Adalar’ın atlarına ne oldu?

Fayton karşıtı kampanyalar, faytondan sonra atlara ne olacağını sormadı, atlara kötü muamele edenlere ceza kesilmesini talep etmedi. Atlarla ilgili denetim görevlerini yerine getirmeyenler hesap vermediler. Hayvanseverlerin tepkisi özellikle yanlış yönlendirildi. Fayton bitince atların iyi olacağı algısı yaratıldı, böylece insanların atların akıbetini takip etmemesi sağlandı.

Google Haberlere Abone ol

Zafer Kıraç* kiraczafer@yandex.com

Hayvan hakları; insan hakları savunucularının görmezden geleceği ya da mesafeli duracağı bir konu değildir. Gazete Duvar’da insan hakları alanında özellikle de hapishaneler, ruh sağlığı hastaneleri gibi kapalı kurumlarda neler yaşanıyor, onları yazıyorum her hafta. 

Hayvan haklarını insan haklarından ayrı düşünmemeye çalışıyorum uzun süredir. 15 yıldır Fısırcan isimli bir kediyle yaşıyorum. Altı yıldır hayvan yemiyorum, iki yıldır da işkence altında üretilen hiçbir hayvansal ürünü yani peyniri, yoğurdu, yumurtayı tüketmeyen biriyim.

Bu hafta ve sonraki hafta yazılarımda insan hakları ve hayvan hakları alanında yaşanan çatışmaları, tartışmaları İstanbul Adalarda Atların yaşadığı serüveni merkezde tutmaya dikkat ederek yazmaya çalışacağım. 

Hayvan haklarını savunmak için kurduğumuz ama insanı aşağılayan cümleleri, ya da hayvanların yenebileceğini savunan insan hakları savunuculuğunu ya da kedilere köpeklere yapılanlara daha çok üzülüyorsunuz diye kıyaslama yaparak eleştiren insan hakları savunucularını biliyoruz. Zor bir konu bu, çünkü insan türcü bir yerden bakmamayı beceremiyor.

Bu arada yaklaşık 6 ay kadar bir hayvan barınağında gönüllü bakım vermişliğim de var.

Öncelikle birkaç not ve şaşırtıcı benzerlikler: Hayvan barınakları toplumdan izole alanlara YAPILIYOR. 

Son 15 yıldır yapılan kampüs hapishanelerini, Silivri hapishanesini düşünmenizi isterim. İnsanlardan uzak, ulaşımı zor alanlara yapılıyor. Aile ve avukat görüşü ya da sivil toplumun etkinlik yapması bilinçli bir şekilde zorlaştırılıyor.

Belediyeler de hayvanları insanlardan uzaklaştırarak soruna çözüm arıyorlar, herhangi bir şehrin ortasında olabildiğince iyi yapılmış bir barınak bulamazsınız, göremezsiniz.

Bütün kapalı kurumlarda olduğu gibi barınaklarda da personel az ve işini sevmiyor, tükenmişlik içindeler.

Barınaklar da hapishaneler gibi gözden ırak olmalılar. Gönlümüzden de çıkarlar bu şekilde. Görmüyorsak yokturlar. 

Bulundukları barınak denen hapishanelerde ne durumdalar bilmeye çok gerek yoktur.

Belediyeler bütün sunumlarında hapishane barınakları yani hayvan hapishanelerini süslerler, allarlar pullarlar, çok büyük bir hizmet yapıyorlarmış gibi sunarlar. Oysa arkasında korkunç kötü muameleler ve işkenceler, büyük zalimlikler saklıdır.

Gelelim Adalar’ın atlarına...

Yıllarca çalıştılar, ağır işçilik yaptılar faytona koşuldular. Öldüler...

Hasta oldular, Ruam dendi, salgın dendi öldüler...

Ruam tek tırnaklı hayvanlar dediğimiz hayvanlarda görülen yani at, katır, eşek gibi hayvanlarda görülen bulaşıcı ve bir hastalıktır.

Beton zeminli bir yere hapsedildiler… Öldüler

Adalar’ın atları hapse mahkum oldular...

