Ali Ergül Cannes Film Festivali'nden ödülle döndü: Bir tepki yaratmak istiyorum

Yönetmen Ali Ergül'ün kot kumlama işçilerinin yaşadıklarını anlattığı belgeseli "Şeva Xîzê" (Kumun Gecesi), Cannes World Film Festivali'nde 'En İyi Sosyal İçerikli Film Ödülü'nü aldı. Belgeselin asıl karakterlerinden biri olan Ramazan Aydar'ın kot kumlamadan dolayı yakalandığı Silikozis hastalığı nedeniyle çekimlerden sonra vefat ettiğini söyleyen Ergül, "Dünya kamuoyuna duyurmak ve bir tepki yaratmak istiyorum" dedi.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Yönetmen Ali Ergül'ün, kumla kot beyazlatma atölyelerinde ölümcül silikozis hastalığına yakalanan işçilerin hikâyelerine odaklandığı "Şeva Xîzê" (Kumun Gecesi) adlı belgeseli, Cannes World Film Festivali’nde 'En İyi Sosyal İçerikli Film Ödülü'nü aldı. Kot kumlama atölyelerinde çalışan işçilerin yaşadıklarını konu edinen belgeselin yayımlanmasının ardından silikozis hastalığı tekrar gündeme geldi.

1980'li yılların sonları ile 2009 yılına kadar İstanbul'da binlerce işçi kot kumlama atölyelerinde çalıştı. Bu atölyelerde çalışan işçiler tedavisi olmayan Silikozis hastalığına yakalandı. "Şeva Xîzê" (Kumun Gecesi) belgeseli, yaşanan hak ihlallerinin hikâyesinin peşinden gidiyor. 

Yönetmen Ali Ergül

'BİR TEPKİ YARATMAK İSTİYORUM'

Kot kumlama atölyelerinin, 1990'ların sonlarına kadar yoksul mahallelerde merdiven altı atölyeler olarak yaygın olduğunu söyleyen Ergül, dünyada ilk kez tekstil alanında Türkiye'de kot kumlama atölyelerinde çalışan işçilerden Kenan Temiz’in, 2004’te hayatını kaybetmesiyle kayıtlara geçtiğine dikkat çekti.

“Bu ölümden sonra 2009'un sonlarına kadar ciddi bir mücadele yükseldi” diyen Ergül sözlerine şöyle devam etti: “O mücadeleden sonra Türkiye'de kum ile beyazlatma yasaklandı. Burada bir kazanım sağlanıyor. Ben bunu dünya kamuoyuna duyurmak ve bir tepki yaratmak istiyorum. Bir çalışmanın karşılığını bulması açısından kıymetli bir ödül. Tekrar silikozisin konuşulmasını istiyorum. Aralık 2020'de Berlin'de bir ödül almıştık. O zaman da bu hastalık konuşulmaya başladı. Belgeseli çektiğimiz dönemde birçok uluslararası sendikayla temas kurduk. 1 Mayıs 2020 tarihinde online olarak yapılan kutlamalarda belgesel izlendi. Ama beklediğimiz sonucu alamadık. 2019'da Meclis'e soru önergeleri verildi. O soru önergelerine herhangi bir cevap verilmedi. Belgesel, önümüzdeki aylarda İspanya ve farklı ülkelerde de gösterime girecek.”

'BELGESELLER ADI KONMAMIŞ BİR AMBARGO İLE KARŞILAŞIYOR'

Bugüne kadar 3 bağımsız film çektiğini ancak Türkiye'deki festivallerde çok yer alamadığını belirten Ergül, şunları söyledi: “Filmler uluslararası alanda gösterime giriyor. Türkiye'deki etkisi şu: Politik bir söylem var. Benim derdim bir belgesel yapmak ya da klasik bir yönetmen olmak değil. Klişelerden de uzak duruyorum. Biraz bunun etkisi var. Belgeseller iktidara bir eleştiri getirdiği için adı konulmamış bir ambargo ile karşılanıyor. Bir diğer konu ise belgesel dilinin Kürtçe olması... Özellikle belgesel kategorisi için genellikle Kürt coğrafyasından filmler ödül alıyor. O filmlere baktığımız zaman Kürt toplumunu aslında çok güzeller, çok iyiler gibi oryantalist bir dille anlatan yapımlar oluyor. Ama bu kurullara, özellikle koruculaştırma politikasından dolayı 'Kürt gençlerini İstanbul'a getirdiniz ve İstanbul'un varoşlarında onları öldürdünüz' diyorsunuz.

