17-25 Aralık, Rakka, kara para

CHP Milletvekili, eski Hazine Müsteşarı Faik Öztrak, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı’nın Amerika’da tutuklanmasına ilişkin, “Türkiye’nin güvenilirliği ve kredibilitesi açısından ciddi endişe yaratmıştır” dedi. Öztrak çözümün, ‘saydamlık’ olduğunu söyledi.

Abone ol

ANKARA - Halk Bankası Uluslararası Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın İran’a yönelik ABD ambargosunu delmek ve bankacılık sahtekârlığı iddialarıyla New York’ta FBI tarafından tutuklanmasının yankıları sürüyor. Amerika medyası, Halkbank’ın planladığı dolar cinsi tahvil ihracı öncesi yatırımcılarla görüşmek için New York’a giden Atilla’nın FBI tarafından bir süre takip edildiğini ve ülkeden çıkarken gözaltına alındığını yazmıştı. Atilla, çıkarıldığı mahkemede tutuklanarak Reza Zarrab(Rıza Sarraf)’ın da tutuklu bulunduğu cezaevine gönderilirken Halkbank hisseleri değer kaybetti, dolar yükseldi, borsa düştü.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, dün ABD’li mevkidaşı Rex Tillerson ile gazetecilerin sorularını yanıtlarken konuyla ilgili şunları söyledi, “Süreci başlatan şu anda görevden alınmış olan eski savcı Bharara. Rıza Sarraf dahil bu sürecin siyasi olduğunu düşünüyoruz. Savcının FETÖ ile bağları var.”

Türkiye’nin bir kamu bankasının yöneticisinin bu iddialarla tutuklanması bankacılık sektörüne olan güveni nasıl etkiler? Bu soruyu, 2001 ekonomik krizinin ardından Hazine Müsteşarlığı görevine getirilen ve ‘Türkiye’nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nın mimarlarından, CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’a sorduk. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu(BDKK) Başkan Yardımcılığı görevinde de bulunmuş olan Öztrak konuyu hem bankacılık sektörü hem de siyasi açıdan değerlendirdi ve şunları söyledi:

‘BANKACILIK SİSTEMİNE DUYULAN GÜVEN SARSILIR’

Bahsettiğimiz banka bir devlet bankası, söz konusu kişi de bu bankanın genel müdür yardımcısı. Türkiye’de özel bankaların tahsil edilemeyen alacaklarını satma hakkı vardır. Bu hak, 684 Sayılı OHAL KHK’si ile kamu bankalarına da tanındı. Bunun sorumluluğu da BDDK’ya verildi. Yani o bankalarda en küçük memurdan en yukarıdaki yöneticiye kadar devletin haberi olmadan hiç kimse hiçbir şey yapamaz.

Diğer yandan Türkiye’de bir kamu bankasının genel müdür yardımcısının ambargoyu delmekle, dolandırıcılık kapsamında bir takım işler yapmakla suçlanması ve 50 yıl mahkûmiyetle yargılanacak olması son derece önemlidir ve Türkiye’nin güvenilirliği, kredibilitesi hakkında ciddi endişe yaratmıştır. Bankacılık işi, gelir toplama, kredi verme tamamen güvene dayalı bir iştir. Bu tür sıkıntılar ciddi şekilde o bankaya ve sonra da bankacılık sistemine duyulan güveni sarsar.

'17-25 ARALIK İDDİALARI VATANDAŞLARIN VİCDANINDA AYDINLANMIŞ DEĞİL'

Gazetelerde de yer alan bir başka rivayet ise Trump’a yakın isimler olan, eski New York Belediye Başkanı Rudolph Giuliani ve eski Adalet Bakanı Michael Mukasey’in Rıza Sarraf’ın avukatı olmak için başvurduktan sonra Türkiye’ye gelerek Cumhurbaşkanı ile görüştüğü bilgisidir. Bu iddia henüz yalanlanmadı. Onun rolü olabilir mi, diye düşünmek dahi istemiyorum. Trump’ın ilk Ulusal Güvenlik Danışmanı(Michael Flynn)’na da görev karşılığında AK Parti’ye yakın bir işadamı tarafından yarım milyon dolarlık bir ödeme yapıldığı söylenmişti. Bunlar son derece ilginç iddialar.

