Murat Gezici: ‘Hayır’ın kaderi oy kullanmayanların elinde

Cuma, 31 Mart, 2017
Gezici Araştırma Şirketi Başkanı Murat Gezici, son dönemde yaptıkları 14 araştırmaya dayanarak, referandumdan “Hayır” çıkacağını söylüyor. Tabii bir şartla; sandığa katılım oranı artarsa! Gazete Duvar'a röportaj veren Gezici'ye göre, bu referandumda kilit rolü, sandığa gitmeyecek yüzde 17’lik seçmen kitlesi oluşturuyor. Gezici'nin yaptığı bir diğer çarpıcı tespitse, bu yüzde 17’lik seçmenin yüzde 75’ini 'Hayırcı' ve çoğunlukla CHP’li kitle oluşturuyor.

Türkiye’nin kaderinin oylanacağı anayasa referandumuna iki hafta kalmışken, geçmiş seçimlerden farklı olarak miting meydanlarında, televizyon ekranlarında araştırma şirketlerinin verilerinden neredeyse hiç söz edilmiyor. Bazı araştırma şirketleri bu süreçte tarafsızlıklarını “Evet” lehine kampanyalara dahil olarak yitirirken bazıları da iktidarın hoşuna gitmeyecek verileri paylaşmamayı tercih ediyor. Öyle ki, bazı araştırma şirketleri gazetecilere konuşmaktan bile imtina ediyor. Gezici Araştırma Şirketi başkanı Murat Gezici ise referandumdan “Hayır” çıkacağını son dönemde yaptıkları 14 ayrı araştırmaya dayanarak iddia ediyor. Tabii bir şartla; sandığa katılım oranı artarsa!

YÜZDE 17’LİK KİTLE NEDEN SANDIĞA GİTMİYOR?

Gezici’ye göre bu referandumda kilit rolü, sandığa gitmeyecek olan yüzde 17’lik seçmen kitlesi oynuyor. Çarpıcı olansa, sandığa gitmeyeceğini söyleyen yüzde 17’lik seçmenin yüzde 75’inin “Hayırcı” ve çoğunlukla CHP’li oluşu. Peki bu “Hayırcılar” ülkenin gidişatından rahatsız olduğu halde neden sandığa gitmiyor? AKP’nin referandum sürecindeki en büyük hatası ne oldu? Kılıçdaroğlu’nun sağ söylemi karşılığını buluyor mu? Selahattin Demirtaş hapiste olmasa “Hayır” oranı artar mıydı? Önümüzdeki iki haftada AKP, “Evet” oylarını artırmak için ne yapabilir? Seçimde hile yapılabilir mi?

Söyleşi uzun, biz burada lafı uzatmayıp Gezici Araştırma Şirketi Başkanı Murat Gezici’ye sözü bırakalım. Ama şunu da ekleyelim ki, 2014 yerel seçim sonuçlarını en yakın bilen, 7 Haziran seçimlerini haftalar öncesinden tek bilen şirket Gezici olmuştu. 1 Kasım seçim sonuçlarını en yakın bilen iki şirketten biri de Gezici’ydi.

Referandumda seçmenin anatomisini, ihtimal ve seçenekleri şu ana kadarki en ayrıntılı biçimde analiz eden çarpıcı söyleşimize buyrunuz…

Herkesin birbirine sorduğu soruyla başlayalım. 16 Nisan’da “Evet” mi çıkacak, “Hayır” mı?

Toplumun yüzde 62.2’si kesinlikle ama kesinlikle “Evet” çıkacağını düşünüyor. Fakat yüzde 10.3’lük bir kitle ise fikrinin olmadığını söylüyor. Bunları da ağırlığına göre dağıttığımızda toplumun yüzde 69.4’ü “Evet”, yüzde 30.6’sı ise “Hayır” çıkacağına inanıyor. Buna karşın toplumun yüzde 51.6’sı “Hayır” oyu vereceğini söylüyor.

