fransa’da “yeni” bir döneme girildiğinin
göstergesi. 1958 yılında Fransa Cumhurbaşkanı olan Charles de
Gaulle’ün 1965 yılında ikinci kez seçilmesi üzerine başlayan
tartışmaların sonucunda yapılan gösteriler, Cumhurbaşkanının
iktidarını sonlandırdı. Doğrudan değil, dolaylı: 29 Mayıs günü
Elysée sarayından helikopterle ayrılan ve Almanya’ya geçen
Cumhurbaşkanı, ertesi gün ülkeye döndü, yaptığı konuşmada
koltuğundan ayrılmayacağını ve 23 Haziran’da yeni bir seçim
yapılacağını söyledi ve gösterilerin sürmesi hâlinde olağanüstü hâl
ilan edeceğini açıkladı. Yandaşlarının sokağa dökülmesiyle birlikte
hadise farklı bir boyuta sıçradı. Polis, 16 Haziran’da Sorbonne’a
girdi, öğrencileri dağıttı ve seçimler öngörüldüğü tarihte yapıldı.
De Gaulle kazandı ancak bu mutlak bir zafer değildi: 27 Nisan
1969’da yapılan referandumda “hayır”ın galip gelmesi üzerine
görevinden ayrıldı.
Şüphesiz ’68 olaylarının tek kazanımı bu değil: Cinsel
özgürlükten feminizme uzanan bir kazanımlar silsilesi var –ki
bunlarla birlikte dünya daha da güzelleşti. Fransa’da başlayan
hareket, Türkiye’yi de etkiledi. Gençler, üniversitelerde
özgürlüğün peşine düştü, “daha güzel bir dünya” kurmak için adımlar
attı. Yazık ki 1971 yılının 12 Mart günü asker tarafından
cumhurbaşkanına sunulan muhtıra, bu güzelliği yok etti ve nice
acıların yaşanmasına sebep oldu. Muhtıra sonrasında kurulan
“tarafsız” hükümetin başına getirilen Nihat Erim, acıların faili.
Âşık Mahzuni Şerif, onun için “Erim Erim Eriyesin” şarkısını
yazmış, başbakanlığı sırasında Kızıldere’de öldürülen Mahir Çayan’a
selam çakan şu dizeyi söylemişti: “Yesin seni yılan, çayan!”
Bugün 6 Mayıs. Memlekette olan pek çok hadise var. Bunlardan
biri, Ankara Devlet Konservatuvarı'nın kuruluşu. 82 yıl önce,
1936’da eğitime başladığında, TRT İstanbul Radyosu, 9. yaşını
kutluyormuş. 1927 yılının 6 Mayıs günü, Sirkeci’deki Büyük Postane
binasının bodrum katında yayına başlayan ve bu yayını hoparlörler
aracılığıyla halka duyuran TRT, 45 yıl sonra, bir başka 6 Mayıs
sabahında, haber bültenine şu cümleyle başlıyordu: “Türk devletini
parçalamak ve komünist bir düzen kurmak için anayasayı ortadan
kaldırmak amacıyla anarşik eylemlerde bulunan Deniz Gezmiş, Yusuf
Aslan ve Hüseyin İnan haklarındaki ölüm cezaları bu sabah infaz
edildi.”
6 Mayıs 1972, bir acının tarihi. 12 Mart sonrasında Sivas’a
gitmek üzere harekete geçen Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu
kurucularından Deniz Gezmiş, yapılan bir ihbar sonucu Gemerek’te
yakalandı. Kayseri üzerinden Ankara’ya getirilen Gezmiş ve
arkadaşları Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan, 9 Ekim 1971’de biten
mahkemede, idam cezasına çarptırıldı. “Suçlular” hakkında verilen
hükmün yerine getirilmesine ilişkin 1586 sayılı kanun, 2 Mayıs’ta
TBMM tarafından kabul edildi, 5 Mayıs’ta 14178 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. İnfaz, 6 Mayıs 1972’de
(şu anda müze olarak kullanılan) Ulucanlar Cezaevi’nde
gerçekleştirildi.
