TÜKETİCİNİN 89.6 MİLYAR TL BORCU TAKİPTE TİCARİ KREDİLERDE İSE BU RAKAM 170.3 MİLYAR TL
BDDK ve TCMB kararları kapsamında yeniden yapılandırmaya konu olan takibe düşmüş tüketici borçlarının toplam tutarı 20 Eylül’de 90 milyar TL'ye yaklaşmış bulunuyor. BDDK verilerine göre, bu tarih itibarıyla takibe düşmüş ihtiyaç kredisi borç bakiyesi 45 milyar 887 milyon 100 bin TL, aynı nitelikteki bireysel kredi kartı borç bakiyesi de 43 milyar 754 milyon 900 bin TL düzeyinde. Buna göre yeniden yapılandırma, bankaların iki kalemde toplam 89 milyar 642 milyar TL'lik bir takipteki alacağını kapsıyor. Son bir yılda takibe düşen ihtiyaç kredisi hacminin yüzde 66 oranında 18 milyar 241.6 milyon TL, bu durumdaki bireysel kredi kartı borçlarının ise yüzde 262 oranında 31 milyar 666 milyon 600 bin TL arttığı dikkati çekiyor. Buna göre, iki kalemde takibe düşen alacak miktarında son bir yıldaki artış yaklaşık 50 milyar TL. 20 Eylül itibarıyla bankacılık sektörünün takipteki toplam alacağı ise 260 milyar 521 milyon TL. Bu hacim içinde, ihtiyaç kredisinin yanı sıra konut ve taşıt kredileriyle birlikte takibe düşmüş toplam tüketici kredisi borcu 46 milyar 729 milyon 300 bin TL'ye ulaşıyor. Toplam kredi hacminde en büyük bölümü oluşturan ticari ve diğer kredilerden takibe düşen kısım ise 20 Eylül itibarıyla 170 milyar 36 milyon 900 bin TL ile takipteki toplam alacağın üçte ikisini oluşturuyor. Takibe düşmüş ticari ve diğer krediler içinde 71 milyar 341 milyon 600 bin TL'lik KOBİ kredisi, 38 milyar 811 milyon TL'lik taksitli ticari kredi, 5 milyar 885 milyon 200 bin TL'lik kurumsal kredi kartı borcu da yer alıyor. Bankacılık sektöründe takibe düşmüş alacak oranı 20 Eylül itibarıyla ihtiyaç kredilerinde yüzde 3.6, toplam tüketici kredilerinde yüzde 2.6, bireysel kredi kartı borçlarında yüzde 2.8, ticari ve diğer kredilerde yüzde 1.5 ve toplamda yüzde 1.8 düzeyinde bulunuyor. Bankaların negatif nitelikli alacaklarına ilişkin Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre, ocak-temmuz döneminde bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe düşen sayısı 784 bin, bireysel kredi borcundan dolayı takibe düşen sayısı da 642 bin düzeyinde. Aynı kişinin farklı aylarda takibe düşmüş olması dolayısıyla kayıtlar mükerrerlikten arındırıldığında, yani bu dönemde birden fazla takibe düşen kişiler sadece bir kez sayıldığında toplam kişi sayısı yedi aylık dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 51.4 artışla 1 milyon 63 bin 379 oldu.
TÜRKİYE GELİR DAĞILIMINDAKİ ADALETSİZLİKTE İLK SIRALARDA
Gelir dağılımındaki adaletsizlik salt bir ekonomik sorun olmanın ötesinde, toplumsal ve ahlakî açıdan da bir ülkenin gelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Türkiye’de yaşanan pek çok gündelik gelişmede, gelir adaletsizliğinin yansımalarını görüyoruz. Ve ne yazık ki, Türkiye bu konuda da ‘dünya liderleri’ arasında yer alıyor. Gelir dağılımında adalet seviyesi GINI katsayısıyla ölçümleniyor. Katsayı 1’e yaklaştıkça gelir adaleti bozulurken, 0’a yaklaştıkça da gelir dağılımı daha adil oluyor. Ekonomilerin büyümesinin yanında gelir dağılımının da adil olması bir ülke ekonomisinin gelişmişliğine yönelik önemli göstergelerinden biri. Türkiye’de GINI katsayısı TÜİK’in 2023 verilerine göre 0.44... Geçmiş yıllara gösteren gelirde adaletsizliğin ayrıntılarında bozulma daha net görülüyor. En zengin yüzde 10’luk kesimin en yoksul yüzde 10’luk kesime göre gelir oranlarındaki fark açılıyor. Yine en yüksek gelir elden eden yüzde 20’lik kesimin, gelirden en düşük payı alan yüzde 20’lik kesime oranında da artış söz konusu. Türkiye’nin gelir dağılımındaki adalette bozulma dünya ülkeleriyle kıyaslandığında da yüksek seyrediyor. Türkiye, Brezilya’dan sonra seçili ülkeler arasında 2021 yılında gelir dağılımının en bozuk olduğu ülke. Daha hassas bir şekilde toplumun iki ucundaki gelir farkını gösteren Palma rasyosuna göre de Türkiye, Kosta Rika’nın ardından ikinci sırada. Palma rasyosu, gelir dağılımındaki eşitsizliği GINI katsayısına alternatif olarak ölçerken, toplumun en zengin yüzde 10'luk kesiminin toplam gelirinin, en yoksul yüzde 40'lık kesiminin gelirine oranını temsil ediyor. Palma rasyosunun avantajı, özellikle gelir dağılımının uçlarındaki farklara odaklanarak eşitsizliğin toplumun çoğunluğunu nasıl etkilediğini daha net bir şekilde ortaya koyması... TÜİK verilerine bakıldığında, enflasyonla GINI katsayısının ilişkisinde de paralel bir seyir görülüyor.
