feş

Mekân Feşmekân

Mekân Feşmekân, Georges Perec’in yapıtının tüm stratejilerini yeniden üreten, sonradan ortaya çıkacak kitapları birer düşünme alıştırması, fantezi, koza, potansiyel olarak barındıran olağanüstü bir laboratuvar. Perec boş sayfa ile başlayıp yatak, oda, daire, apartman, sokak, mahalle, şehir, sayfiye, ülke, dünya ve uzay sıralamasını izleyen, iç içe halkalar oluşturarak adım adım genişleyen kitap boyunca yaşamöyküsel verilerin mekânlarla ilişkisi; yararsızlık, sıradanlık, ikamet edilebilir, yaşanabilir olan; pencereler, ölçüler, sınırlar; yerlerin bellekle kurduğu tuhaf etkileşim üzerine düşünüyor, düşlüyor, yeni projeler, biçimler üretiyor, sorular soruyor: Bir odada ikamet etmek ne demektir? Bir yer neden ve nereden itibaren bütünüyle bize ait olur? Bir odada yatağın yerini değiştirecek olursak, oda değiştirmiş olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Hiç nasıl düşünülür? Neden otobüsler falanca yerden filanca yere gidiyorlar? İnsan kendi şehrini nasıl tanır? Dünyaya dair ne bilebiliriz? MEKAN FEŞMEKAN / GEORGES PEREC / EVEREST YAYINLARI

tekme

Tekme Tokatlı Şehir Rehberi

Mevsim Yenice, olgun bir ilk kitapla okuyucunun karşısına çıkıyor. İstihzayı elden bırakmayan, gerektiğinde yoran öyküler yazıyor. Anlatıcısının sesi bir değil, bin. Tekme Tokatlı Şehir Rehberi öyküye yeni bir soluk oluyor. Ama soluğu verdikten sonra kahkahasını da patlatıyor."Ayağa kalkıp dizlerimdeki toprağı silkelerken çocuk sesleri duydum."Baban nerede Armağan? Herkesin babası var!" Hırsla etrafa bakındım, kimse yoktu. Sonra babama baktım. Beni bu duruma düşürdüğü için ona kızdım, sonra hemen affettim rahmetliyi. Yerden bir avuç toprak alıp kolum kopacak kadar şiddetle uzağa fırlattım, sesleri babamla kovar gibi. Var gücümle bağırdım. "Yer yarıldı," dedim, "yer yarıldı, içine girdi"... TEKME TOKATLI ŞEHİR REHBERİ / MEVSİM YENİCE / EVEREST YAYINLARI

uyk

Uyku Krallığı

Uyku Krallığı, satır aralarında, küçük olaylarda, konuşmaların birbirine dolandığı örgüde birdenbire ortaya çıkıveren mizahıyla, hem komik olmaya çalışmaksızın güldüren, hem de derin bir hüzün yaratan, ironik, akıcı ama aynı zamanda tuhaf bir roman. Kerem Eksen'in ikinci romanı Uyku Krallığı, hem bugünün, hem de geçmişin dolambaçlı yollarına sürüklenen Fikret’i anlatıyor. Tek bir günde, hasta yatağına mıhlanmış Fikret’in “Akmcılar’daki o pazar günü”nde geçen roman, “tarihçi” Fiko’nun büyülü Wisconsin gecesine ve “şair” Fikret Efendi’nin gençlik günlerine gidiş gelişlerle ilerliyor. UYKU KRALLIĞI / KEREM EKSEN / EVEREST YAYINLARI