TRT radyolarının ilk haber spikeri Zafer Cilasun tarafından
okunan haber, infazlara ilişkin ayrıntıyı “halka” duyuruyordu.
01.25’te başlayan, iki saat sonra tamamlanan infaz, şu cümleyle
habere aktarılmış: “Görgü tanıkları, birbirlerini görmeden sırayla
asılan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın cezalar yerine
getirilirken korku içinde bulunduklarını bildirdiler.” Oysa yaşanan
tam tersi. Devletin bıkmadan usanmadan söylediği yalanlardan biri
bu.
Zülfü Livaneli, bir yıl sonra Belçika’da yayımlanan ilk
albümünde, bu olayı anlatan bir ağıta yer verdi: “Şarkışla”.
Albüm kapağında ağıtla alakalı şu cümleye rastlıyoruz: “Bir Orta
Anadolu kasabası olan Şarkışlalı kadınların, 6 Mayıs 1972’de ordu
tarafından infaz edilen üç genç devrimci Deniz Gezmiş, Hüseyin
İnan ve Yusuf Aslan için söyledikleri ağıt.” Livaneli, “Sevdalım
Hayat” başlıklı anılar kitabında (Remzi Kitabevi, 2009), şarkıyla
karşılaşma hikâyesini şöyle anlatıyor: “12 Mart yönetimine karşı
sessiz bir direniş başlamıştı. Kulaktan kulağa fısıldanan şiirler
ve türküler bu muhalefetin özünü oluşturuyordu. Bunlardan birkaç
tanesini öğrenmiştim. Biri, Şarkışla’da bir kadının yaktığı
söylenen ağıttı. Deniz Gezmişler üzerine söylenmişti. (Sonradan bu
parçanın, müzisyen Selim Atakan'ın halasına ait olduğunu
öğrenecektim)” Selim Atakan, Yeni Türkü’nün kurucularından. Yıllar
önce Roll adına kendisiyle yaptığım bir söyleşide, konu
hakkında şunları söylemişti: “[Livaneli’nin] o dönem İsveç’te
yaptığı bir albüm vardır, ‘Şarkışla’nın falan olduğu... Onu sürekli
dinlerdim, çok etkilemişti beni. İki nedeni vardı, birincisi,
‘Şarkışla’nın sözlerini halam yazmıştı! İkincisi, asıl beni
etkileyen tarafı, kaydın çok güzel olması. Sesler, bilhassa bağlama
kayıtları muazzamdır. İcra da çok iyidir. ‘Buğdayın Türküsü’nü
yaparken o albümden çok beslendiğimi hep söylerim.”
“Şarkışla”, literatüre “anonim” olarak geçen ağıtlardan. Sözleri
şöyle: “Şarkışla’ya düşürmesin / Allah sevdiği kulunu /
Gemerek’te çevirmişler / Deniz Gezmiş’in yolunu // Gece Elmalı’da
kalmış / Hamamcı Ali’yi sormuş / Uzatmalı itin biri / Yusuf ’u
gaflette vurmuş // Yaşa Türk ordusu yaşa / Dünya şaştı böyle işe
/ Ordu madalya göndermiş / Yusuf ’u vuran çavuşa // Nolayıdım
nolayıdım / Okur yazar olayıdım / Deniz mahkemeye düşmüş /
Avukatı ben olaydım.”
Livaneli “anonim” demiş, ağıtı “Marşlarımız” albümüne alan Grup
Yorum bu bilgiyi korumuş. Konserlerinde “Şarkışla”yı seslendiren
Tülây German, bu ağıtı Mehmet Koç’tan aldığını söylüyor. Koç,
röportajlarında “Şarkışla”yı Diyarbakır Cezaevi’nde kaldığı
günlerde yazdığını ifade ediyor.