Ölecekler...

Hapsetmekten başka çözüm kalmadı mı?

Yani öldürmek tek çözüm mü?

Bu soruları soranlara bir öfke de var, “sormayın atları, izini sürmeyin, unutun gitsin” yaklaşımı var. 

Değerli değiller artık.

O zaman her türlü kötülük yapılabilir öyle mi?

Bu hayvan hakları dramını gönüllülerin başından bugüne takip ettikleri, kayıt tuttukları ‘Adaların Atları’ web sayfasından alıyorum (1).

“Atları Adadan Atma Çabaları

Aralık 2019’da Adalar’da ruam gerekçeli ‘karantina’ ilan edilip atlar ahırlara hapsedildikten sonra, atların serbestçe gezeceği bir yer olmaması yüzlerce atı hareketsiz bıraktı. Hareketsizlik, tek tırnağı üzerinde yaşayan atların bacaklarının şişmesine, iltihaplanmasına, sindirim sorunlarına sebep oluyor, bunların sonu ölüm olabilir. At hem güçlü, hem narin bir hayvan. Günlerce ahırda bağlı durmak ona çok zararlı.

Bu nedenle atların sahipleri onları Heybeli ve Burgaz ahır çevresinde, Büyükada İspark ahır içinde gezdirdiler. Burgaz ve Heybeliada ahırlarında at ölmedi. Büyükada’daki çeşitli ahırlarda ise çok at can verdi. Atlarına sahip çıkmayanların hayvanlarına İlçe Tarım ve belediye de sahip çıkmadı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi 16 Ocak’ta atları ve faytonları satın alacağını açıkladıktan sonra mart ayı başı itibariyle Adalar’daki hemen hemen bütün atlar İBB’ye satıldı. Mart ayı sonunda, satın alınan bütün atlar Büyükada’daki ahırlarda toplanmıştı.

Aralık 2019’dan beri yüzlerce at, hareket edecek yerleri olmadığı için, iyi bakılmadıkları için öldü. Verilen izlenimin aksine, “faytonu kaldırmak” atları kurtarmadı. Adalar’da yıllardır bir at veterineri bile yok. İBB’nin İSPARK Ahırı’na 2020’de gönderdiği veterinerler kedi-köpek veterineri.

12 Mart’ta İBB, 4 bin liraya aldığı atları ücretsiz olarak “sahiplendireceğini” açıkladı. Atları bedavaya alıp kesmek isteyenler Adalar’a geldiler, onlara at verilmedi ama, özellikle belediyeler üzerinden “sahiplendirilen” atların bazısı ‘kayıp!’ Amaç atların iyiliği olsaydı onlar için yer tahsis edilirdi. Uzun zamandır niyet, atları kurtarmak değil, atlardan ‘kurtulmak.’

Burada aslında bir kentsel dönüşüm hikayesi var. Önceki ve şimdiki İBB yönetimleri ile Adalar İlçe Tarım Müdürlüğü, atların çalışma, barınma, yaşama şartlarını denetleme yetkisine ve görevine sahip. İlçe Tarım Müdürlüğü isteseydi, Adalar’da ruam hastalığını engelleyebilirdi; atların kaçak olarak getirilmesini durdurabilir, ata kötü davrananlara ceza kesebilir, o atları onlardan alabilirdi. Adalar’da yüzlerce at ölmeyebilirdi.

Bunlara kasten göz yumulmasının nedeni, Adalar’ın yapısını değiştirecek motorlu araç girişini sağlarken zorlukla karşılaşmamaktı. Faytonda sorun olmasaydı, fayton kaldırılmak istendiğinde daha çok insan “Peki atlara ne olacak?” diyecekti. Onun yerine “atlar kurtuldu” denmesi için atlar “resmen” sahibinin insanlığına emanet edildi.