ikt

İktidarsızlar

İktidarsızlar, tam bir mizah fırtınası. Fatih Altınöz, hepimizin aşina olduğu gerçeklere, mizahın tertemiz merceğiyle eğiliyor. Bu romanda üç erkekle tanışacaksınız: Taksici Nuri, televizyoncu Faruk ve emekli Bahtiyar. Nuri: Taksici; Faruk: Bir medya CEO’su; Bahti bu hikâyeyi bize anlatan bir emekli. Kadın-erkek ilişkilerinin vahim, hazin ve matrak yönlerini açığa vuran, benzersiz bir roman. Anlamak isteyip de anlayamadıklarımız, anlatmak isteyip de anlatamadıklarımız, hepsi bir arada. Bu bakımdan, elinizdeki roman büyük bir sürpriz niteliği taşıyor. Fatih Altınöz, İktidarsızlar’da daha konforlu yaşamak için debelenip durduğumuz hayatın acı gerçeklerini tatlı bir dille anlatıyor. İKTİDARSIZLAR / FATİH ALTINÖZ / ÇINAR YAYINLARI

anne

Anne Kız, Harikasın

Elif Türkölmez’in öykülerinde hayat, kimsenin su vermediği saksılarda kendi kendine büyüyüveren otlar gibi yeşeriyor. Onun öykülerinde insanlar sadece mutlu olmak istiyor. Bu yaz da tuzlu suya girip çıkamadık diye üzülen anneler... Börekçiye, “Şekerliği masaya bırak,” diyen güzel gülüşlü abiler... Hamile olduğunu doğurunca anlayan minnacık kadınlar... Bataklıkta güneşlenen kaplumbağalar, kadınlar plajında zeytinyağlı sarmalar... ANNE KIZ, HARİKASIN / ELİF TÜRKÖLMEZ / ÇINAR YAYINLARI

AĞRı

Ağrı Kesici

Bu kitap bütün ağrılarınızı kesecek! Ademhan Esen, ilk kitabı Ağrıkesici’de edebiyatımızda denenmemişi deniyor: Dar kalıplara sıkıştırılmış öykünün o büyülü kanatlarını kullanarak mucizelerle dolu bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Aklımızı karıştırarak zihnimizi berraklaştıran, hayatın ortasındaki mizahı somurtkan yüzlerimize tatlı bir dille vuran öyküler bunlar. AĞRI KESİCİ / ADEMHAN ESEN / ÇINAR YAYINLARI

a3

Kabulleniş

New York Times’ın çok satanlar listesine giren Southern Reach Üçlemesi’nin son kitabında sorular yanıt bulacak, doğa gerçek yüzünü gösterecek, dehşet artacak. X Bölgesine kış gelir, otuz yıldır sırlarını ortaya dökmeyi reddeden gizemli vahşi doğaya hâlâ keşif ekipleri yollanmaktadır. X Bölgesi genişleyince, onu araştırmak ve çözmekle yükümlü devlet teşkilatı olan Southern Reach karmaşaya sürüklenir. Sınırdan öteye son bir ekip yollanır; bu ümitsiz ekibin amacı uzaktaki adaya ulaşıp sorularına cevap bulmaktır. Eğer başarısız olurlarsa dışarıdaki dünya tehlikeye düşecektir. KABULLENİŞ / JEFF VANDERMEER / ALFA YAYINLARI

a2

Yetki

Otuz yılın ardından, insanlığın X Bölgesiyle kurduğu tek bağlantı, hükümetin gizlene gizlene artık kaybolmaya yüz tutmuş Southern Reach isimli teşkilatı tarafından sağlanmıştı. Etrafı görünmez bir sınırla çevrili, kötü niyetli ve uygarlığa dair tüm izlerin silindiği bu coğrafyaya art arda keşif ekipleri yollanır. Ancak Yok Oluş’taki on ikinci keşif ekibinin dönüşünden sonra teşkilatın düzeni iyice bozulur. John Rodriguez Kontrol olarak Southern Reach’in başına getirilir. Her şeyden şüphelenen, çaresiz bir ekiple çalışmak zorunda kalan Kontrol, bir dizi sinir bozucu sorgulama, gizlenmiş notlar ve saatler süren gerçekten rahatsız edici video görüntüleriyle karşılaştıktan sonra, yavaş yavaş X Bölgesinin sırrını anlamaya başlar. Jeff VanderMeer’in Southern Reach Üçlemesi’nin ikinci kitabı Yetki’de, X Bölgesiyle ilgili en rahatsızlık verici sorular yanıt bulacak… Ama cevaplar hiç de tatmin edici olmayacak. YETKİ / JEFF VANDERMEER / ALFA KİTAP