Murat Gezici'ye göre, anketlerde ortalama yüzde 51 'hayır' çıkmasına karşın seçmenin yüzde 69'u sandıktan 'Evet' çıkacağını düşünüyor. Gezici'nin bu noktadaki tespiti şöyle: “Hayır”cıların öğrenilmiş çaresizliği yine “Hayır” aleyhine işliyor. 2010 referandumunda toplumun yüzde 27’si “Evet” çıkacağını düşündüğü için sandığa gitmedi.

Murat Gezici’ye göre, anketlerde ortalama yüzde 51 ‘hayır’ çıkmasına karşın seçmenin yüzde 69’u sandıktan ‘Evet’ çıkacağını düşünüyor. Gezici’nin bu noktadaki tespiti şöyle: “Hayır”cıların öğrenilmiş çaresizliği yine “Hayır” aleyhine işliyor. 2010 referandumunda toplumun yüzde 27’si “Evet” çıkacağını düşündüğü için sandığa gitmedi. (Fotoğraflar: Tolga Aktaş)

Bu sonucu tek bir araştırmaya dayanarak mı söylüyorsunuz?

Bu süreçte yaptığımız 14 araştırmanın hepsinde “Hayır” önde çıktı. Dolayısıyla referandumdan “Hayır” çıkması çok yüksek bir ihtimal.

Bir istatistikçi olarak “Hayır”ın çıkma ihtimalini yüzde kaç olarak görüyorsunuz?

Yüzde 95 civarında! Ama “Evet”in çıkma ihtimalini toplumdaki herhangi birine sorduğumuzda, dediğim gibi yüzde 70 civarında bir oranla karşılaşıyoruz.

Son araştırmanızın değerlendirme metninde bunu “öğrenilmiş çaresizlik” olarak yorumluyorsunuz. İnsanların “Hayır” oyu vereceğini söyleyip “Evet” çıkacağına inanması sonucu etkileyecek mi?

“Evet”in yüksek oranda çıkacağı algısı seçmenin sandığa gitmesini engelleyebiliyor. Yani “Hayır”cıların öğrenilmiş çaresizliği yine “Hayır” aleyhine işliyor. 2010 referandumunda toplumun yüzde 27’si “Evet” çıkacağını düşündüğü için sandığa gitmedi. Bazı siyasi partiler de boykot etti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de toplumun yüzde 26’sı sandığa gitmedi. Sayın Erdoğan o dönem yüzde 52’yle seçildi. Bu da toplam seçmenin yüzde 38-42’lik bir bölümüne tekabül ediyor. Seçmenin yüzde 26’sı sandığa gitmeyerek Sayın Erdoğan’a destek vermiş oldu aslında. Oysa o yüzde 26’lık seçmen sandığa gitseydi, yüzde 80’i Erdoğan’a oy vermeyecekti.

16 Nisan’da sandığa gitmeyecek kitleyle 2010 referandumu ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde sandığa gitmeyecek olanlar aynı kesimler mi?

Evet. 16 Nisan’da yüzde 17-18 oranında seçmenin sandığa gitmeyeceği görülüyor. Kimdir bunlar? Yüzde 75’i “Hayır”cı! Sandığa gitmeyecek olanların yüzde 55.6’sı “sandığa gitsem de sonuç değişmeyecek”, “bir oyla bu iktidarın gücü kırılamaz” diyor. Kararsızların yüzde 69.2’si sandıktan “Evet” çıkacağına inanıyor. Çünkü insanlar gündelik hayatın her yerinde “Evet” propagandası görüyor. Sayın Erdoğan’ın “Hayır” çadırına bile girmesi bir güç gösterisi. Erdoğan bir güven gösterisi yapıyor böylece. Bu gösteri, öğrenilmiş çaresizlik içindeki sandığa gitmeyecek olan seçmen üzerinde etkili olabilir. Öğrenilmiş çaresizlik kişilerin çok sayıda başarısızlıklar yaşayarak, olayların kendi kontrolünde olmadığını, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağını düşünüp tekrar deneme cesaretini kaybetmesidir. Oysa bu çaresizlik duygusundan çıkıp sandığa gitse, onların zaten yüzde 75’i “Hayır” diyecek. “Benim HDP başkanım dahi içeride, belediye başkanlarım içeride” veya “benim genel başkanımı bile azarlıyor” gibi değerlendirmeler insanları teslimiyetçi bir havaya sokuyor ve sandığa gitmiyor. Bakın Türkiye’de iki tane seçimde neredeyse her üç seçmenden biri sandığa gitmemiştir. Bu Avrupa’da olsa kıyamet kopar. Fakat 2014 yerel seçimlerinde sandığa gitmeme orana yüzde 12. Bu, son 10-15 yılda sandığa katılım oranının en yüksek olduğu seçimdi. Çünkü insanlar yerel yöneticiyi seçiyor orada. Yerel seçimlerde kutuplaşma daha azdır. Kutuplaşma arttıkça, seçmen sandıktan uzaklaşıyor.

‘Evet’çi olup oy kullanmayacak olanların oranı ne kadar?

“Evet”çi olup sandığa gitmeyecek olanların oranı yüzde 25. Bunların sandığa gitmeme sebebi de “nasıl olsa Evet çıkacak” algısı. AKP içinde eğitim, kültür ve ekonomik durum seviyesi yükseldikçe, sandığa gitmeme artıyor. AKP’li seçmen içinde eğitim ve gelir düzeyi düştükçe, sandığa sahip çıkma duygusu hızla artıyor.

SAĞCI SEÇMEN İCRAATA DEĞİL SÖYLEME BAKIYOR

AKP seçmenindeki bu motivasyonu yaratan şey nedir?

Bu çok önemli bir soru. Türkiyeli seçmen güven duygusunu siyasetçilerin veya kurumların mali durumlarına göre belirlemiyor. Yani siyasetçinin yolsuzluk veya hırsızlık yapıp yapmamasına bakmıyor. Siyasetçinin milli ve muhafazakâr bir dili olup olmadığına bakıyor seçmen. Çünkü Türkiye nüfusunun yüzde 70’lik bloku her geçen gün sağa, milliyetçiliğe, muhafazakârlığa veya dindar zihniyete daha da yöneliyor. Yüzde 30’luk bir kitleyi ise sol, sosyal demokrat veya azınlık grupları oluşturuyor. Yüzde 70’liğin motivasyonunu yakalamanın ve sürdürülebilir hale getirmenin en etkili yolu muhafazakâr, dindar, milliyetçi bir dil. Türk bayrağının olmadığı protestolara polis daha hızlı müdahale ediyor. Ama eğer o protestoda Türk bayrağı varsa polis “gerekli görürse” müdahale eder. Sayın Erdoğan’ın cuma namazı çıkışında basın açıklaması yapması tesadüf değil. Orada artık “ben dindarım” demesine gerek yok. Muhafazakâr ve milliyetçi bir dil kullandığında seçmenini tutabiliyor. Ayrıca AKP’li seçmenin yüzde 70’i geçmişte eğitim, ulaşım veya sağlık alanında yapılmış olan hizmetlerden dolayı oy veriyor.

Fakat eğitim sistemi yap-poz tahtasına döndü. Adana’da bir yurtta çıkan yangında 10 çocuk hayatını kaybetti. Yoksulların eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimi çok kısıtlı. İnsanlar tüm bunları kendi hayatlarında idrak etmiyorlar mı?

Yüzde 70’lik bir bloktan bahsediyoruz. Bunlarla ilgili yaşanan kriz ve felaketler “milli bir dille” hallediliyor. Örneğin bir felaket yaşanıyor, vali çıkıp “Allah’ın takdiri, beterin beteri var” diyor. Krizler bu şekilde çözülebiliyor. Örneğin Soma’da 301 madenci hayatını kaybetti. Afyon’daki bir kışlada yaşanan patlamada 25 asker hayatını kaybetti. Bunlar çok ciddi meseleler olmasına rağmen iktidar bunu etkili bir milliyetçi-muhafazakâr dille atlattı. Ayrıca merkez sağda ve muhafazakâr seçmeni temsil edebilecek AKP dışında herhangi bir siyasi parti yok. “Erdoğan’dan başka kim var?” diye soruyor bu seçmen. Erdoğan giderse dindarların yine baskı altına girebileceği korkusu var. Kılıçdaroğlu’nun Alevi olduğunun hatırlatılmasının toplumda bir karşılığı olabiliyor. Toplumun yüzde 65’i “Alevi biriyle evlenmem” diyor. “Gayrimüslim biriyle evlenir misiniz?” diye sorduğumuzda da aşağı yukarı böyle bir oran çıkıyor. O yüzden ara ara bazı siyasi liderler Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini öne çıkarmaya çalışıyor. Böylece yüzde 70’lik hedef kitleye mesaj veriliyor.

