YAZARLAR

2021: Geleceğe ilişkin sorular

Annemi de yolcu ettiğim uğursuz 2020’nin kayıplarından biri de ilâhi Maradona’ydı. İngiltere’ye attığı muhteşem golü anımsayalım. Tanrı vergisi yeteneği tartışmasız, çalım üstadı Maradona orada aşağı-yukarı dümdüz bir çizgide ilerliyor karşı kaleye. En kısa yoldan gidiyor. Bu yaklaşımdadır belki aranılan ama bir türlü bulunamayan basit çözüm. Öyleyse nihayet omurgaları doğrultup, kafayı da yerden kaldırıp, dosdoğru karşı kaleye gideceğimiz bir 2021 dilerim hepimize.

Önce, saçımızı yolup, göğsümüzü yumruklamaya hacet yok: Ne oluyorsa, olmaya devam edecek. Yerkürenin değişim hızı, biz ömürlülerden çok daha yavaş. Dönüşümün ise güvencesi yok. Dünyamızdaki bilinen en eski kaya resimlerini barındıran Chauvet Mağarası’nın duvarlarında üst üste çizilmiş hayvan figürleri var. Modern tekniklerle yapılan ölçümlere göre kimi resimlerin arasında beşbin (!) yıllık aralık bulunuyor. Biri otuzbeşbin yıl önce çizilmiş, ardından gelen insan otuzbin yıl önce üstüne karalamış. Henüz İsa’nın doğumundan bu yana yalnızca 2020 yıl geçti, düşünün.

Üstelik aynı dönemde, aynı çevresi buzullarla kaplı, bir ucu bugünün Fransa’sında diğer ucu bugünün Almanya’sında olan vadilerde neandertaller de yaşıyormuş. Tüylü gergedan, mağara ayısı ve aslanı, mamut gibi bugün var olmayan hayvan türleri de bolmuş. Fildişinden kaval oymuşlar, duvarlara meşale isiyle resim çizmişler, ölülerini hayvan leşleri gibi ortada bırakmamışlar, bir maneviyata sahip oldukları mağaranın kimi galerilerinde konulmuş, konumlandırılmış ayı kafataslarından belliymiş.

Werner Herzog, belgeselinde yerde kalan sekiz yaşında bir çocuğun ve hemen yanındaki kurdun ayakizlerine dikkat çekiyor. Acaba kurt çocukla yan yana mı yürüyordu? Kurt, çocuğu (belki parçalamak için) takip mi ediyordu? Yoka iki ayakizinin arasında uzun yıllar mı vardı? Bilemeyeceğiz. Bunları bir siyasal İslâmcıya anlatmak. Yüzünde belli belirsiz bir ilginin, bir merakın, bir sorgulamanın, bir kafa karışıklığının izini aramak. Otuzbin yıl önce duvara çizilenle, örnekse Picasso’nun dünkü minotorlu çizgileri arasındaki benzerlik, ortaklık, akrabalık, devamlılık.

Bunları, bir girişimci zaten olamayacak ama bir işinsanlığına de hiçbir zaman evrilemeyecek ama kendini öyle sanan bir esnafa, bir tüccara anlatmak. Vazgeçtim. Pekiyi geleceğe bakalım. NURO yapay zekâ şirketi, küçük insansız araçlarıyla kapıdan kapıya kargo dağıtımı yapma iznini ABD’den Kaliforniya eyaletinden aldı. Dizel zaten geçmişte kalmıştı, elektriğin benzinin de yerini hemen önümüzdeki onyılda dev adımlarla alacağı anlaşıldı. ABD’de tek başına TESLA’nın özkaynak piyasa değeri, Ford, Honda, BMW, GM, Daimler, VW ve Toyota’nın toplamından büyük 2020 sonu itibarıyla. Rakibi LUCID de Arizona’da sıfırdan otomobil fabrikası inşa etti bir yılda.

Fransa’da GESTE adlı mühendislik şirketi Marsilya-Aix arasında çalışacak bir “loop” tasarlamış. Sanki yörüngeye yerleşen uydular gibi küçük sürücüsüz yolcu vagonları yoğun zamanlarda 20 saniyede bire dek kısalan, gerektiğinde de 10 dakikada bire uzayan aralıklarla durmaksızın hizmet verecek. Duraklarda kenara çekilecek, kendi kendine “öğrenecek”, indi-bindi hep akıllı telefon vs üzerindeki uygulamalardan. ABD’de VIRGIN HYPERLOOP da ilk yolculu denemesini yaptı. Vakumlu tüpte giden kapsülde olağanüstü hızlarda sürücüsüz yolculuk. İkisi farklı teknolojiler ama ikisi de geleceğe ait. Belki LA-Vegas arasında hizmete girecek.

