ABD'de aşırı sağın 'devrim' söylemi

ABD’deki aşırı sağcıların saygıyla andığı ‘kurucu babaların’ neredeyse tamamı köle sahibiydi ya da köle ticaretinden para kazanıyordu. Aşırı sağcılar, bu dönemin özlemiyle darbe için harekete geçti.

Google Haberlere Abone ol

Clare Corbould, Michael McDonnell

ABD'de 6 Ocak günü Kongre binasına baskın düzenleyen aşırı sağcılar, QAnon, paramiliterler ve Donald Trump’ı destekleyen çete, kısaca 1776 yılında ABD’nin ‘kurucu babaları’ denen grubun yaptığı şeyi yaptıklarını iddia ettiler: Artık onları temsil etmeyen gayri meşru bir hükümeti deviriyorlardı. Bu, 'ikinci Amerikan Devrimi' dedikleri şeyin başlangıcıydı.

Ortaya çıkışı (ilk) Amerikan Devrimi’ne kadar uzanan ve on yıl önce Cumhuriyetçi Çay Partisi aktivistleri tarafından yeniden diriltilen bir direniş sembolü olan “Don't Tread on Me” (Üzerime Basma) yazılı bayrağın bu karmaşanın içinde görülmesinin nedeni de buydu.

Bu tarihin Trump taraftarlarının gözünde ne kadar çekici olduğunu anlamak güç değil. ‘Kurucu babalar’ dönemi, Amerikalıların büyük kısmının zihninde büyük bir yer tutmuştur. Ve geçmişe dair hikayeler, en nihayetinde, bireylerin, ailelerin ve küçük ve büyük toplulukların kendilerini nasıl anlamlandırdıklarını ortaya koyar.

Ne var ki, geçmişe ilişkin bu hatıraların mutlak biçimde seçici olduğunu belirtmek gerekir.

YAŞAM, ÖZGÜRLÜK VE HÜKÜMETİ LAĞVETME HAKKI

Muhafazakâr politikacıların peşinden giden aşırı sağcı aşırılık yanlıları da, bilhassa ifade özgürlüğü ve silah taşıma gibi 'hakları' söz konusu olduğunda, Anayasa’dan yardım alırlar. Bu ve diğer haklar, aslında orijinal Anayasa’da sıralanmamıştı; daha ziyade ‘Haklar Bildirgesi’nde yer aldılar ve hem anayasa karşıtlarını yatıştırmak hem de anayasanın onaylanmasını sağlamak için toplamda on değişiklik yapıldı.

Bu haklar, 1776 tarihli Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer alan daha muğlak ama ‘devredilemez’ haklarla birleştirildi ve bu hakların başında 'yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı' hakkı da yer alıyordu.

Filozof John Locke’un fikirlerinden yola çıkan Bağımsızlık Bildirgesi, 'biz halkın' bu hakları korumak üzere bir hükümet kurmak amacıyla bir araya geldiğini ilan eder. Ve bugün, Trump taraftarları için çok önemli bir şey söylüyor: “Herhangi bir hükümet biçimi bu amaçlara zarar verdiğinde, onu değiştirmek ya da lağvetmek ve yeni hükümeti kurmak halkın hakkıdır.”

6 Ocak günü Trump yanlısı isyancıların Kongre Binası’nı basmasıyla söz dökülen duygu işte buydu. “Burası bizim Amerika’mız” ve “Bu kimin evi? Bizim evimiz!” diye sloganlar attılar. Trump, Kongre binasına yürümeden önce kalabalığa “Ülkemizi asla zayıflıkla geri alamayacaksınız” dediği zaman, bu düşünceyi bizzat teşvik etmiş oldu.

Soru şu ki; Trump kimdir ve daha geniş anlamda, aşırı sağ ABD’yi ‘kimlerden’ aldığına inanıyor?

BİR AVUÇ SEÇİLMİŞİN HAKLARI

Yanıt, aşırı sağın geçmişi nasıl hayal ettiğinde kendini açık ediyor: Onların tarih vizyonu, anayasal haklarının başkalarının yaşamları ve hakları pahasına kazanıldığı gerçeğini göz ardı eder ya da zalimce görmezden gelir.

Thomas Jefferson, Bağımsızlık Bildirgesi’nde 'tüm insanların eşit olarak yaratıldığının apaçık' bir gerçek olduğunu yazmıştı. Köleleştirilmiş veya özgür siyah eylemciler ve müttefikleri, nesiller boyunca bu amacı gerçekleştirmek doğrultusunda çabaladılar.

Buna karşın, kurucu babalar ve beyaz üstünlükçü varislerinin büyük kısmının gözünde gerçek ‘vatandaşlar’ yalnızca beyaz erkeklerdi. Bildirgeyi yazdıktan birkaç sene sonra, Jefferson siyahların 'aşağı' olduğunu söyledi. Kendisinin yüzlerce kölesi vardı. Sally Hemings ile babası olduğu çocuklar bile köle olarak doğdu.