A1

Yok Oluş

X Bölgesi’nin dünyayla bağlarının kopmasının üzerinden onlarca yıl geçmişti. Doğa, insan uygarlığına ait son izleri de silmişti. İlk keşif ekibi orasının cenneti andıran bir tabiata sahip olduğunu raporlamıştı; ikinci keşif toplu intiharla sonuçlanmıştı; üçüncü ise ekip üyelerinin birbirlerine doğrulttukları silahlardan çıkan kurşun yağmuruyla. On birinci keşif ekibinin üyeleri geriye eski hallerinden arta kalan gölgeler halinde dönmüş ve birkaç hafta içinde hepsi kanserden ölmüştü. Jeff VanderMeer’in Southern Reach Üçlemesi’nin ilk kitabı olan Yok Oluş’ta, on ikinci keşif ekibine katılıyoruz. YOK OLUŞ / JEFF VANDERMEER / ALFA YAYINLARI

ROSE3

Rose-Lou: Hiç Yoktan İyidir

Rose-Lou, anne babası ve ikiz kardeşleriyle sirke gider. Gösteriyi izlemek için oturdukları yerden Rose-Lou’nun gözüne bir şey takılır ve Rose-Lou bunun peşinden gitmeye kararlıdır. Minik kahramanımız dizinin bu kitabında bir palyaçoya ve ipek maymunlarına yardım etmeye çalışırken işleri nasıl karıştırdığını anlatıyor. ROSE- LOU: HİÇ YOKTAN İYİDİR / PAKİTA / HEP KİTAP YAYINLARI

rose2

Rose-Lou: Tüm Kalbimle Sevdiğim Üvey Kardeşim

Rose-Lou, hayranı olduğu üvey ablasının onu sevmesini çok ister. Ablası, aralarının iyi olduğu bir gün ona sırrını verir. Rose-Lou tüm iyi niyetiyle onun dileğini gerçekleştirmeye uğraşır ama işler istediği gibi gitmez. Rose-Lou, dizinin bu kitabında üvey kız kardeşinin onu sevmesi için yaptığı onca şeyden sonra nasıl cezalandırıldığını anlatıyor. ROSE-LOU: TÜM KALBİMLE SEVDİĞİM ÜVEY KARDEŞİM / PAKİTA / HEP KİTAP YAYINLARI

ROSE1

Rose-Lou: Herkes Yanılabilir, Ben Bile

Çılgın bir kız çocuğu olan Rose-Lou’nun günlüklerinden oluşan dizinin Herkes Yanılabilir, Ben Bile; Tüm Kalbimle Sevdiğim Üvey Kardeşim; Hiç Yoktan İyidir ve Rüküş de Olsam Güzelim kitapları hep kitap aracılığıyla çocuk okurlara ulaşıyor. Pakita’nın yazdığı, Laurent Audouin’in resimlediği Rose-Lou dizisi, her kitabında birbirinden eğlenceli maceralar vaat ediyor. En yakın arkadaşına doğum günü hediyesi almak için alışverişe giden Rose-Lou, dükkânda kendini dedektifçilik oynamaya fazlaca kaptırır. Rose-Lou, günlüğüne bir mağazada yaptığı küçük, önemsiz bir hata yüzünden nasıl cezalandırıldığını yazıyor. ROSE-LOU: HERKES YANILABİLİR, BEN BİLE / PAKİTA / HEP KİTAP