KANTİN FİYATLARI ÇOCUKLARIN DA VELİLERİN DE KABUSU OLDU
Her geçen yıl, okulların öğretime başlama dönemi, ebeveynler açısından büyük bir stres kaynağı oluyor. Mesele salt eğitim harcamaları değil, aynı zamanda öğrencilerin beslenme sorunu! Ne yazık ki, pek çok çocuk bir öğünü atlamak zorunda kalıyor, çünkü ebeveynlerinin ceplerine koyabildiği harçlık, sağlıklı beslenmeyi bir yana bırakın, karınlarına doyurmaya yetmiyor. Bu yıl da kantinlere ciddi oranda zam geldi. Öğrencilerin kantine ödemesi gereken ücretlere yüzde 100 arttı. Bu yıl öğrencilerin temel beslenme için okul kantininden yapacakları harcamalar da katlandı. İstanbul Kantinciler Esnaf Odası tarafından açıklanan listeye göre, geçen seneye göre çay ve su fiyatları yüzde 100 artarken, hamburger yüzde 60, ekmek arası köfte yüzde 66, sandviç fiyatları ise yüzde 50 zamlandı. 2023- 2024 eğitim döneminde bir tabldot yemeğe 95 TL ödeyen öğrenciler bu yıl yüzde 47.3’lük artışla 140 TL’lik ödeme yapmak zorunda. Devlet okullarında öğrenciler için sadece simit, su ve ayrandan oluşan bir öğünün maliyeti 45 TL'ye ulaştı. Geçen yıl 30 TL olan kaşarlı tostun fiyatı 50 TL’ye çıkarken, poğaça, simit ve açma fiyatı 12 TL’den 20 TL’ye yükseldi. Ekmek arası köfte fiyatı 100 TL’ye çıkarken, hamburger ise okullarda 80 TL’den satılıyor. Sütün kantindeki fiyatı ise 13 TL’den 20 TL’ye çıktı. Bir öğrencinin her gün sağlıklı bir şekilde beslenebilmesi için okulda yiyeceği bir tabldot yemeğin günlük ücreti 140 TL olurken, haftalık maliyet 700 TL, aylık maliyet ise 2,800 TL’ye yükseliyor. Ortalama beş ay süren bir eğitim dönemi için kantin maliyeti 14,000TL’ye, bir senelik eğitim dönemi içinse 28,000 TL’ye çıktı ve 17,002 TL olan asgari ücreti aştı.
PİYASALAR KASIMDA DA 50 BAZ PUANLIK POLİTİKA FAİZİ İNDİRİMİNE ‘ŞARTLANIYOR’
Fed'in kasım ayında ikinci kez 50 baz puanlık bir faiz indirimi yapma olasılığı, cuma günü piyasalarda önemli bir beklenti haline geldi. Bu durum, ABD enflasyonunun Fed'in yüzde 2'lik hedefi doğrultusunda soğuduğunu gösteren hükümet raporunun ardından yatırımcılar arasında daha yüksek bir ihtimal olarak değerlendirildi. Ticaret Bakanlığı'nın raporuna göre, Fed'in hedeflediği yıllık kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi (PCE), ağustos ayında yüzde 2.2 oranında arttı. Bu oran, Fed Başkanı Jerome Powell'ın 50 baz puanlık faiz indirimi sonrasında beklediği düzeyle uyumlu. Powell, bu indirimi yavaşlayan, ancak hâlâ güçlü olan işgücü piyasasını desteklemek amacıyla yaptıklarını belirtmişti. Uzmanlara göre, Fed, kasım ayında 50 baz puanlık bir indirim daha yapmak isterse, enflasyon verileri bu konuda onlara engel oluşturmayacak. Dolayısıyla, enflasyon ne kadar hızlı soğursa, Fed nötr faiz seviyesine daha hızlı ulaşmak için daha fazla adım atabilecek. Faiz oranı vadeli işlem sözleşmeleri, kasım ayında yarım puanlık bir indirim olasılığını yüzde 54 olarak yansıtırken, çeyrek puanlık bir indirim olasılığı ise yüzde 46 seviyesinde bulunuyor. Yatırımcılar, yıl sonuna kadar politika faizinin 75 baz puan daha düşerek yüzde 4.75-yüzde 5.00 aralığından yüzde 3.00-yüzde 3.25 aralığına ineceğini öngörüyorlar. Bu seviye, Fed yetkililerinin nötr olarak gördüğü, yani borçlanma maliyetlerinin ne ekonomik büyümeyi teşvik ettiği ne de frenlediği seviyenin hemen üzerinde. Fed'in kasım ayında alacağı karar, enflasyonun ve işgücü piyasasının seyrine bağlı olarak şekillenecek ve piyasalarda yakından izlenecek.