2024 başında ufuk turu

İnsanlığın ve uygarlığın tüm sorun, ikilem ve açmazlarının “esas faili” artık Kapitalist Dünya Sistemi, eş deyişle sermaye uygarlığıdır.

Abone ol

Haluk Yurtsever

Bundan böyle arada bir burada yazacağım. Sonraki yazılarda her birini ayrı ayrı ele almak üzere, bu makalede bir ufuk turu yaparak uygarlığımızın karşı karşıya olduğu altı ana sorun kümesine işaret edeceğim.

Bilinen ilk toplumlardan bu yana insani etkinliği iki kavramda özetleyebiliriz: Üretim/yeniden üretim ve yönetim! İnsan-doğa ilişkisi, insanlar arası mülkiyet/zilyetlik ilişkileri, toplumsal cinsiyet, yöneten-yönetilen ilişkileri bu iki ana etkinlik üzerinden yükselmiştir. Tümünü kesen, kuşatan bir etken olarak bilginin, bilimin ve teknolojinin üretim ve emek süreçlerindeki ağırlık derecesi, her evrede uygarlığa karakterini vermiştir.  

Yeryüzündeki tüm ekonomik etkinliklerin ileri derecede bütünleşmiş tek dünya pazarında gerçekleştiği, hiçbir insan topluluğunun sermaye birikimine, kâr için üretime dayanan kapitalist ilişkiler dışında varlık sürdüremediği bir dünyada yaşıyoruz. Toplumsal ilerleme her zaman eşitsiz olmuştur. Şimdi daha eşitsizdir. Ancak dünya tarihi artık, sözcüğün tüm anlamlarıyla bileşik ve bütünleşik bir içerik kazanmıştır. İnsanlığın ve uygarlığın tüm sorun, ikilem ve açmazlarının “esas faili” artık Kapitalist Dünya Sistemi’, eş deyişle sermaye uygarlığıdır. “Küresel Kuzey-Küresel Güney” terimleriyle anlatılan eşitsizlik ve farklılıklar azalmak bir yana artmış; sorunun “bölgesel kalkınma” ve benzeri yollardan çözüm olanağı ise kalmamıştır. Bugün insanlığın karşı karşıya olduğu tüm büyük sorunların nedeni de çözümü de küreseldir. Sınırsız kâr, rekabet, paylaşım ve hegemonya savaşları içinde etnik, dinsel, cinsel, kültürel kimlik kümeleri üzerinden paramparça edilen bir dünyada bu sorunların olumlusundan çözümü olanaksızdır.

***

Girişte belirttiğim altı ana başlığı “ekolojik”, “ekonomi politik”, “jeopolitik”, “teknolojik” “ideolojik-kültürel” ve “politik” olarak sıralıyor, bu başlıkları dokuz maddede kısaca formüle etmek istiyorum.

Bir: Ekolojik yıkım, küresel ısınma ve iklim krizi, önem ve öncelik bakımından tüm öteki sorunların önüne geçmiş durumda. Kuraklık, buzulların erimesi, deniz düzeylerinin yükselmesi, türlerin, biyo-çeşitliliğin yok edilmesi, aşırı sıcaklar, fırtınalar, seller, küresel su ve gıda kıtlığı gibi belirtiler dünyamızın canlı yaşamın devamı, doğal döngüsel yenilenme ve doğal kaynaklar açısından kritik bir eşikte olduğunu gösteriyor. 

İki: Sınırda ekonomi politik bunalım. Dünya Kapitalist Sistemi, mali ve hayali (fiktif) sermayenin devasa ölçeklerde büyüdüğü, üretimde kâr oranının düşme eğiliminin akut ve kronik hale geldiği, üretim-kâr düzeneğinin borç ve krediyle (gelecekte üretilecek artık değere el konularak) sürdürüldüğü, sınai üretimin değil, paradan para çoğaltmanın, kent ve bilgi rantının sermaye birikiminin geleceksiz dürtüsü haline geldiği bir sınır bunalımı içindedir.