VAN

Kurtlarla Uluyan Kuzu

Ham sıra dışı bir kurt! Postu siyah ve pofuduk. Diğerlerininki gibi sivri dişleri de yok. Vejetaryen olması yeterince tuhaf değilmiş gibi, bir de avlanmak için koştuğunda nefes nefese kalıyor. Zaten avlanmayı da hiç sevmiyor, gizli gizli yerdeki otları yiyor. Bir gün geveze baykuş ağzından öyle bir şey kaçırıyor ki, Ham’ın kafası hepten karışıyor. Gerçekte kim olduğunu bilmediğini fark ediyor. Böylece Ham, ait olduğu sürüyü bulmak için tehlikeli bir maceraya atılıyor. Sonunda, sorularına yanıt bulmayı umarak bir çiftliğe varıyor. Yoksa bu macera Ham için biraz fazla mı? Kurtlarla Uluyan Kuzu, muhteşem mizah anlayışıyla kah neşeli, kâh hüzünlü bir kendini keşfetme hikayesi. KURTLARLA ULUYAN KUZU / VANESSA WALDER / CAN ÇOCUK YAYINLARI

nasreddin

Arkadaşım Nasreddin Hoca

Hoca, bir gün… Nasreddin Hoca’nin adini duyar duymaz, hepimizin yüzünde bir gülümseme belirmez mi? Sadece gülümseme de değil, Nasreddin Hoca’nın fıkraları aynı zamanda düşündürür hepimizi! Çocukluğundan gençliğine, eşeğinden komşularına, kadılığından Timur’a kadar, yüzyıllardır hepimizi güldüren Nasreddin Hoca fıkralarından Süleyman Bulut’un çocuklar için hazırladığı bu geniş derlemede, fıkraların düşündürücü yönlerine de işaret ediliyor. Ne diyelim, yüzümüzü güldürenler çok olsun! ARKADAŞIM NASREDDİN HOCA / SÜLEYMAN BULUT / CAN ÇOCUK YAYINLARI

kedi çocuk

Uzun Yeleli Kedi Çocuk

Her şey bir hayvanat bahçesinde başlıyor, bir uçan gemide devam ediyor ve Ştampfer Caddesi, 17 numarada, yani Uzun Yeleli Kediçocuk’un doğal habitatında sona eriyor. Kahramanımız eve döndüğünde, bu asil hayvancığın nasıl yetiştirilmesi gerektiğine dair temel bilgiler içeren bir defterle mutfak kapısında duruyor. Uzun Yeleli Kediçocuk, bir baba-oğul ilişkisini muzipçe ele alırken çocukların sınırsız hayal gücüne vurgu yapan duygu yüklü bir hikâye. Çağdaş Dünya Edebiyatının sevilen yazarlarından Etgar Keret’in bu incelikli öyküsünü, Mahir Ünsal Eriş İbranice aslından çevirdi. UZUN YELELİ KEDİ ÇOCUK / ETGAR KERET / CAN ÇOCUK YAYINLARI

olta

Oltacı

"Deniz küser mi diye içinden geçirdi. Küsegelen ruhlu deniz, tıpkı insanlar gibidir. İyi huylu insanlar da küsegelendir. Kendini düşündü. Küsegelen miydi? Deniz gibi miydi? Küsük deniz av vermezdi, bir yosun parçası bile vermezdi balıkçıya, bırak parmak kadar kıraçayı! Ama ince ruhluydu, bağışlayıcıydı deniz. Gün gelir gizlisindekini kin tutmadan sunar, dökerdi ortaya." Delisu’da oltacı, adı Miran. Bir oğlu var, kimine göre sakıncalı, işkencede konuşmadığı için komünistin iyisi. Hayat zor, “çeveladaki sarıkanat” gibi çırpınıyor, oğlunun kamburuna yükleyecek değil ya yaşananları… Vecdi Çıracıoğlu denizden ilham alıp yine denizi anlatırken zamanı yavaşlatıyor, acelesi olmayan bir adamın çağanoz misali tedirgin adımlarından bir ağ örüyor. OLTACI / VECDİ ÇIRACIOĞLU / İLETİŞİM YAYINLARI

