23 Haziran sonrası politik olasılıklar

Önümüzdeki yakın dönem yeni bir denge durumunun değil, eski dengenin yıkıldığı ama henüz yeni bir dengenin de inşa edilemediği (ve kolaylıkla da inşa edilemeyeceği) bir dağılma ve yeniden şekillenme dönemi olacak gibi gözükmektedir. Yalnızca iktidar bloku açısından değil tüm muhalefet güçleri açısından da…

Abone ol

Mahmut Üstün

(Her şeyin gerçekten güzel olması için…)

Tekrarlanan İstanbul seçimi 31 Mart’ta şekillenen siyasal tablonun tartışmaları gereksiz kılacak netlikte altını çizdi. 23 Haziran sonrasında Türkiye’nin sistem içi siyaset alanında önemli kırılmalara, çöküş, değişim ve yeniden şekillenişlere gebe olduğu konusunda artık hemen herkes hemfikir.

Ben önümüzdeki sürecin yeni ya da yeniden bir harmanlanma süreci olarak yaşanacağını öngörüyorum. Yalnızca sistem partileri açısından değil aynı zamanda sosyalist hareket ve Kürt siyasal hareketi bakımından da bir yeniden şekillenme sürecinin öngününde olduğumuz düşüncesindeyim.

Yerel seçimler öncesi, seçimlerin AKP-MHP blokunun gerilemesi ve muhalefet blokunun yeni bir atılım yapmasıyla sonuçlanması halinde, bu sonucun toplumsal muhalefeti boğan verili statükonun dağılması ve sistem içi siyaset alanında yeni yarıklar oluşması anlamına geleceğini belirtmiştim. Ve bu durumunda bir bütün olarak muhalefet güçlerinin hareket alanını genişleteceğini vurgulamıştım.

Önümüzdeki yakın dönem yeni bir denge durumunun değil, eski dengenin yıkıldığı ama henüz yeni bir dengenin de inşa edilemediği (ve kolaylıkla da inşa edilemeyeceği) bir dağılma ve yeniden şekillenme dönemi olacak gibi gözükmektedir. Yalnızca iktidar bloku açısından değil tüm muhalefet güçleri açısından da…

İKTİDAR BLOKUNUN İŞİ ÇOK ZOR…

AKP-MHP bloku açısından yakın dönem, içine girdikleri düşey eğilimi durdurmak açısından bir takım yeni atraksiyonların deneneceği bir dönem olacaktır. Bu atraksiyonların pek çoğu son dönemde sıklıkla rastladığımız ve hiçbiri düşüşü durduramayan, tersine hızlandıran sonuçlar üreten türden çok gürültülü ama içi boş hamleler olacaktır. Olası hamleler içinde en ciddi ve önemli sonuçlar doğuracak olan ise Kürt sorunu alanında gerçekleştirilmeye çalışılan hamlelerdir. İki yandaş yazar, Nagehan Alçı ve İlhami Işık, bu konuda bazı ilk sinyalleri yazdılar da… Fakat böylesi hamleler artık hem iktidar bloku içinde ve hem de Kürt siyasal hareketi içinde blok olarak kabul görmeyecek, her iki kesimde de ciddi iç tartışmaları, huzursuzlukları ve belki de ayrışmaları tetikleyecektir. Dahası ve çok daha büyük olasılıkla bu hamlelerin HDP’yi devre dışı bırakan yerel aşiret reislerini, Barzanici güçleri, bölgedeki dinsel oluşumları öne çıkaran ve mümkünse A. Öcalan’ı da zaman zaman sürece bir biçimde dahil etmeye çalışan hamleler olma olasılığı çok yüksektir.

'BÜYÜK GÜÇLER' NE İSTİYOR?

Öyle gözüküyor ki sistemin uluslararası ve yerli büyük güçleri ise bu yeni dengesizliği yeni bir merkez oluşturarak aşma niyetindedirler. Bunun formülasyonu ise büyük olasılıkla AKP-CHP ya da CHP-İYİ Parti ve AKP’den ayrılan yeni oluşumların odağında olduğu -duruma göre başka aktörlerin de eklenebileceği- yeni bir siyasal merkez inşa etmek olacaktır. Fakat bütün dünyada merkez siyasetinin çöktüğü Türkiye’de ise çok uzun zamandır böylesi merkez siyaset girişimlerinin hiçbir karşılık üretemediği ortadayken, bu tür bir projenin kısa vade dışında hiçbir başarı şansı olmadığı kesindir. Kaldı ki bu proje daha ilk adımda ve özellikle CHP içinde ciddi çatlaklara yol açacaktır.

