YAZARLAR

Amedspor’un kafasında bir tuhaflık var

Duygusal bir taraftar olarak, herkesi, başkan dahil, her yönetici ve çalışanı bu süreçten sorumlu tutuyorum. Bana diri ve taze bir takım armağan etmedikleri içinde sitemlerimi ifade ediyorum. 

Aslında belki de benim kafamda bir tuhaflık var; kendi tuhaflığını itiraf etme cesaretini göstermeyen herkes gibi, kendi dışımdaki şeyleri karalamaya çalışıyorum. Belki de Amedspor budur; bundan ibarettir. Benim Amedspor’a dair bildiklerim, belki de bir yanlış bilinç ve yanılsamadan ibarettir. Bilmiyorum; bildiğim tek şey ya ben tuhaf bir zihnin ürünüyüm ya da Amedspor öngörülemez serseri bir Rus ruleti. 

Her taraftar gibi takımın maç ve oyun içindeki enerjisini sevmek istiyorum; öyle ki, doksan dakika boyunca o enerji bir kara büyü gibi etrafını kuşatsın ve bana esrik bir sarhoşluk yaşatsın istiyorum. Çok şey mi istiyorum; Amedspor’un takatsiz, takavüt hallerine bakılırsa, istediğim şey bir mana da imkânsız aşk gibi. 

Mesela Halil İbrahim’e methiyeler düzemek istiyorum. Onu bir kartalın ışıltılı kanatları içinde hayal edip, herkese şenlikli bir sevinç aşıladığına kendimi ikna etmek istiyorum. Bunun bir an olacağını sanıyorum. Bir an için, içinde sıcacık duygular dans etmeye başlıyor. Top çok yakışıyor adamıma. Ama hepsi bu. Top rakibe geçtiğinde, o çıldırtan gamsızlığı, insanı onu sevdiğine pişman eden tembelliği, karaya vuran balık gibi zihnimde çırpınmaya başlıyor. O zaman da sevimsizleşiyorum. Arkadaşına, yoldaşına, kader birliği yaptığın takımdaşına nasıl bu kadar duyarsız kalabiliyor diye, başlıyorum tırnaklarımı yemeye. 

Bir insan hem bu kadar yetenekli hem de bu kadar duyarsız bir tembel olabilir mi diye, Freud’a müracaat ediyorum. Olabiliyor işte. Ahan da büyük örnek Halil İbrahim. İşte bu Halil İbrahim’ler aslında takımın enerjisini bir vantuz gibi çekip emebiliyorlar. Takımın enerjisi dağılabiliyor, takım kafası karışık şaşkın bir ördeğe dönüşebiliyor. Çünkü hem büyük beklenti hem de büyük hayal kırıklığı aynı âna sığıyor. 

Takımın enerjisi dengesizleşince, zaten çok az miktarda var olan karakter de silikleşiyor. Daha doğrusu var olan karakter bir amaçla bütünleşemediği için buharlaşıyor. Aslında burada, nesnel olarak buharlaşan teknik direktördür. Çünkü bir takımın karakteri, teknik direktöründen gelir. Teknik direktör bir amaç uğruna oyuncuları ikna ederek, onları belirli bir tarzda mücadele etmeye hazırlar. Burada en önemli veri, teknik direktörün bir fikir ve karaktere sahip olması varsayımıdır. Teknik direktör fikir ve dolayısıyla o fikrin karakterinden yoksunsa yapılacak bir şey yoktur. 

Buraya kadar yazdıklarımdan maçın faturasını Halil İbrahim ve teknik direktör Aykan Atik’e çıkardığım sanılmasın. Hayır. Kesinlikle hayır. Takım bir bütün olarak play-offlara kalmanın ne kadar önemli ve değerli olduğunu idrak etmemiş. Eğer etseydi, bunun için güç, kuvvet ve dayanıklılığa ihtiyaç olduğunu kavrar ve ona göre maça hazırlanırlardı. Ama öyle değil; takım, play-offa inanmış bir takımın zindeliğini tazeliğini taşımıyor. 

Duygusal bir taraftar olarak, herkesi, başkan dahil, her yönetici ve çalışanı bu süreçten sorumlu tutuyorum. Bana diri ve taze bir takım armağan etmedikleri içinde sitemlerimi ifade ediyorum. 

Bu yazıyı böyle bitirerek aslında bir şeyi itiraf etmiş oldum. Amedspor’da bir tuhaflık yok. Mal bu. Malzeme bu. İnanç ve amaç bu. Tuhaf olan benim. Benim hayallerim ve duygularımdır tuhaf olan. Duygularımın inciniyor olması ne Halil İbrahim'i ne de Aykan Atik’i ilgilendirir. Bu benim kişisel meselem. 

 

 

 
 

Ali Fikri Işık Kimdir?

Ali Fikri Işık, 1958 yılında Mardin’in Savur ilçesine bağlı Xeramemo köyünde doğmuştur. İlk ve ortaokulu Batman’da, liseyi ise Silvan’da okumuştur. 1978 yılında Batman'da “Sesleniş” Gazetesiyle yazın hayatına başlamış. 1985 yılında yazarlar kooperatifi olan Yazko’nun dergisi “Yazko Somut”ta, 1994 yılında “Zone News” gazetesinde, 1995 yılında haftalık dergi “Roj”da, 2010 yılında Taraf gazetesinde, 2016 yılında “BasNews ve Kurdistan24 Türkçe'de yazmıştır. Amedspor Kaos ve Direniş Amedspor kitaplarının yazarıdır.