BOY BOY HÜKÛMETE DESTEK İLANI VERENLER SANKİ ONLAR DEĞİLMİŞ GİBİ
Şimdi daha da enteresan bir örneğe gelelim... Anadolu Arslanları İşadamları Derneği'nin (ASKON) açıklamasına... Belki hatırlarsınız, cumhurbaşkanlığı referandumu ve sonrasındaki seçimlerde gazetelere boy boy ilan vererek Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklemişlerdi. Hemen her açıklamalarından böyle bir siyasi tavır içinde olmayı ihmal etmeyen bu iş dünyası örgütünden garip bir açıklama gelmekte gecikmedi! Genel Başkanı Orhan Aydın, ASKON 13. Dönem Yönetim Kurulu Çalıştayı programı soru-cevap kısmında bazı soruları yanıtlarken, "TÜSİAD Genel Kurulu’nda yapılan açıklamaları iş dünyası olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna, “Eski Türkiye dediğimiz ötekileştirmelerin yaşandığı, belirli bir zihniyetin belirli bir grubu ötekileştirdiği günlerde darbecilerle yol yürünmüş, hükümetler yıkılıp, hükümetler kurulmuş, itibar suikastlarıyla sermayeye renk biçilmiş, yeşil sermaye tanımları yapılmış, vatandaşlar 'kamusal alan' dayatmalarıyla belirli bir zihne ve şekle sokulmaya çalışılmıştır. Bu süreçlerde dün yanlış yerde duranlar yüzünden; ülkemiz travmalar yaşamış, ekonomide sebep olduğu maliyet milyar dolarları aştıkça aşmış, ülke algısı ve demokrasi üzerinde derin yaralar bırakarak Türkiye her defasında en az 10 yıl geriye götürülmüştür” diye yanıt vermiş. Aydın, TÜSİAD Genel Kurulu'nda yapılan konuşmaları eleştirip, bunun siyasilerden rol çalmak olduğunu da sözlerine eklemiş. Devamında da benzer bir üslupla birkaç bakanın tepkisine benzer cümleleri sıralıyor ASKON Başkanı... Şaka gibi, bu kadar net siyasi tavır sergileyen bir derneğin başkanı tarafından topa tutuluyor TÜSİAD, hem de siyasilerden rol çalma suçlamasıyla! Dolaylı olarak TÜSİAD’ı darbecilikle suçlamaktan da geri kalmıyor Aydın... Niyet okumadan da açıklamalarını bitirmemiş: “Bu nedenle iş dünyasının bir temsilcisi olarak bu açıklamaları kamuoyu nezdine bir çuvala koyarak seslendirmenin iyi niyet taşımadığı kanaati içerisindeyiz". Ancak, TÜSİAD’ın ekonomiye yönelik eleştirilerine ilişkin neredeyse tek bir laf yok bu açıklamalarda!
TCMB PİYASA KATILIMCILARI ANKETİ: YIL SONU ENFLASYON BEKLENTİSİ YÜZDE 28.30
TCMB’nin enflasyon beklentisini revize etmesinin ardından, TCMB Şubat ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçları açıklandı. Reel ve finansal sektör temsilcilerinden oluşan 69 katılımcının yanıtlarıyla oluşturulan ankette; enflasyon, faiz, döviz kuru ve büyüme beklentileri toplulaştırılarak değerlendirildi. Buna göre, piyasa katılımcılarının 2025 için yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 28.30, yıl sonu dolar kuru tahmini ise 42.89 TL oldu. Anket sonuçlarına göre, cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 27.05'ken, bu ay yüzde 28.30’a yükseldi. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi yüzde 25.26, 24 ay sonrası beklenti ise yüzde 17.26... Katılımcıların 12 ay sonrası enflasyon tahminlerine bakıldığında, yüzde 41.11’inin TÜFE’nin yüzde 24-26.99 aralığında gerçekleşmesini beklediği görüldü. 24 ay sonrası beklentilerde ise en yüksek oran yüzde 36.87 ile yüzde 16-18.99 aralığında şekillendi. TCMB’nin 2025 yılına dair ilk enflasyon raporuna ilişkin yaptığı sunumunda, TCMB Başkanı Fatih Karahan yıl sonu enflasyon tahmininin yükseltildiğini duyurmuştu. TCMB 2025 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 21'den yüzde 24'e yükseltirken, 2026 için yüzde 12 tahminini korumuş, 2027 için ise enflasyonun yüzde 8'e gerileyeceğini öngörmüştü. Ankette, BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan gecelik faiz oranı beklentisi bir önceki ankette yüzde 45'ken, bu ankette yüzde 44.79’a düştü. TCMB’nin bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına yönelik üç ay sonrası beklentisi ise yüzde 40.91’den yüzde 40’a geriledi. Katılımcıların yıl sonu dolar/TL kuru beklentisi, bir önceki ankette 43.03 TL’yken, bu ankette 42.89 TL’ye düştü. 12 ay sonrası dolar/TL tahmini ise 43.81 TL’den 43.96 TL’ye yükseldi. Anket sonuçlarına göre, 2025 yılı gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) büyüme beklentisi yüzde 3.1’den yüzde 3'e geriledi. 2026 yılı için büyüme tahmini ise yüzde 3.9 seviyesinde sabit kaldı. Merak ettiğim, bu kadar iyimser bir beklenti nasıl oluşabiliyor? Bir de enflasyon beklentisiyle dolar kuru beklentisine baktığınızda bir gariplik yok mu sanki?.. Dolar o seviyeye gelecekse, bunun enflasyona bir etkisi olmayacak mı? Peki ya ‘yapışkanlık’ meselesine hiç mi takılmıyor bu anketin katılımcıları?..