'BURADA ÖLÜME TERK ETTİNİZ'

Özellikle 'Kumun Gecesi' için söylüyorum. Burada ölüme terk ettiniz. Kimisi burada öldü, biraz şanslı olanlar kendi topraklarına gidip ölümü bekliyor. Bir ay önce belgeselin asıl çerçevesini oluşturan Bingöl Karlıova'daki bir Silikozis hastası öldü. Bir köyde 100'ü aşkın hasta var. Makineye bağlı 15 insan var. Kürdü oryantalist bir biçimde değil de bu şekilde gösterdiğinizde şaşırıyorlar. Rahatsız oluyorlar.”

BİR KÖYDE ONLARCA KİŞİ ÖLMEK ÜZERE...

Mehmet Birkay silikozise yakalanan işçilerden yalnızca bir tanesi... Birkay, “Geçen yıl Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan hocaya gittim. Bana Silikozis başlamış ve ilerlemiş dedi. Şu anda ağır ağır ilerliyor. Solunum cihazına bağlı değilim ama bağlı olan arkadaşlarımız var. 25 gün önce Ercan Akyürek vefat etti. 2004'te de Ercan'ın kardeşi vefat etmişti bu hastalıktan. Kuzenim Ramazan Aydar da belgeselden sonra öldü. 100'ü aşkın kişi bu hastalığa yakalanmış. Maaş alan az insan var. Çünkü yasa bir defaya mahsus çıktı. Göz boyamak için 3 ay içerisinde yüzde 15 iş kaybı olanlara maaş bağlanacak dediler. Bu hastalık sürekli ilerleyen bir hastalık. Biz de tespit edildiğinde maaş bağlansın diyoruz” dedi.

Belgeselin asıl karakterlerinden biri olan Ramazan Aydar, kot kumlamadan dolayı yakalandığı silikozis hastalığı nedeniyle çekimlerden sonra vefat etti. 

'AĞIR AĞIR ÖLDÜRÜYOR'

Yaklaşık 7 yıldır çalışamadığını söyleyen Birkay, şöyle devam etti:

“İki gün önce Erdal arkadaşımızı gördüm. Mezardan çıkarılan mumya gibi olmuş. Gözlerinin etrafı mosmor olmuş. Ağzı açık. Zor nefes alıyor. Çok zor bir hastalık. Ağır ağır öldürüyor. Ben 1999 ve 2004 yılları arasında belli aralıklarla toplamda 2 yıl çalıştım. Fakat 8 ay çalışan, 6 ay çalışan gençler de öldü. Ben 38 yaşımda KOAH oldum. Doktorlar hayret etti. Kullanılan o toz, hastalığı erkene çekiyor. Bırakın üçüncü dünya ülkelerini, dünyanın en geri ülkesinde bile böyle bir şey yoktur. Bizim köydeki insanların durumu iyiydi. Ama 1993'te bizim köy korucu olduktan sonra herkes hayvanını sattı. Hayvanlar da para etmiyordu. Çalışmak zorunda kaldılar. İstanbul'a gidince yatacak yer yoktu. Köyün de korucu olması nedeniyle insanlar çekiniyordu. Her yerde çalışamıyordu. 70-80 kişi korucu oldu ama diğer insanların bir günahı yoktu. Fakat aynı köyde oldukları için birbirlerinin yanına gitmek zorundalardı. Kot kumlama atölyelerinde iyi maaş veriyorlardı. Herkes oraya gitti. Çalıştığımız yerde yatıyorduk, yemek yiyorduk. Bazen uyandığımız zaman bir parmaktan fazla toz oluyordu yataklarımızın üzerinde. 2 yıl çalıştım yoksa ben zaten çoktan ölmüştüm. Ne kadar erken yaşta geldilerse o kadar erken öldüler. Benim dayımın oğlunun parmakları nefes darlığından dolayı simsiyah oldu. Buradaki hastalar ayda 10 kere hastaneye gitmek zorunda kalıyorlar. Meslek hastası olarak kabul edilmesi gerekiyor.”

'TEDAVİSİ YOK, ÖLÜMLE SONUÇLANIYOR'

Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, Türkiye'de kot kumlamadan dolayı Silikozis hastalığına yakalananların sayısının 5 bin civarında olduğuna dikkat çekiyor. Silikozis hastalığının tedavisi olmadığının altını çizen Kılıçaslan, şunları söyledi:

“Sadece son yıllarda bazı konularda araştırmalar var. Benim içinde yer aldığım çalışmada, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde romatizma diye bilinen hastalıkta kullanılan ilaçlardan birisinin bu hastalık üzerinde etkili olabileceğine dair bir öngörüydü. Yurt dışında o ilacın hastalığın ilerlemesinin yavaşlattığıyla ilgili bir öngörü vardı. Hastalığı yok etmiyor. Bu konuda araştırmalar yürütülüyor. Kot kumlama yasaklandı ama eskiden bu işte çalışmış olanlar kontrole geliyor, durumları giderek ağırlaşıyor. Teşhis konulduktan sonra yaşam süresi 1-2 yıldan 20-30 yıla kadar sürebilir. Hastalığın ağırlığına göre, çok değişken.”

HASTALIĞIN HIZLA İLERLEMESİ NASIL ÖNLENİR?

“Tedavisi yok ama hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak çok önemlidir” diyen Kılıçaslan şu önerilerde bulundu:

“Eğer sık sık iltihaplar geçiriyorsa, bronşit ve zatürre oluyorsa hastalığı ilerler. Sigara içiyorsa hastalığı ilerler. Yine eğer tüberküloz hastalığı, verem hastalığı olursa, daha hızlı ilerleyebilir. Verem hastalığından korunması lazım. Koruyucu ilaçlara bağlı testler yapılmalı. Hastaların grip ve zatürre aşısı olması lazım. Tozlu yerlerde çalışmamaları lazım. Bu önlemler alınırsa, hastalar daha uzun yaşarlar.

'YENİ BİR MÜCADELE BAŞLATILABİLİR'

Silikozis hastalığına yakalananlar, 25 Şubat 2011 tarihi ile 25 Mayıs 2011 tarihleri arasında başvuruda bulunarak meslek hastalığı yasasından yararlanabiliyordu. 5 binin üzerinde olduğu düşünülen hastadan sadece 600'ü başvurabildi. 2012'de BDP'nin Bingöl Milletvekili olan İdris Baluken, 2012'de TBMM'ye bir kanun teklifi sunarak 3 aylık sürenin yetersiz olduğunu belirttti.

Kılıçaslan, kanunun çıkması için verilen mücadeleyi şöyle anlattı: “Birçok insan başvuramadı. Başvurmak istemeyenler de oldu. Şöyle: Hiçbir şikayetiniz yok. Ama diyelim ki siz 3 bin TL maaş aldığınız bir işte çalışıyorsunuz. Başvursanız ne olacak? Teşhis konduğu zaman bağlanacak maaş bundan çok daha düşük. Ve bir daha da iş bulmanız mümkün değil. Onun için bazı insanlar başvurmadılar. İşsiz kaldıkları zaman geldiler, başvurdular ama artık yapacak bir şey yoktu. Normalde bu özel yasadan değil de, SSK'dan yararlanabilirlerdi fakat işçi olmalarını ispatlamaları gerekiyor. Bunun içinde sigorta şahitleri gerekiyor. Bir defa iş yerleri kapanmış. Sigortasız, işveren ortada yok. Normalde almaları gereken tazminatları alamadılar. Aslında bu işçilerin çok daha büyük tazminat hakları vardı. Biz sadece kayıt dışı çalışmış ve hiçbir kayıtla ispatlayamadığımız işçiler için özel bir kanun çıkartarak özürlüler yasasından bir maaş bağlatabildik. Çok düşük bir maaş. Biz o eylemleri özel bir yasa çıksın diye yaptık. Engelli maaşı, engelli kişi öldüğü zaman yakınlarına ödemeye devam etmez. Ama burada o mücadelede verildi ve bir artısı oldu. Bu arkadaşlarımız vefat edince yakınlarına da maaşı devam ediyor" dedi.

Kılıçaslan sözlerine şöyle devam etti: "Yeni bir mücadele sonucu yeni bir yasa çıkartılması lazım. 'Ben de Silikozis hastasıyım, kot kumlama atölyelerinde çalıştım, o zaman başvuramamıştım. Böyle bir hastalığım var' diye böyle bir süreç başlatılabilir. Ben böyle bir grup oluşturmaya çalıştım ama sınırlı sayıda arkadaş bulabildim. Tabii devlet tarafı da, başka iş kollarında çalışıp Silikozis olmuş olanlar da bu gruba girmek için böyle yapabilirler diyebilir. Olsun. O insanlar da sigortasız çalışmaz, çalışmışlarsa ve Silikozis olmuşlarsa onların da hakkı var. Silikozis hastalığı işçiler dışında kimseden oluşmaz. Sigortasız çalışanlar haklarından yararlanamıyor. Onlar da başvursunlar. Aslında devletin bu çağrıyı yapması lazım. Devletin görevi bence.”