Alevler Türkiye’deki yönetim krizini iyice belirginleştirdi

İlk önce Paris İklim Sözleşmesini onaylayalım ve yetersiz de olsa, sözleşmenin hükümlerine uygun davranalım.

Google Haberlere Abone ol

Batı Akdeniz sahil şeridindeki ormanlarımız, cennet koylarımız, köy ve kasabalarımız günlerdir alev alev yanıyor. Alevler Ege, İç Batı Anadolu ve Doğu Akdeniz bölgesine de sıçramaya başladı. Her yaştan yöre halkının, gönüllülerin, belediyelerin, orman teşkilatının çırpınışları etkili olmuyor.

İnsanlarımızı, evcil ve yabani hayvanlarımızı, arılarımızı, börtü-böceğimizi ormanlarımızla beraber alevlerin içinde yitirirken, her şeye siyasi beka ve rant prizmasından bakan iktidarın yangını söndürmek için ne yeterli bir hazırlığının, ne gücünün, ne de kararlılığının bulunmadığını gördük. Türkiye tek adam rejimine geçeli beri ciddi bir yönetim kriziyle karşı karşıya. Yangın bu yönetememezlik halini iyice belirginleşti.

Bu yazıyı kaleme alırken baktığım ufuk çizgisi günlerdir dumanların etkisiyle gri bir renkle kaplı. Sadece ufuk çizgisi değil, yüreklerimiz de yanmaktan karardı. Daha kısa süre önce Marmara Denizi müsilaj denilen deniz salyasına teslim olmuştu. Sonra Doğu Karadeniz bölgesini sel felaketi vurdu. Şimdi de bu yangın. Bir çevre felaketi bitmeden diğeri başlıyor.

THK BALTALANMIŞ

Cumhurun reisi halka otobüsten çay atarak yangın ortamında taraftarını memnun etmeye çalışıyor. Reisin konvoyuna yol açmak için yardım araçları yollarda polis tarafından durdurulurken, alevler iyice büyüyor. Buna karşılık yangına müdahale edecek yeterli hava aracı mevcut değil. Atatürk’ün kurdurduğu Cumhuriyetle yaşıt THK’nın içi kayyım tarafından boşaltılarak işlevsiz hale getirilmiş. Cumhuriyetle hesaplaşma sivil havacılık kurumunun baltalanmasına kadar varmış. THK’nın elindeki yangın söndürme uçakları hangarlarda çürümeye terk edilmiş. Uçakları uçurmak için dört milyon dolar sözde bulunamazken, Somali’ye otuz milyon dolar hibe yardımı kararı Resmi Gazete'de ilan ediliyor. Çok geçmeden, Somali'ye verilecek hibenin aslında bu ülkede liman işleten yandaş bir şirkete transfer edileceği anlaşılıyor. Güneşin altında hiçbir şey gizli kalmıyor.

Önemleri ve ağırlıkları saraydan menkul bakanlar, helikopterlerle bölgede gezerken, uçakların yanı sıra elde yangın söndürecek yeterli sayıda helikopter olmaması da acı bir durum.

YANGIN ÇEVRE SORUNLARINDAN KAYNAKLANIYOR

Yangınlar; sel felaketleri gibi, rant uğruna doğayı tahrip eden kötü yönetimlerin ve global ısınmanın yarattığı sorunlar. Türkiye’de iktidarlar çevre sorunlarına hep duyarsız kaldılar. Halkın bu konudaki duyarlılığı çok daha yüksek. Gün geçmiyor ki bir köy halkı derelerini, ormanlarını yok edecek bir HES veya maden projesine jandarma-polis baskısına rağmen direnmesin.

Güneş zengini Türkiye’de güneş enerjisinden yararlanma oranı hâlâ çok düşük seviyelerde. Türkiye’nin enerji açığı doğayı katleden HES’lerle ve artık dünyada terk edilmeye başlanan çevre düşmanı termik santrallerle kapatılmaya çalışılıyor. Çünkü yandaşa buralardan daha kolay rant çıkıyor.

Nükleer enerji seçeneği ise tam bir korku senaryosu.