Üç: Günümüz jeo-politiğini, bir yanda Çin-Rusya ile bağlaşıklarının, öteki yanda ABD ve bağlaşıklarının yer aldığı yeni bir paylaşım ve hegemonya savaşı belirliyor. Rusya-Ukrayna savaşı ve Gazze’de Filistin halkının soykırımına dönüşen çatışma da içinde olmak üzere dünyanın çeşitli coğrafyalarındaki yerel ve bölgesel çatışmalar vekâlet ve deyim yerindeyse prova savaşları biçiminde sürüyor. Ukrayna savaşı dünyayı vekil değil “asil” güçlerin yer alacağı bir savaşın eşiğine getirdi. Gazze savaşı, nükleer silahlara sahip büyük emperyalist devletler arasındaki “dehşet dengesi”nin caydırıcı bir etmen olarak varlığını sürdürmekte olduğunu, hiçbirinin en azından şimdilik doğrudan bir savaşa hazır ve istekli olmadığını gösterdi. Öte yandan, teknoloji-yoğun dev boyutlu silahlanma, enerji ve ticaret yolları üzerindeki çekişme ve dalaşmalar, Tayvan gerilimi, ABD’nin “Pasifik NATO’su” oluşturma girişimleri, Çin ve Rusya’nın altın stoklarını artırmaları vb. belirtiler yoğun bir savaş hazırlığı içinde olduklarını gösteriyor.  

Dört: Büyük devletlerin karşı karşıya geleceği yeni türden bir dünya savaşının kapitalist dünya sistemini sınırdaki bunalımdan çıkaracak bir “yaratıcı yıkım”la sonuçlanması çok düşük bir olasılıktır. Eğer çıkarsa, böyle bir savaşın kazananı olmayacak; dünya distopyaların canlandırdığı barbarlık çağlarına dönecektir. Öte yandan, bütünleşik dünya pazarında bugün, hiçbir ülke-devletin otarşik (ekonomik açıdan kendine yeten) biçimde varlığını sürdürmesi olanaklı ve olası değildir. Aralarındaki rekabetin boyutları ne olursa olsun, Çin ve ABD aynı kapitalist dünya denizinde gemi yüzdürüyorlar. ABD’nin eski FED başkanı, şimdiki hazine bakanı Janet Yellen’in, “Çin ve ABD ekonomilerinin birbirinden kopması bu iki ülkeye felâket, dünyaya istikrarsızlık getirecektir. Böyle bir riski üstlenemeyiz” mealindeki sözleri sahibinin değil, gerçeğin sesidir. Dolayısıyla paylaşım ve hegemonya kavgalarının hangi biçimler alacağını bugünden kestirmek mümkün değildir.

Beş: Aynı gelişmelerin sonucu olarak, geleneksel tanımıyla iç ve dış dinamiklerin bugüne dek hiç olmadığı kadar iç içe geçtiği bir dönemdeyiz. Üçüncü paylaşım ve hegemonya saflaşması yalnız savaş ve çatışmaları değil dünyanın her yerindeki ekonomik-siyasal gelişmeleri, “kelebek etkisi”nin çok ötesinde bir derinlik ve şiddette etkiliyor. Birçok bakımdan kararsız ve kaotik karakter taşıyan paylaşım kavgasının yol açtığı boşluklar görece küçük devlet ve devletsi aktörlerin dünya siyasetindeki özgül ağırlıklarını artırabiliyor. 

Altı: Günümüzün en çıplak, en yadsınamaz gerçeklerinden biri, insanlar arasındaki servet ve gelir farklılıklarının dünya çapında ve sistemin sürdürülebilirliğini tehdit edecek ölçüde büyümüş olmasıdır. Bu büyük yarılma, giderek ülkeler arası olmaktan çok, sınıflar arası bir karaktere bürünüyor. Öyleyse, sosyalistlerin, devrimcilerin dikkatlerini ve enerjilerini devletlerin özne olduğu ülkelerarası ilişki ve çatışmalara değil, sınıflararası mücadelelere yoğunlaştırmaları gerekiyor.  