Fayton karşıtı kampanyalar, faytondan sonra atlara ne olacağını sormadı, atlara kötü muamele edenlere ceza kesilmesini talep etmedi. Atlarla ilgili denetim görevlerini yerine getirmeyenler hesap vermediler. Hayvanseverlerin tepkisi özellikle yanlış yönlendirildi. Fayton bitince atların iyi olacağı algısı yaratıldı, böylece insanların atların akıbetini takip etmemesi sağlandı.

Şimdi, her şeye rağmen atlarına en iyi şekilde bakan insanlara, ahır yıkma kararı gönderiyor. Yıkım için dayanak olarak gösterilen kararlar, Adalar’a at girişini de yasaklıyor ve bundan böyle atlarla yapılacak faaliyetler için işletme kaydı açılmamasını öngörüyor. Adada at yaşamasın diye.

At, sadece ‘fayton’ demek değil. Atlar çalışmak zorunda da değil. Atlara iyi bakmak bizim onlara karşı sorumluluğumuz elbette. Fakat bunun yanında atlar, sadece varlıklarıyla, insana ve çevreye iyi geliyorlar. Atlar adadaki ekosistemin, ada hayatının çok değerli bir parçası ve bunun için fayton çekmeleri gerekmiyor.

Atlar, güçlü sezgileri, insanla iletişime açık oluşlarıyla insanlara yardım ediyor. Evet, gerçekten varlıkları yetiyor. ‘Atla terapi’ denen bir yöntem var. Türkiye’de çok yaygın olmasa da, burada da bunu bilenler var. Atla terapi, travma geçirmiş insanlara, engellilere, hayatının zor dönemlerinde karar aşamasındaki kişilere iyi geliyor. Atlarla vakit geçirmek çocukların pedagojik gelişimine iyi geliyor. Evet sadece birlikte vakit geçirmekten söz ediyoruz. Tıpkı kedilerle, köpeklerle olduğu gibi. Hayvan sevgisinin iyileştirici gücünü biliyorsunuz değil mi?

Atla terapi ve bunun gibi ‘atlı hayat’ faaliyetleri Adalar’da çok güzel yapılabilir. Adaların Atları Platformu da dahil pek çok grup, Adalılar ve atçılığı bilen insanlar bu konuda ilgililere öneriler getiriyor. Adada at sağlığı ve atlı spor alanlarında eğitim verilebilir, istihdam yaratılabilir.

Tüm bunlar yerine, ahırlar yıkılıp atlar adadan sürülmek isteniyor. Neden?

Bunca at kötü şartlardan dolayı ölmüşken, yüzlercesi belirsiz, denetimsiz şartlarda çalışmak üzere bedavaya ada dışına sürülmüşken, biz adanın en iyi bakılan, çok sevilen, mutlu atlarına adada sahip çıkamayacak mıyız? Atlara Adalar’da ve hayatımızın içinde bir yer istiyoruz.”

Evet durum bu.

Şimdi sorular var, çok net sorulması gereken sorular cevaplarını bekliyor.

“Adalarda 397 ata ne oldu?

19 Aralık 2019’da Adalar’da toplam bin 380 at vardı.Bu sayıya, Büyükada’ya kaçak olarak getirilen atlar, ayrıca taylar dahil değildir.

24 Aralık 2019 itibarıyla toplam 105 at ruam gerekçesiyle öldürüldü.

2 Eylül 2020 itibarıyla İBB bin 179 atı satın aldı, 783 atı ada dışına gönderdi 

15 Eylül 2020 İBB’nin yaptığı yazılı açıklamaya göre ‘halihazırda bulunan 130 at’ belediye birimlerinde kullanılacak.

İBB’nin atların sayılarına ilişkin sorulara 15 Eylül 2020 tarihli verdiği cevap:

‘Gönderilen at sayısı 783, adada kalan at sayısı 200 ise, toplam 983 at sağ kalmıştır.’

1380 – 983 = 397.

397 ata ne oldu?

Adalar İlçe Tarım Müdürlüğü, İstanbul İl Tarım Müdürlüğü ve atları satın alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden cevap bekleniyor.

Atları önemsediğini söyleyen tüm kamuoyu bunun hesabını sormalıdır.