Kurucuların hemen hemen hepsi, aslında köle sahibiydi ya da köle ticaretinden para kazanmaktaydı. Ne Bağımsızlık Bildirgesi ne de anayasa, yeni kurulan ABD'deki (nüfusun beşte birini oluşturan) yarım milyon kölenin hiçbirini özgür bırakmadı.

Tam aksine, anayasa kasıtlı biçimde kölelik kurumunu daha da pekiştirdi. Köle sahiplerinin ‘mallarını’ ellerinde tutarak ‘refahlarını sürdürme haklarını’ korudu ve dört nesli daha köleliğe mahkûm etti. 1861’de, iç savaşın başladığı yılda, ABD’de köleleştirilmiş 4 milyon insan bulunmaktaydı.

Bunun yanı sıra, anayasa hükümete bir ordu kurma yetkisi verdi. Amerikan Devrimi’nin ardından, bu güç kıtadaki yerli Amerikalılara karşı uzun bir soykırım savaşı yürütmek amacıyla tekrar tekrar kullanıldı.

Köleleştirilmiş ve özgür siyah insanlar ve onların kölelik karşıtı beyaz müttefikleri köleliğe karşı harekete geçtiklerinde, köle sahipleri bir ‘devrim’ başlattılar. 1776 yılında özgür bir ulus yaratmak amacıyla başlatılan işi tamamlamak için 'tanrının iradesini' üstlendiklerini savundular ve köle sahibi eski Başkan George Washington’ı kendi kahramanları ilan ettiler.

Neticede, köleliği sona erdirmek uğruna benzeri görülmemiş ve yıkıcı bir iç savaş başladı ve Afrika kökenli Amerikalıların ADB'de vatandaş olarak tüm haklara sahip olmaları neredeyse bir yüzyıl sonra gerçekleşti. Bu yolda atılan her adımda, anayasal ilkelere uyduklarını öne süren bazı kişiler, gruplar, eyaletler ve hakimler tarafından (siyahların eşit olduğuna/ç.n.) itiraz edildi ve engeller çıkarıldı.

HAKLAR VE TRUMP EŞİTLİĞİ

Bu durumda, aşırı sağcı hareketin bugün yine aynı ‘devrimi’ yardıma çağırması şaşırtıcı olmamalı. Barack Obama’nın başkanlığının ardından Trump, kendi ülkelerinde yerlerinden edilmekten korkan ve büyük oranda beyazlardan oluşan destekçilerinin mağduriyetini dile getiren bir konuşma yaptı.

Black Lives Matter (Siyahların Hayatı Değerlidir) hareketinin protestolarıyla geçen bir yazın ve Trump’ın 2020 seçimlerinin çalındığı yönündeki asılsız iddialarının ardından, Kongre binasını basanlar ABD’nin ‘kendi’ kontrollerinden çıktığına kesin biçimde inandılar. Onlar artık görev başındaki 'biz halk' değildi.

CUMHURİYETÇİLERİN DARBE KIŞKIRTMASI

Tıpkı geçmişte olduğu gibi, Trump’ın dışında da önde gelen politikacılardan destek gördüler. Bu destekçilerden biri, yeni seçilen Kongre yyesi (ve aynı zamanda bir QAnon destekçisi olan) Marjorie Taylor Greene, 6 Ocak’tan önce Joe Biden’ın başkanlık zaferinin tasdik edilmesini engellemek için hareket geçerek “Bu bizim 1776 anımız” açıklamasını yaptı.

Ayrıca, Trump’ın önde gelen destekçilerinden biri olan Kongre üyesi Paul Gosar, “Bir darbeye mi tanık oluyoruz?” başlıklı bir makale yazarak takipçilerine “Anayasa’yı ve Beyaz Saray’ı savunmaya hazır olmaları” tavsiyesinde bulundu.

“Amerika’yı Yeniden Harika Yap” şapkaları takan Trump taraftarlarının zihninde ABD’nin en son ne zaman harika olduğu asla tam olarak netlik kazanamadı. Bu, bazıları için 1980’lerde Ronald Reagan’ın başkanlık dönemi ya da medeni haklar, kadın ve eşcinsel kurtuluş hareketleri ve Vietnam’daki ABD yenilgisinden önceki dönem olabilir.

Bununla birlikte, bu efsanevi 'harikalığın' ne zaman başladığına ilişkin hiçbir şüphe yok. Köle sahiplerinin (insanları mallarıymış gibi ellerinde tutma hakkı da dahil olmak üzere) kendi ‘haklarını’ korumak için bir hükümeti devirdiği dönemin, yani kurucu dönemin (ing. 'founding era') özlemi olduğu apaçık biçimde ortada.


Yazının orijinali The Conversation sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)

Etiketler ABD QAnon Donald Trump