Yedi: Günümüzde insanlığın birikimli bilimsel-teknolojik aklı ile toplumsal aklı-bilinci arasındaki mesafe iyice açılmıştır. Teknoloji tapınmacılığıyla, çözümü geriye dönüşte arayan nostaljik çaresizlik bir aradadır. Hep var olan eşitsizliklere rağmen, insanlığın bir bütün olarak daha uzun, daha iyi yaşama yönünde yol katettiği yadsınamaz. Öte yandan, bu ilerlemelerin hiçbiri teknolojik icatların otomatik sonucu olarak gerçekleşmemiştir. Tümü, artan zenginlik ve refahtan sınıf mücadelesi yoluyla “pay” alma yoluyla kazanılmıştır. Günümüz mücadelesinin konusu da tekniğin kendisi değil, varolan teknolojilerin geliştirilme ve kullanım amacını belirleyen toplumsal düzen ve mülkiyet ilişkileridir. Biyo-nano-genetik-yapay zekâ teknolojilerinin müdahalesine açık hale gelen insanın ve toplumların nereye evrileceği sorusu çağımızın başlı başına ele alınması gereken en kritik sorunlarından ve mücadele alanlarından birini oluşturuyor. Bu alanda söylenecek çok söz, tartışılacak çok başlık var.

Sekiz: “Kapitalist demokrasi”nin sonuna gelinmiştir. Kapitalizmin anayurtlarından başlayarak son iki yüz yıla damgasını vuran “siyaset”, “siyasal partiler”, “parlamento ve seçim” düzenekleri aşınıp işlevsizleşmiş, yerlerine yenileri de geliştirilemediği için siyaset dışılık (apolitizm), toplumların ve bireylerin siyasetsizleştirlmesi dalga dalga tüm toplumları içine almıştır. Gerçek erk, görünen siyaset düzenekleri dışındaki devlet aygıtlarında merkezileşmiş, ekonomik ve siyasal şiddet eşliğinde totaliter ve otoriter yönetim yöntemleri her yerde öne geçmiştir. Geleneksel siyaset toplumsal işlevini, saygınlığını, gerçeklik görünümünü, nitelikli insan öğesini yitirmiş, kapitalist siyasal alan karikatür tipteki ikonların “performans” gösterdiği traji-komik bir tiyatro sahnesine dönüşmüştür.

İnsanlığın eşitlik, özgürlük, cumhuriyet, demokrasi vb. bayraklarıyla edindiği değer ve ilerlemeleri kapitalistler bunları taşıyamıyor diye çöp sepetine atacak değiliz. Toplumsal-kurtuluşçu bir ruh vererek yeniden tanımlar, gerekirse kavramların kendisini değiştirir, eleştiri yöntemiyle içererek aşmanın yollarını buluruz.

Dokuz: İdeoloji-kültür cephesi. İnsanlığın yüzlerce yılda kazandığı evrensel değer ve normlar, hak hukuk ilkeleri içi boş sözcük kalıplarına dönüşmüştür. Toplumsal onay ve rıza üretmede ekonomik ödünlerin payı azalmakta, şiddet ve zorla birlikte ideolojik-kültürel etkinlikler, bilinç endüstrisi düzenekleri, yalanı gerçek gibi gösterme, uydurulmuş/çarpıtılmış haber üretme, psikolojik koşullama, bilinçaltlarını manipüle etme yöntemleri öne çıkmaktadır. Bunlar yığınlar üzerinde geçici, iğreti, anlık etkiler yaratmakta ancak olumlusundan kalıcı bağlanma ve aktif onay üretememektedir. 

***

Bu düzen bu koşullarda kendisini nasıl, ne yaparak sürdürüyor? Dünyayı değiştirmek isteyenler, sömürülen, ezilen emekçi çoğunluk, ilerici insanlık kapitalizmin sınırlarının bu ölçüde belirginleştiği, yeni bir topluma devrimci geçiş olanaklarının, önkoşullarının biriktiği bir dönemeçte bu köhne, haksız, acımasız, ahlâksız düzenden neden, ne yapılamadığı için kurtulamıyor?

Dönemin kritik soruları bunlardır. Bundan sonraki yazılarda bu soruları ele alıp tartışacağım. Yeni bir yılın başına denk gelen bu yazı vesilesiyle bu makaleyi okuyan herkese sağlıklı, umutlu, ışıklı yollara açılan bir yıl diliyorum.