Bin 380 sayısının ruam itlaflarından önceki kaçak atları kapsamadığını hatırlatırız. 20 Aralık 2019’da İstanbul Valiliğince ruam gerekçeli ‘faytona at bağlama yasağı’ getirilmeden önce, Adalar’da kaçak getirilmiş atlarla birlikte bin 700 at yaşadığı tahmin ediliyor.

Bu sayıyı baz alırsak, 1700 – 983 = 717

717 at nerede?” (2)

Bir gönüllü aktarıyor: “Atların kepçelerle gömülmesinin tanığıyız. Ayakları şişen, bacaklarından irin akan atları gördük. Tedavi edilmeleri için elimizden geleni yaptık, İBB’nin hâlâ at uzmanı veteriner hekimi yok. Her mecrada anlatmaya çalıştık. İBB, Adalar Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğü yetkilileriyle defalarca görüştük.”

Bir başka gönüllü: “Atçılar ve at veteriner hekimleri, kısacık iplerle bağlı tutulup hareketsiz bırakılmanın atlar için ölümcül olduğunu en baştan beri söylüyorlar. Kamuoyunu yanıltmak bu kadar kolay olmamalı. Atlar bu kadar kolay harcanmamalı. İnsanların hayvanseverliği böyle istismar edilmemeli.”

Konuya duyarlı bir başka ada sakini: “Atların iyiliği için hareket ettiğini söyleyenler, faytonun kaldırılmasıyla atların sağlıklı ve mutlu ve özgür olacağına bu kadar kolay inanmamalı. Bunları söyleyen, umut bağladığımız, güvendiğimiz insanlar olsa bile.”

Atların yaşadığı ahırların yıkılması için tebligatlar geliyor peş peşe.

İstanbul Adalar’ında atlarını belediyeye satmayan, onlara yaşadıkları adada kendileri bakmaya devam eden birkaç kişi var. Şimdi o atların evleri yıkılmak üzere! İçlerinde genç taylar var, yaşlı ve engelli, çoktandır emekli atlar da var. Ailelerinin tek istediği, bu atlara adada bakmak.

Adalılar ve hayvanseverler olarak biz de atları hayatımızın içinde korumak istiyoruz.

“Atlarla yaşamak istiyoruz. Can dostlarımıza bunu borçluyuz. At ahırları yıkılmasın, atlar için kendi adalarında yer gösterilsin” diyorlar.

Atlarından ayrılmak istemeyen, onlara gözü gibi bakan birkaç aile var Heybeli, Burgaz ve Büyükada’da. Hepsinin isteği ortak: Atlarının yaşam alanının yıkılmaması, bozulmaması. Sorun ahırların yeri ise, yaşadıkları adada gösterilecek başka bir yeri kiralamaya razılar. 

Ahırlar yıllardır belediyelerin gösterdiği yerde bulunuyor. Ancak arazi, at sahiplerine ait değil. Atların insan aileleri uzun zamandır bu araziyi ya da aynı adada başka bir yeri kiralamak veya satın almak için talepte bulunuyor, ama karşılık alamıyor.

Heybeliada’da atların barındığı ahır arazileri, adalılar kendini bildi bileli ahır. İçinde Osmanlı döneminden kalan tarihi bir yol var. Çetin Erdem de atlarına hep bu ahırlarda baktı. Heybeliadalı Çetin Erdem, beş ata bakıyor. Atlarına baktığı ahırın yıkılması için tebligat gelenlerden. Yaptığımız röportajı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Adalar Belediyesi yetkililerine sorular sordum, cevapları bir hafta sonra yazımda paylaşacağım.

Hayvan haklarında istenilen noktaya gelinmedikçe insan haklarında elde ettiklerimiz korumamız ve geliştirmemiz mümkün olmuyor.

Takip edelim.

Atlara ne oldu?

1- https://adalarinatlari.org/2020/10/23/atlar-evsiz-kalmasin/ 

2- https://adalarinatlari.org/2020/09/15/397-ata-ne-oldu/ 

*İnsan Hakları Çalışanı

Etiketler adalar fayton
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR