AKP ve MHP skalanın sağında en uçta
Benzer şekilde AKP ve MHP ittifakı da giderek aşırı sağa oturmakta, merkez sağdaki seçmen erimektedir. Demokrasimizin geleceği açısından en önemli tehlike budur. Aşırı sağın ve aşırı solun baskın olduğu bir siyasi ortamda demokrasi yaşamaz. Zaten Türkiye’nin otoriterleşmesindeki temel dinamik hükümet ortağı iki siyasi aktörün aşırı sağa oturmasıdır. AKP ve MHP, seçmen nezdinde endişe, korku ve öfkeyi kullanarak iktidarını sürdürmeyi hedeflemektedir.
2024 Yerel Seçim sonuçlarını yedi maddede toplulaştırmak mümkündür:
1. Seçime katılma oranında önemli bir düşme olmuştur.
Hangi seçmenin sandığa gitmediğini araştırmak önemli hale gelmiştir.
2. Cumhur İttifakı seçmeninin kulturkampf duyarlılığında bir delik oluşmuştur.
Seçimlerden CHP’nin birinci parti çıkması önemli bir eşiğin aşılması anlamına gelir. Bu tekrarlanabilir bir durumdur; CHP’nin yapması gereken bu eşik aşmayı kalıcı hale getirmektir. Kendisine hangi sebeple olursa olsun ödünç veya kredi şeklinde verilen oyları, liberal demokrasinin temel aktörü olmak imkanını yakalamak istiyorsa kendisinde tutabilmeli, bunların protesto oyu olarak bir defaya mahsus kalmasının önüne geçmelidir.
Bir kere oy veren seçmenden, bir daha oy almak çok daha kolay olacaktır. Rubicon geçilmiştir. Seçmenin bu tercihinde ekonomik sorunların etkili olduğu anlaşılmaktadır. Ucuz kredi vb olanakların bitmiş olması, emekliler gibi aslında CHP’ye çok da yakın olmayan bir seçmen kitlesinin CHP’yi desteklemesi de gösteriyor ki, iktidarın ‘’Avrupa’da raflar boş, biz ekonomik olarak tüm dünyaya kıyasla daha iyi durumdayız’’ propagandası bu seçimde işlememiştir.
3. İktidar toplum nezdinde güvenini kaybetti.
Muhalif olmayan yani iktidara güvenen seçmenler de dahil olmak üzere tüm seçmenler nezdinde, iktidarın kredibilitesi azalmakta, iktidara güven düşmektedir. Ekonomik sorunların çözümünde seçmenin güvenini sağlayamayan iktidar ne kadar doğru kararlar alırsa alsın başarılı olamaz. Dolayısıyla önümüzdeki 4 yılda iktidarın ekonomik sorunları çözmesi, güvensizlik nedeniyle zor gözükmektedir.
Bu krizden çıkış için düşük faizli ve yüksek miktarda kredi verecek IMF’ye gidilmemesi, yangın çıkan bir evde itfaiyeyi çağırmamaya benzer. Bunun yerine daha pahalı borçlanma tercih edilmektedir. Kuşkusuz iktidarın kendi çıkarları bu noktada ülkenin ve toplumun çıkarlarından önde durmaktadır. Başkanlık rejimi şeffaf olmamaya ve hesap vermemeye dayanmaktadır. Yürütme Cumhurbaşkanlığı nezdinde tek bir kişinin elindedir. Eğer IMF ile anlaşılırsa, IMF ekonomik kararlarda hesap verilmesini talep edecektir. Bu da bugün Türkiye’deki iktidarın
kabul edebileceği son taleptir. Bu bağlamıyla iktisadi açıdan önümüzdeki 4 yıl çöpe gitmeye adaydır. Hangi bakan değişirse değişsin, ne karar alınırsa alınsın sistem hesap vermemek ve şeffaf olmamak üzerine inşa edildiği için ekonomik sorunlardan çıkış çok zordur, belki de olanaksızdır.