kemal

Sahiden Hikâye

"Kendimizi avutalım, yarın öbür gün başımız önümüze düşmesin diye esmer diyorlardı bize. Külliyen yalandı. Ben karaydım. Gobi, benden karaydı. Ferdi karaydı. Domestos karaydı. Zülküf karaydı. Ramazan karaydı. Dilan karaydı. Zülfiye karaydı. Azat vardı bir de. Bize pek benzemiyordu. Çünkü Azat kapkaraydı. Ama en fenası Şener’di. Çünkü o beyazdı. Kimimizin gözleri siyah, kimimizin kahverengiydi. Ama Şener’inkiler yeşildi. Hacca gitmiş komşularımızın dış kapılarına sürdükleri boya gibi yeşil. Hatta türbe yeşiliydi gözleri. Benim beş kardeşim vardı. Gobi’nin dört. Ramazan’ın on iki. Zülfiye’nin dokuz kardeşi vardı. Dilan’ın altı. Azat’ın, bir kısmı üvey annesinden olmak üzere toplam on altı. Ama Allah’ın belası Şener tek çocuktu." Kemal Varol okurlarının Jar’dan ve Haw’dan bildiği, Ucunda Ölüm Var’da da bir ara uğradıkları hayalî Arkanya’nın sokaklarında geziyoruz bu hikâyelerde. Çocukça heveslerin her yaştan yoksunluklara, naif bir kalenderliğin bileyli bir mücadele azmine, hüzün ve acıların inatçı bir yaşam sevincine dolanması gibi hikâyeler de birbirine dolanıyor. Mizah ölümle, aşk oyunla… SAHİDEN HİKAYE / KEMAL VAROL / İLETİŞİM YAYINLARI

gh

Gerçek Hayat

Arzu pazarlıkları, vehimler, zalimlikler, kırklara karışanlar, kupkuru ve yapayalnız sesler, iniltiler. Fatma Aliye, Suat Derviş, Cahit Uçuk. Kim bu kadınlar? Oylum Yılmaz, geçip giden, yaşanmış olması için sözcüklere ihtiyaç duyan hayatı, ağır ağır bir bilmeceyi çözer gibi anlatıyor. Sarmaşık, sinsi bir davetkârlıkla gittiği yolu belirliyor. Ya hayat artık çiçeklenmezse? Gerçek Hayat, içi içine sığmayan aşkın, karaltının içindeki umudun yeni sesli romanı… Gerçeği yaşanmaz olunca hayaline sarılıyor herkes. GERÇEK HAYAT / OYLUM YILMAZ / İLETİŞİM YAYINLARI

cemasl

Yabancı Yayınlar

Şair, deneme yazarı ve çevirmen Cemal Süreya’nın dergici yanı, sadece efsane dergi “Papirüs”ün adını duymuş okurların bile kabul edeceği bir gerçek. Cemal Süreya, dergi çıkarmakla kalmamış, başka dergilerin ortaya çıkmasına da önayak olmuştur. Cemal Süreya’nın dergicilik alanına önemli katkılarından biri de, Mart 1968’den Ekim 1975’e kadar Fransa’da çıkan önemli edebiyat-sanat dergilerini günü gününe tarayarak yaptığı seçmeler. “Türk Dili” dergisinde “Yabancı Yayınlar” başlığı altında yayımlanan bu yazıları Bahanur Garan Gökşen ile Erol Gökşen bir araya getirip kitaplaştırdı. “Yabancı Yayınlar”, Cemal Süreya külliyatının tamamlanmasına önemli bir katkı olduğu gibi, bugünün okurlarını yarım yüzyıl öncesinin dünya edebiyatı atmosferiyle, edebiyatın ve yayıncılığın –çoğu günümüzde de varlığını ve geçerliliğini sürdüren– çeşitli sorunlarıyla buluşturması açısından da önemli bir toplam. YABANCI YAYINLAR / CEMAL SÜREYA / YKY

hyr

Hayır De!