PARİS İKLİM SÖZLEŞMESİ HÂLÂ ONAYLANMADI

Çok yazıldı ama, belirtmeden edemeyeceğim, Türkiye BM Paris İklim Değişikliği Sözleşmesini onaylamayan çok az sayıda ülkeden biri ve G20 içindeki yegâne üye ülke. İçinde yer aldığımız, sözleşmeyi onaylamayan ülkeler tam bir utanç listesi. Çevre konuları hiçbir zaman siyasi otoritenin öncelikleri arasında yer almamıştı ama, bugünkü kadar da rant kaygılarıyla bu kadar önemsizleştirilmemişti. Çevre konularının şehircilik meseleleriyle birleştirilerek aynı bakanlığa bağlayan başka ülke var mı, bilmiyorum ama iktidarın global ısınma diye bir sorunu olmadığı aşikâr. İktidarın esas gündemi her kenti TOKİ çirkinlikleriyle doldurmak.

BAKANLARIN GÜNDEMİ

Çevre Bakanının önceliği inşaata ve “kupon arsa” sağlamaya verdiğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Yangında da değişen bir şey olmadı. Çevre Bakanı yangın felaketzedelerine kredili TOKİ evi müjdesi vererek tarihi misyonunu hakkıyla yerine getirdi.

Antalyalı Dışişleri Bakanı ise daha yangının başında kamuoyuna yardım için IBAN numarası verileceğini duyurarak vizyonunu ortaya koydu. IBAN’la para toplanacaksa o zaman verdiğimiz vergiler nereye gidiyor? Sarayın talimatlarını yerine getirmekten başka bir fonksiyonu olmayan Dışişleri Bakanlığı eskiden olsa uluslararası destek ve işbirliği için gereken girişimleri talimat almadan başlatırdı. Şimdi eli kolu bağlı, sarayın talimatını bekliyor.

Tarımın içinde bulunduğu içler acısı hal nedeniyle kendi siyasi cenahında dahi eleştirilerin odağında yer alan Tarım ve Orman Bakanı, başta yangın söndürme uçakları ve helikopterleri olmak üzere, orman yangınlarına karşı mücadele için gereken hazırlığın yapılmaması ve bakanlığının zaafları nedeniyle uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek.

MEHMETÇİK NİÇİN SAHADA DEĞİL?

Eski Türkiye’de bu tür büyük felaketlerde Mehmetçik göreve çağrılırdı. Bu kez çok istisnai durumlar dışında ordu kışlasından çıkmadı. HES ve maden ocaklarını yerel halka karşı sert önlemlerle koruyan, çevrecilere göz açtırmayan jandarma, orman köylülerini alevlerin karşısında yalnız bıraktı.

Türkiye’de askerin sicili hepimizin malumu, savunacak değiliz elbette. Ancak 15 Temmuz’un yarattığı olumsuz psikoloji askerin büyük felaketler karşısında halkın yardımına koşmasına engel olmamalıydı. Askerin bu konuda eğitimli olmadığı veya elinde gereken teçhizatın bulunmadığı argümanı doğru değil. Türkiye’de ordu her müttefik ülkede olduğu gibi NATO kurallarına göre faaliyet gösterir. NATO ordularından, savunma amaçlı savaş görevlerinin yanı sıra, sivil olağanüstü hâl şartları konusunda da hazırlıklı (civil emergency planning) olmaları beklenir. Bunların tatbikatları yapılır, raporları alınır. Sivil olağanüstü hâl planlamasının önemli bir kısmı kuşkusuz savaş nedeniyle oluşabilecek şartlarla ilgili. Ancak, NATO orduları savaş dışında afetlere karşı da hazırlık yaparlar. Her NATO ordusunun elinde gereken eğitimli personelin ve teçhizatın bulunması ve sivil otoriteyle gereken eşgüdüm içinde hazırlık yapması kuraldır. Alman ordusu da, İspanyol ordusu da, İngiliz ordusu da olağanüstü hallerde göreve çağrılır. Kamuoyları böylesi görevleri yadırgamazlar. Kural askerin sivil otoritenin talimatları ve eşgüdümü doğrultusunda hareket etmesidir. Türkiye’de iktidarın askere mevcut yangın şartlarında siyasi endişelerle olağanüstü hâl görevleri vermeye istekli olmaması, yangınla mücadelede önemli bir zaaf yaratmıştır.