Yine Fransa’dan adı İngilizce “SEABUBBLE” yani “Deniz Kabarcığı” bir çeşit “hydrofoil” deniz taksisi. Hızlandıkça salmalarının üzerinde su yüzeyinin üzerinde havalanıp adeta uçuyor. Diğerleri gibi bu da çevre dostu teknoloji. Damarlarımızda yolculuk eden nano-robotlar, avuçiçi kadar İHA’larla foto-video albümlerimizi zenginleştirecek kuşbakışı görüntü çekme olanakları. Hatta Covid-19 konusunda dahi soru “aşı bulunur mu?” değil “kim hangi laboratuvara yeterli yatırımı yapacak?” idi, zira mRNA teknolojisi zaten orada duruyordu. Yahut şu iletişim platformlarına bakılırsa bunların, kamusal olanlar dahil, bildiğimiz TV ve radyo yayınlarının ve hatta şu okuduğunuz gibi haber/yorum sitelerinin önüne geçeceği belli. Sinema endüstrisinin yeni tabanı olacakları da.

Bir ucu olağanüstü güzellikteki ve modernlikteki mağara resimlerinde, diğer ucu işte şu bir-iki örneğini verdiğim ilgi alanıma giren yerlerde, “yekpâre geniş bir anın parçalanmaz akışında.” Biz neredeyiz 2020’de? “Allah Türkçe bilmiyor mu?”, “anayasayı takmam, Demirtaş’ı içeri tıkarım”, “yağmur duası” vs. Efendim, “ikisi bir arada olmuyor mu?” Yani, bir yandan ben dinimde, imanımda olayım, öte yandan aya fezaya çıkayım. Olmuyor işte aslanım. Gel bak bizim buralara bak, neden olamayacağını görürsün. Zaten postalının tabanıyla gırtlağıma basmışsın, veya bileği tesbihli sağ elinle ümüğümü sıkmış, boşta kalan sol elinle de cüzdanımı yokluyorsun üstelik. Ben otuzbeşbin yıl diyorum dile kolay, sen taksimetreyi açıyorsun bilemedin 1400 yıl öncesinden.

Aslında bu Şove Mağarası’ndan alıp yapay zekâya getirmek yoktu. Cezayir’de suya düşen umutların bize anlattığı vardı. Brexit sonrası ama öyle, ama böyle artık genişleyen değil daralan Avrupa Birliği’nin düştüğü durumun bizim için anlamı vardı. Hayallerin AOC, gerçeklerin Biden olduğu ABD vardı. Para Çin’i mi sever, Hong Kong’u mu vardı. Rusya ve İran’ın “nefesi” 2021’i çıkarmaya yeter mi vardı. Hindistan’da dört aydır süregiden devasa kitlesel çiftçi grevi vardı. Güney Amerika’da demokrasi arayışları ve yolsuzlukla mücadele girişimleri vardı. Afrika’da yeni, paylaşımcı kalkınma denemeleri vardı. Kayıp damadın dolara bakmaması gibi, içeriye hiç bakmıyorum dikkat ederseniz.

Çünkü umutlu değilim. Umutlu olmamanın bezginlik demek olduğunu da sanmıyorum. Aksine layık olduğumuz biçimde yönetildiğimize inanıyorum, yönetime ucundan kenarından katılamadığımızı da görüyorum. Şimdilik yaptığım, “dur bakalım ne olacak?” diye kenarda beklemekten ibaret. Beklerken de pek çoklarımız gibi kuyruğu dik tutmaya çabalıyorum hepsi bu. Hırtla, hırboyla, hışırla bir nebze mücadele edilir de gücünüz yettiği, aklınız erdiğinizce; affedersiniz yavşakla, yılışıkla, yılanla daha zordur mücadele. Nöroşirürjiyene de gereksinim duyuyoruz da, bir o denli omurgaları doğrultacak ortopedistler de aranıyor.

Annemi de yolcu ettiğim uğursuz 2020’nin kayıplarından biri de ilâhi Maradona’ydı. İngiltere’ye attığı muhteşem golü anımsayalım. Tanrı vergisi yeteneği tartışmasız, çalım üstadı Maradona orada aşağı-yukarı dümdüz bir çizgide ilerliyor karşı kaleye. En kısa yoldan gidiyor. Sanki “depikleyip, depikleyip” peşinden koşuyor topun. Adeta Amerikan futbolundaki running-back’lerin klasik gollerini andırır biçimde. Bu yaklaşımdadır belki aranılan ama bir türlü bulunamayan basit çözüm. Öyleyse nihayet omurgaları doğrultup, kafayı da yerden kaldırıp, dosdoğru karşı kaleye gideceğimiz bir 2021 dilerim hepimize. Gerisini biraz da rakip takım düşünsün.


Aydın Selcen Kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.