Almanya’da savaş sonrası yıkım edebiyatının en önemli temsilcilerinden Wolfgang Borchert’in, savaşa ve faşizan baskılara karşı kaleme aldığı şiirsel manifestodur "Hayır De!". Şiirleri, öyküleri ve tiyatro oyunlarıyla Nazizme başkaldıran Borchert’in bu uzun ve son derece etkileyici şiiri, toplumun farklı kesimlerinin, savaş ve faşizm koşullarında, bu koşulları daha da ağırlaştıracak politikalara, baskı ve dayatmalara neden Hayır demeleri gerektiğini olağanüstü bir dille anlatıyor. "Hayır De!"yi özel kılan yanlardan biri de, daha yirmi yaşında kendisini dünyanın en acımasız savaşının ortasında bulmuş, insan kıyımlarının en yabanılının tüm acılarını yaşamış biri tarafından kaleme alınmasıdır. Buna rağmen az rastlanır bir yalınlıkla yazılmış, savaş karşıtı bir manifestodur. HAYIR DE! / WOLFGANG BORCHERT / YORDAM KİTAP 

ANA

Türkiye'nin Anayasa İmtihanı

2017 Nisan’ında halkoyuna sunulan Anayasa değişikliği teklifi, Türkiye’nin yönetim sisteminde köklü, “Rejim değişikliği” ölçeğinde tartışmalara veya tehdit algılamalarına zemin oluşturan bir değişim getiriyor… Üretken anayasa hukukçusu Murat Sevinç, bu anayasa değişikliği teklifinin etraflı bir analizini yapıyor. Başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistem modellerinin hiçbirine uymayan bu “Cumhurbaşkanlığı sistemi”nin kendi içindeki analiziyle yetinmiyor. Bu modeli, içinden çıkıp geldiği anayasa tartışmaları ve Türkiye sağının “millî iradeci” arayışı içinde konumlandırıyor. Ülkenin 150 yıla yaklaşan modern anayasa tarihinin serüvenini, öncelikle 2017 değişiklik teklifinin merkezinde yer alan cumhurbaşkanlığının konumuna odaklanarak, yeniden hatırlamamızı ve değerlendirmemizi sağlıyor. Sahici bir tartışmanın pek mümkün olamadığı bir ortamda, eleştirel tutumunu, sakin, serinkanlı, bilimsel olma sorumluluğuyla bağdaştıran bir çalışma. TÜRKİYE'NİN ANAYASA İMTİHANI / MURAT SEVİNÇ / İLETİŞİM YAYINLARI

glge

Gölgesinde

Irmak Zileli, kadınlığı da erkekliği de birer insanlık hali olarak ele alıyor; parçalarına ayırıp onları yeniden ve yeniden keşfetmemizi sağlıyor. Bizi, insanın insan karşısında olduğu kadar, doğa karşısındaki kibriyle de yüz yüze getiriyor. Bir yanda, bir erkeğin dört duvar arasında, aynadaki yansımasıyla karşılaşmaya dayanamayıp parçalanışına tanık oluyoruz. Bir yanda ise başkalarının hikâyelerinde kendi hikâyesini yeniden kuran bir kadının yürüyüşüne. Bir sabah, korunaklı dünyasından vazgeçen Leylâ, şehrin sokaklarında plansızca yürümeye başlar ve merkezden uzaklaştıkça dışlanmışların hayatına karışır; bildiğini sandığı, emin olduğu doğrular giderek puslanır... GÖLGESİNDE / IRMAK ZİLELİ / EVEREST YAYINLARI