17-25 Aralık’taki o iddialar, ambargonun delindiği, bazı bakanlara rüşvet verildiği, o bakanların bu nedenle istifa ettiği… Bütün bu iddialar vatandaşlarımızın vicdanında tam olarak aydınlanmış değil.

‘RAKKA PAZARLIĞINDA KULLANMAK İÇİN Mİ TUTUKLANDI?’

Bir başka iddia da ABD Dışişleri Bakanı buraya gelmeden önce Halkbank Genel Müdür Yardımcısının tutuklanmış olması, bu ziyaret sırasında Rakka pazarlığında bir avantaj olarak kullanılacak mı sorusudur. Hemen onun karşılığında Adil Öksüz’ün ABD Konsolosluğu’ndan telefonla arandığı iddiası geldi.

Halk Bankası’nın bu işlerde adının geçmesi, genel müdür yardımcısının orada tutuklanması bir anda kuru fırlattı. Kur 3.65 oldu, Halkbank hisselerinin değeri yüzde 15 civarında düştü. 2- 2.5 milyar Türk lirası civarında bir düşmeden bahsediliyor. Acaba bu iş, dış politikanın konusu olabilir mi, diye düşünülüyor. Bütün bunlara baktığınızda bu işin tek başına zararlara yol açtığı görülüyor.

TÜRKİYE’YE KARA PARA GİRİŞİ

Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi tablosuna baktığımızda 2002 yılına kadar, yani AK Parti iktidarına kadar, kaynağı belirsiz para girişi ve çıkışı sıfır. 2002’den 2014 yılına kadar 20 milyar dolar kaynağı belirsiz para girmiş Türkiye’ye. Sadece 2014-2016 yılları arasında yani ‘fiili başkanlık’ döneminde giren kaynağı belirsiz para ise 21 milyar dolar.

Sürekli vergi afları yapılıyor, ödeme kolaylıkları getiriliyor. Hele hele en son dışarıdan para getir de nasıl getirirseniz getir diye bir düzenleme bile yapıldı. Bankalar bu işleri yapmaktan çekindiler. Aynen bu Halk Bankası gibi uluslararası bir cezai duruma maruz kalmamak için. OHAL kapsamında yapılan bir düzenleme ile bankaları bu tür işlemleri yapmaya mecbur tuttular. Bütün bunlar Türkiye’nin kara para aklama ve yasa dışı faaliyetler konusunda ne yaptıklarıyla ilgili soru işaretleridir. Bu da çok ciddi sıkıntıdır.

Türkiye’nin, ödeyeceği dış borç ve cari açık için 200 milyar dolar para bulması lazım. Bu kötü yönetimle bu parayı bulmakta zorlanıyoruz. Bilmediğimiz bir takım kanallardan para giriyor, normal kanallardan girmiyor. Bütün bunlar önümüzdeki dönemde ani duruşlara sebep olabilir.

'HER GÜN YENİ BİR OLAYLA KARŞI KARŞIYA KALABİLİRİZ'

Bunun bankacılık sektörü üzerindeki etkileri birden bire ortaya çıkmaz ama her gün bir başka olayla karşı karşıya kalabiliriz. Eğer Türk bankacılık sektöründe ciddi sıkıntılar olduğuna inanılırsa o zaman Türk bankalarıyla yapılan işlerde gecikmeler ortaya çıkacaktır, o da başka sıkıntıları getirecektir. Umarım bu noktaya gitmemesi bakımından bir an önce kim ne yaptıysa bu ortaya çıkar, soruşturulur ve devlet gereken tedbirleri alır.

Geçen defa bunun geçiştirilmesi, üstünün Meclis’te kapatılması, bunun belirsiz olarak gündemde tutulmasına neden olmuştur. Bankacılıkla ilgili bu tür belirsizliklerde, karşı taraf işlem yapana kadar bizim ortaya çıkarıp gerçeği budur dememizde yarar vardır ama mevcut yönetim, saydamlık konusunda önemli sıkıntılarla karşı karşıyadır.

Nitekim şu anda getirmek istedikleri Ortadoğu tipi, tek adamın yönettiği parti devleti rejimi de saydamlık konusunda ve Türkiye’de ileride ortaya çıkabilecek uluslararası sorunlar konusunda karanlık unsurlar taşımaktadır. Ne yapılmak istendiğini anlamakta giderek zorlanıyorum. Bu ekonominin sonsuz dayanma gücü var zannediyorlarsa öyle değildir.