Ağıta dair dikkat çekici bilgilerden biri, Efe Kerem Sözeri’nin
21 Kasım 2014 tarihinde Bianet’te yayımlanan yazısı.
Sözeri, ağıtı Âşık Kiraz’ın yazdığını söylüyor ve şu cümleleri
kuruyor: “soL dergisinde geçen yıl yayınlanan bir yazı,
Mamak’ta yaşamış ve gecekondu hareketini örgütlemiş Hayriye Sultan
isimli bir kadını kaynak gösterirken, Şarkışlalı halkbilimci Şükrü
Günbulut bu sözleri Şarkışlalı başka bir kadın şair (annesi, bugün
hayatta değil) Mevlüde Günbulut'un yazdığını ve kendisine bir
mektupla ilettiğini belirtmiş. Şarkışla Gündüz gazetesinin
sahibi de görüşmemizde bu son kaynağı doğruladı. Benim tanışma
şansına eriştiğim Aşık Kiraz başka acılar için de demeler söylemiş,
aynı dille, aynı içtenlikle. (…) amacım sözleri sahiplenenleri
incitmek, ya da gerçek kaynağın Aşık Kiraz olduğunu iddia etmek
değil; aksine, Diyarbakır’dan Mamak’a dek birden çok kadın ve erkek
aşığın sahiplendiği bu türkünün aslında hepimizin geçmişinde
olduğunu kendimize hatırlatmak istiyorum.” Ağıtın Âşık Kiraz
versiyonunda, şu dizeler dikkat çekiyor: “Yağlı zimel yağlanıyor /
Dar ağacına bağlanıyor / Yusuf Deniz idam olmuş / Her tarafta
ağlanıyor…”
Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan, idam edildikleri gün 25
yaşındaydılar. Hüseyin İnan, onlardan iki yaş küçük. Bugün,
aramızdan alınışlarının 46. yılında onları anarken bu bilgileri
unutmayalım…
İdamlar o dönem çok ses getirdi, pek çok insan onların ardından
ağıtlar yaktı. Âşık Nesimi Çimen’den Âşık İhsani’ye uzanan
külliyat, mücadelelerini bugüne taşımaya muktedir. Uzun uzun
anlatmayayım, külliyatı irdelemeyi bir başka yazıya bırakayım ve
mevzuyu kapatmadan önce iki bilgi daha vereyim: İdamlar sırasında
hazır bulunan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının avukatı Halit Çelenk’i
yedi yıl önce bir 5 Mayıs günü kaybetmiştik. Onların hikâyesini
“Gülünün Solduğu Akşam” adlı kitabında anlatan Erdal Öz ise 2006
yılının 6 Mayıs günü aramızdan ayrıldı. Bu vesileyle, tanışma
şansına eriştiğim bu iki güzel insanı hasretle anıyorum.
Yazıyı bitirmeden dünle alakalı birkaç şey söyleyeyim… 5 Mayıs
2018, Karl Marx’ın 200. doğum günüydü. Berlin’de heykelini ziyaret
ettim, Mayıs ’68’de toplanan gençler gibi “güzel günlere dair”
inancımı perçinledim. Önümüz seçim. Atılan adımlar, bu inancı
pekiştiriyor. Hazır bahar gelmişken umudumuzu kaybetmeyelim, daha
güzel günleri göreceğimizi bir kere daha birbirimize hatırlatalım.
Buna ihtiyacımız var.
Yazıyı, güzel temennilerle bitireyim… 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a
bağlayan gece, denizlerin ermişi İlyas’la karaların ermişi Hızır’ın
buluştuğu gün. Bilinen adıyla, hıdrellez. Hıdrellezden söz eden çok
şarkı var ama anmak istediğim, coşkulu bir Kardeş Türküler şarkısı:
“Doğu” albümünde yer alan Ermenice “Haynırına”. Her hıdrellezde
bunu söylüyorum, dinliyorum; bugün de farklı olmasın. Çaputlar
hazırlanmış, dilekler belirlenmiş, çoktan gül ağacının dibine
bırakılmıştır. İyisi mi sessizce dileğimi dillendireyim, huzurdan
çekileyim: Bahar, barış dolu güzel günlerle gelsin. Böyle olursa
sonrası zaten hep bahar!