KILIÇDAROĞLU SAĞ SÖYLEM KULLANARAK DOĞRU YAPIYOR

Kılıçdaroğlu’nun son zamanlarda muhafazakâr bir dil kullanması, o yüzde 70’lik blok üzerinde CHP veya “Hayır” lehine herhangi bir etki yaratıyor mu?

7 Haziran seçimlerinde deneysel bir yöntem kullandık. CHP, AKP, MHP ve HDP’nin vaatlerini, hangi partiye ait olduklarını göstermeden seçmene aktardık. Seçmene gösterdiğimiz kartlarda “ekonomik vaatlerden hangisini beğendiniz” diye sorduk. Seçmen “C”yi, yani CHP’nin vaatlerini seçti. Fakat onlara “bu vaatler CHP’nin” dediğimizde kararını değiştirdi. Beğendiği vaatlerin CHP’ye ait olduğunu öğrenince kararından geri dönenler muhafazakâr, dindar, sağda yer alan seçmen kitlesiydi. Sandığa gitmeyenlerin yüzde 68’i Atatürkçü, laik, cumhuriyetçiler. Kılıçdaroğlu bunları sandığa götürebilse daha fazla oy alacak. Yani Kılıçdaroğlu aslında sağcı bir dil kullanarak oradan maksimum yüzde 1 oranında oy alabiliyor. Oysa kendi özüne dönse, sosyal demokrat bir politika gütse yüzde 25 değil yüzde 30-32 civarında oy alabilir.

irfan1

“Türkiye eğitim sisteminde ve siyasette laikliği uygulamadığı için her geçen gün daha fazla milliyetçi, dindar ve muhafazakâr bir topluma dönüşüyor. Bu da siyasi yelpazeyi bu yönde değiştirebiliyor. Bu, örneğin Kılıçdaroğlu’nun sağ, muhafazakâr kitlelerle görüntü vermesini tetikleyebiliyor. Oysa herkes kendi partisinin özüne dönerse, aslında daha başarılı olacaktır.”

Referandum için de bu geçerli mi?

Hayır. Referandum sürecinde sol söylemlerden veya sosyal demokrat politikalardan bahsetmemek gerekiyor. Ayrıca bir siyasi partinin şemsiyesinde asla ilerlenmemesi lazım. Bu anlamda Sayın Kılıçdaroğlu’nun gayet tedbirli ve ciddi anlamda ilerlediği görülüyor. Ama “Hayır” deyip sandığa gitmeyenlerin yüzde 68’i sosyal demokrat. Bunları sandığa götürebilmek için sol söylem kurulursa, bu sefer MHP tabanındaki 70’lik “Hayır”cılar ürkütülebilir.

Yani Kılıçdaroğlu, sandığa gitmeyeceğini söyleyen sosyal demokrat “Hayırcıları” sandığa çekmek için sosyal demokratları ikna edebilir ama “Hayırcı” MHP’liler “Evet”e yönelebilir, öyle mi?

Evet, bu doğru.

MHP’li “Hayırcılar”, sandığa gitmeyeceğini söyleyen sosyal demokrat “Hayırcılardan” daha mı fazla?

Aslında sosyal demokratlar daha fazla ama AKP içinden gelen de yüzde 20 civarında “Hayırcı” var. Yani sağ kitlede “Hayır” diyen yüzde 14-15’lik bir kitle var. Diğer yandan sandığa gitmeyen yüzde 17’nin içindeki yüzde 12’lik bir kesim hiçbir koşulda sandığa gitmeyecek. Sağdaki yüzde 14-15’lik “Hayırcı” ise sandığa kesin gidiyor. O yüzden Kılıçdaroğlu’nun ortada bir yerde siyaset yapması, ortak noktalar bulması gerekiyor. Ama asla marjinal bir sol söyleme girmemek lazım. Örneğin Sayın Selahattin Demirtaş 7 Haziran propagandası sürecinde yanlış bir şey yaptı.