Bazı sol çevrelerin gelişmeyi sadece buradan okuyarak seçim sonuçlarını “bir projenin ürünü” olarak nitelemesi ve yakın geleceği de bu projenin şekillendireceği öngörüsünde bulunmaları; politikalarını bu analiz üzerine inşa etmeleri bizce yanlıştır. Bu proje, projeyi yapanların gücünün/muktedirliğinin değil seçeneksizliğinin ve çaresizliğinin bir göstergesidir zira…

Türkiye’de verili siyasal şekilleniş ve bloklaşmanın başlangıcı Gezi Direnişi'ne dayanır. O günden bugüne az çok istikrarlı bir şekilde devam edegelen bir şekilleniştir bu. Yani büyük güçlerin iradesinin sonucu olan değil, büyük güçlerin politika ve projelerini şekillendirirken mahkûm oldukları bir tablodur önümüzdeki… Yeni oluşan siyasal denge Gezi dinamiğini kadükleştirmekten ziyade daha da serpilip gelişmesini sağlayacak türdendir. Tabii çok daha ileri bir biçimde. Zira Kürt siyasal hareketinin pozisyonu o günden bugüne bu dinamikle daha da bütünleşme istikametinde olmuştur. Ve çok daha önemlisi bu yeni denge işçi ve kamu emekçi hareketinin de çok daha etkin biçimde sahneye çıkmasını kolaylaştıracak özelliklere haizdir.

BÜYÜK GÜÇLER Mİ GEZİ DİNAMİĞİ Mİ?

Gezi dinamiğinin zayıflamak bir yana nicelik ve nitelik anlamında güçlenmesi, bu ihtimalin bugün çok daha yakın ve kuvvetli olması, yakın gelecek siyasetini şekillendirmek açısından en önemli/temel girdidir. Bu girdi aynı zamanda sosyalist siyasetin ve Kürt siyasal hareketinin de yeniden ve yeni dönemi kucaklayacak biçimde şekillenmesini zorunlu kılacaktır. Muhtemelen CHP içinde de ayrıştırıcı etkileri olacaktır ve sola doğru bir yönelişin tetikleyicisi olacaktır.

Önümüzdeki dönemi belirleyecek siyaset, emek eksenli, yeni ve şovenizmden tümden arınmış bir yurtseverlik tanımı ortaya koyabilen, Kürt sorunu ve laiklik konularında daha özgürlükçü ve eşitlikçi siyasettir. Geçmişin alışkanlık ve önyargılarından ve yenilgici psikolojiden uzaklaşabilen ve bu temel siyasi eksenler üzerinden içeriği iyice boşalmış tüm sistem partileri tabanlarına da kazanıcı biçimde seslenebilen bir siyaset, yeni dönemi de kucaklayabilecektir.

Seçimden daha da önem kazanarak çıkan Kürt siyasal hareketi açısından da hangi dinamik üzerinde yükselineceğine dair yapılan tercih belirleyici olacaktır. Zira Kürtler son seçim sonuçlarıyla sistem içi siyasette herkesin onlara el uzatır gözükmek isteyeceği kadar kritik bir önem kazanmıştır. Sistemin içi boş taktik hamleleri yerine HDP’nin stratejik bir bakışla yönünü alttan gelen dinamiklere çevirme ihtimalinin çok güçlü olduğunu da burada belirtmek gerek.

Bunun için öncelikle bugünün okumasını büyük güçlerin projeleri temelinde değil Gezi dinamiğini merkeze alarak yapmak en önemli başlangıç noktasıdır. İlk düğmenin doğru bağlanması zorunlu bir koşuldur.

Önümüzdeki süreç büyük güçlerin “sistem içi yeni merkez inşası” projeleri ile Gezi dinamiğinin bir çatışma alanı olarak şekillenecektir.

Ve nesnel analiz bize Gezi dinamiğinin çok daha diri, güçlü ve moralli olduğunu; “büyük güçler”in ise kendilerine yakışmayacak bir irade küçüklüğüyle yüz yüze olduğunu ortaya koymaktadır.