YANGIN YENİ RANT KAPILARI AÇMASIN

Esas işi turizm olan, turizm şirketi sahibi Kültür ve Turizm Bakanı da yangınla mücadelede kendini gösterdi. Herhalde görevi yangın nedeniyle turizm işletmelerinin olumsuz yönde etkilenmesinin önlenmesiydi. Yanan canım koylarda yeni turizm alanları belirlemek gibi bir niyetinin olmadığını umalım.

Ancak muhalefet partisi liderlerinin yanan orman bölgelerine çivi çakılmaması konusunda uyarılarda bulunmaları, bu konuda kamuoyu içindeki endişelerin boş olmadığını çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Huylu huyundan vaz geçmez. Her gün binlerce aracın önünden geçtiği Bodrum Güvercinlik’teki Pina yarımadasında bulunan oteller, 2011’de çıka(rıla)n bir yangından sonra, oranın yeniden yeşillendirileceğine dair verilen onca söze rağmen göz göre göre inşa edildi. Ne hikmetse ilk orman yangını aynı tesislerin çevresinde çıktı ve tesislerin hemen yanında durarak yeni inşaatlar için çok elverişli bir alan açıldı. Umalım bu tesisler yanan alanlara doğru genişlemezler. Duyarlı çevrelerin bu konuda çok uyanık olmaları lazım.

SİLAHLI GURUPLAR İŞ BAŞINDA

İran sınırından akın akın genç Afgan erkeklerinin Türkiye’ye girişi devam ederken, Konya’da daha önce ırkçı saldırılara uğramış bir Kürt ailesinin yedi ferdi kurşuna dizilirken, Antalya’da bir genç kız gözü dönmüş bir katil tarafından hunharca katledilirken, İçişleri Bakanı da yangın söndürme faaliyetlerinin koordinasyonunda görev aldı. İçişleri Bakanının yangın söndürmede ne kadar etkili bir liderlik yaptığını bilemiyoruz ama, bakan yanan beldeleri gezerken, yangını fırsat bilen silahlı grupların bölücü teröristlerin yangın çıkartmasına engel olma gerekçesiyle yol kesmesine, kimlik kontrolü yapmasına ve terör havası estirmesine engel olunmadı. Kolluk güçleri bir televizyon kanalının canlı yayınının basılmasını da durdurmadı.

Bunlar Türkiye’nin birliği, dirliği ve yaklaşan seçimlerin güvenliği için iyi alametler değil.

Muğla ve Antalya yangınlarında sabotaj şüphesi duyanların sayısı hayli çok. "Bölücü teröristler yaptı, Afgan mülteciler yaptı" şeklinde spekülasyonlar dolanıyor. Yangınların insan kaynaklı olduğunda şüphe yok. Ama bahsettiğimiz insan unsuru münferit değil, global bir olgu. Türkiye’deki gelişmelerden başımızı biraz kaldırıp dış dünyaya baktığımızda, aşırı sıcaklardan ve kuru havadan dolayı başta komşumuz Yunanistan olmak üzere, İtalya ve Akdeniz çevresindeki birçok ülkede bu yıl orman yangınlarının olağanüstü şekilde arttığını görüyoruz. Yunanistan’da alevler Atina’yı tehdit etmeye başladı.

Oralarda bölücü teröristler ve akın akın gelen Afgan mülteciler yok. Geçen yıl ise Avustralya ve Kaliforniya alev alev yanıyordu. Yaklaşan tehdit çok büyük. İnsanlık tehdit altında. Başımıza gelenlerden atmosferin ısınmasına sebep olan tüm ülkeler sorumlu.

SORUN GLOBAL, ÇÖZÜM GLOBAL

Gerekli önlemler global düzeyde alınmazsa, bundan sonraki yıllarda çok daha vahim sorunlarla karşılaşacağız. Ormanlarımızı, derelerimizi, su kaynaklarımızı rant uğruna tahrip etmekten kaçınmak yapabileceklerimizin asgarisi. Bu konuda ciddi bir silkelenmeye ihtiyacımız var. Atılacak her adımı dünya ile inatlaşmadan, devletler ailesinin sorumlu bir ferdi olarak atmamız lazım. İlk önce Paris İklim Sözleşmesini onaylayalım ve yetersiz de olsa, sözleşmenin hükümlerine uygun davranalım.

*Emekli Büyükelçi