Nasıl bir yanlış?

Türkiye’de 58 milyon seçmenin 5’inden biri Kürt. Bu da yüzde 20 puana denk geliyor. Bu Kürt seçmenin yüzde 55-60’ı AKP’ye, yüzde 35’i de HDP’ye oy veriyor. Yüzde 15’lik bir kitle ise farklı partilere oy veriyor. Kürtlerin yüzde 77’si kendisini dindar olarak tanımlıyor. Türkiye’de en dindar kesim Kürtler. AKP’ye oy veren Kürtlerin yüzde 85’i dindar. HDP’ye gelen oylar daha seküler, demokrat. Ama HDP’ye oy verenler içinde kendisini dindar olarak tanımlayanlar da -daha ziyade geleneksel dindar bunlar- yüzde 60-65 civarında. Selahattin Bey, eşcinsel haklarını savundu, Diyanet İşleri’ni kapatacağını söyledi. Aslında bu çıkışı, sol bir parti olduğunu ve CHP’den oy almak istediğini gösteriyordu. Alevilerden, sosyal demokratlardan, liberallerden oy almak için bu söylemi kullandılar. Ama o potansiyel 7 Haziran’da konjonktürel olarak mümkün değildi. Nitekim Kürtlerden gelebilecek oyların yüzde 35’ini alabildi. Eğer biraz muhafazakâr bir dil kullansaydı, HDP 7 Haziran’da yüzde 17’yi görebilirdi. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a giderken bu hatalarını fark ettiklerini tahmin ediyorum. Örneğin Diyarbakır’da bir camide namaz kıldı, Kandil kutlaması yaptı ama iş işten geçmişti. Çünkü Türkiye 7 Haziran’dan 1 Kasım’a giderken HDP’nin PKK’yla arasına mesafe koymadığını gördü. Dolayısıyla CHP’den gelen yüzde 3 civarındaki oy da geri döndü.

Yani dolayısıyla Türkiye’deki yüzde 70’lik muhafazakâr, sağ seçmene hitap etmek, onlardan oy almak için bütün partilerin sağcılaşması mı gerekiyor?

Türkiye eğitim sisteminde ve siyasette laikliği uygulamadığı için her geçen gün daha fazla milliyetçi, dindar ve muhafazakâr bir topluma dönüşüyor. Bu da siyasi yelpazeyi bu yönde değiştirebiliyor. Bu, örneğin Kılıçdaroğlu’nun sağ, muhafazakâr kitlelerle görüntü vermesini tetikleyebiliyor. Oysa herkes kendi partisinin özüne dönerse, aslında daha başarılı olacaktır. Tabii referandum süreci bir istisna. Bu süreçte daha merkezde, halkın anlayacağı, büyük yelpazeyi kucaklayacak söylem kurmak lazım.

Kılıçdaroğlu, kendi tabanından bile tepki aldığı sağ söyleminde aslında haklı mı? Veya buna mecbur mu?

Referandum süreci açısından doğru yapıyor Kılıçdaroğlu. Fakat 7 Haziran’da da 1 Kasım’da da bunu yaptı ama sandığa gitmeyen seçmenin yüzde 85’i CHP’liydi. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdiği için sandığa gitmeyen yüzde 26’sından yüzde 85’i yine CHP’liydi. MHP’liler Ekmeleddin’e oy verdi ama CHP’liler vermedi.
SANDIĞA GİTMEYENLERİN YÜZDE 67’Sİ ATATÜRKÇÜ

Sandığa gitmeyecek CHP’lilerin oranı artabilir mi?

Evet, artabilir.