CARİ AÇIKTAKİ BÜYÜK DÜŞÜŞ AYNI ZAMANDA NEYİ İŞARET EDİYOR?
Cari açıkta yaşanan olağanüstü düşüş şaşırtıcı değil mi? Tabii ki genel olarak bakıldığında, uluslararası kredi kuruluşları açısından olsun, yabancı yatırımcılar için olsun bu önemli bir veri... Türkiye 2023 yılında yaklaşık 40 milyar dolar cari açık vermişti. Geçen yılki açık 9.9 milyar dolara indi ve yaklaşık 30 milyar dolarlık bir iyileşme sağlandı. Buraya kadar iyi güzel!.. Peki nasıl oldu? Cari açıkta 2023’e göre gerçekleşen yaklaşık 29.9 milyar dolarlık gerilemenin 12.1 milyar doları altın, 3.7 milyar doları da enerji ithalatındaki düşüşten kaynaklandı. Yani bu iyileşmenin yaklaşık 16 milyar doları altın ve enerji ithalatındaki azalmadan kaynaklanıyor. Alt kırılımlara baktığımızda, altın ithalatının 12.9 milyar dolar, ihracatının ise 848 milyon dolar gerilediği, böylece net azalmanın 12.1 milyar dolar olduğu dikkati çekiyor. Ekonomim.com yazarı Alaattin Aktaş’ın yazısı bu değişimi çok iyi analiz ediyor. İşte saptamaları: Cari denge 2024'te net altın ithalatı dikkate alınmasa 3.6 milyar, enerji ithalatı dikkate alınmasa 39.1 milyar fazla verecekti. Cari dengedeki fazla altın ve enerji ithalatı birlikte düşünüldüğünde 52.7 milyar doları bulacaktı. Cari işlemler dengesini özetleyip iki temel kaleme indiriyorum; dış ticaret ve diğer kalemler... Dış ticaret dışında kalan kalemlerde 2023’ten 2024’e hemen hemen hiç değişiklik yok. Bu kalemlerdeki net döviz girişindeki değişim sadece 118 milyon dolar. 2023’te 46.4 milyar olan giriş, geçen yıl 46.3 milyar dolara inmiş. Dolayısıyla, cari dengede 30 milyar dolara yaklaşan iyileşmenin hemen hemen tümü dış ticaret dengesinden kaynaklanıyor. Bu 30 milyar doların 16 milyar doları da altın ve enerji kaynaklı, geriye kalıyor 14 milyar dolar. İşte bu 14 milyar dolar da ağırlıkla hammadde ithalatındaki azalmadan kaynaklanmış. Hammadde demek üretim demek, bu veri de gösteriyor ki reel sektör ciddi bir sıkıntı içinde... Yani cari açık azalmasına azalmış, ama üretimdeki daralma pahasına!
MAKRO İHTİYATİ TEDBİRLERLE DURUMU İDARE ETME TERCİHİ
Ekonomi yönetimi politika faizinde indirime devam etme konusunda kararlı görünüyor. TCMB faiz indirimlerine erken başlamasının ve devam etme zorunda kalmasının enflasyon üzerindeki olumsuz sonuçlarını dizginleyebilmek için makro ihtiyati tedbirlere başvuruyor. İşte bunlardan biri daha... Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), ihtiyaç kredisi limitlerinde değişikliğe gitti. Kurulun 13 Şubat 2025 tarihli ve 11152 sayılı kararıyla 9 Haziran 2022 tarihli 10222 sayılı karar kapsamında belirlenen tüketici kredilerine ilişkin vade sınırlamaları makroekonomik koşullar göz önünde bulundurularak güncellendi. Yeni düzenlemeye göre, ihtiyaç kredilerinde vade süreleri kredi tutarına göre şu şekilde belirlendi: 125 bin TL ve altındaki ihtiyaç kredileri için 36 ay vade, 125 bin TL-250 bin TL arasındaki ihtiyaç kredileri için 24 ay vade, 250 bin TL üzerindeki ihtiyaç kredileri için 12 ay vade... BDDK, yapılan değişikliğin finansal istikrarın korunması amacıyla atılan makro ihtiyati adımların bir parçası olduğunu vurguladı. Değişikliğin ardından örnek olarak; daha önce 36 ay vadeye kadar 50 bin altı ihtiyaç kredisi kullanılırken, şimdi 125 bin TL kredi kullanılabilecek. Kredi borcu yapılandırmalarda da aynı sınırlar, aynı vadeler çerçevesinde geçerli olacak. BDDK, ihtiyaç kredisi vadelerine ilişkin önceki düzenlemeyi Haziran 2022'de yapmıştı. O dönemde belirlenen vade sınırları, özellikle yüksek enflasyon döneminde kredi piyasasını dengelemek amacıyla uygulanmıştı. Yeni düzenleme, güncel makroekonomik veriler ışığında, ihtiyaç kredisi piyasasında daha sağlıklı bir kredi büyümesi sağlamayı hedefliyor. Bir kez daha tekrarlamakta fayda var, makro ihtiyati tedbirlerin tabii ki etkisi küçümsenemez, ancak hiçbir makro ihtiyati tedbirin enflasyonla mücadelede politika faizi kadar etkin olmadığı da aşikar.