Bu çok tuhaf değil mi? Bir yandan gidişattan çok rahatsız olan ama diğer yandan çok da evinden çok uzak olmayan bir mesafeye bile gitmeyen, oy kullanmayan büyük bir kitle var…

Bizim bununla ilgili de bir Aralık 2016’da yaptığımız bir araştırma var. Sandığa gitmeyecek olanların eviyle sandık arasındaki mesafeyi sorduk. “Yürüme mesafesi” diyenler yüzde 57.8. “Gidersem özel araçla giderim” diyenler yüzde 40.6. “Toplu taşıma aracıyla gidiyorum” diyenler ise yüzde 1.6.

Bu aynı zamanda sandığa gitmeyecek olanların ekonomik seviyesini de mi gösteriyor?

Tabii. 1 Kasım’da sandığa gitmeyenlerin yüzde 40.5’i başka bir şehirde tatilde olduğunu söyledi. Yüzde 38.1’i evinde oturmuş. Yüzde 1.2’si ise sinemaya gitmiş. 20.2 ise farklı gerekçeler sundu. Tatile gidenlerin yüzde 95’i CHP’li. Sandığa gitmeyenlerin yüzde 67’si “ben Atatürkçüyüm”, yüzde 32’si “laikim”, yüzde 29’u “Türk milliyetçisiyim”, yüzde 25’i “demokratım”, yüzde 20’si “sosyal demokratım”, yüzde 16’sı “muhafazakârım” diyor. Toplamı 100 yapmaz, çünkü birden fazla seçenek verdik. Özetle, bu kesimin yüzde 70’i bilinçli, ekonomik durumu çok iyi ama öğrenilmiş çaresizlik içinde. Sandığa gitmeyenlerin yüzde 44.9’u 18 ila 27 yaş arası genç. Türkiye’de 5,5 milyon genç yaşıyor. Bu gençlerin yarısı sandığa gitmiyor. Bu gençlerin de yarısı ya üniversitede okuyor veya üniversite mezunu. Bunlar AKP dışında herhangi bir siyasi parti iktidarıyla hiç tanışmamış. AKP’nin şu an bu gençlere odaklandığı ve bunlara mektup dağıttığı görülüyor. Aslında bu referandumun kaderini gençler ve kadınlar belirleyecek.

Referanduma sunulan pakette milletvekili seçilme yaşının 18’e düşürülmesi sandığa gitmeyecek veya “Hayırcı” gençler üzerinde etki yaratmıyor mu?

18 maddiyi vatandaşa sorduk. En beğenilmeyen maddenin başında milletvekili yaşının 18’e düşürülmesi geliyor. Nitekim bazı “Evetçiler” o yüzden çıkıp “biz 18 diyoruz ama bu 21-22 yaş da olabilir” diyorlar. Aslında iktidarın en büyük hatalarından biri bu madde. Özellikle de orta yaş ve üstü seçmenin yüzde 90’ı bundan rahatsız. “Beni 18 yaşındaki bir kişi mi yönetecek” diyor orta-üst yaş seçmen. 18-27 yaş arasındaki seçmen ise bu maddeyi inandırıcı bulmuyor. Türkiye’de siyaset yapanın ekonomik durumunun iyi olması, bir torpile sahip olunması gerektiğine inanılıyor. Gençlerin yüzde 70’ten fazlası kendisinin veya çevresinden 18 yaşındaki bir gencin milletvekili seçilebileceğine inanmıyor. AKP, belli ki gençlerin sandığa gitmediği bilgisine sahip olarak bu maddeyi getirdi ama ellerinde olsa paketten hemen çıkartırlar bu maddeyi.

HDP seçmeni diğer parti seçmenlerinden farklı olarak özel ilgi ve alaka isteyen bir seçmen... bu. Ve bu kesimin güvenini sağlayan, gerçek anlamda bir liderleri vardı. İktidar seçmeni bile Selahattin Demirtaş’ın dilini çok beğeniyordu. Süleyman Demirel’den sonra, çoğulcu, esprili diliyle tüm toplumu kucaklayan ender liderlerden biridir Demirtaş.

“HDP seçmeni diğer parti seçmenlerinden farklı olarak özel ilgi ve alaka isteyen bir seçmen… Ve bu kesimin güvenini sağlayan, gerçek anlamda bir liderleri vardı. İktidar seçmeni bile Selahattin Demirtaş’ın dilini çok beğeniyordu. Süleyman Demirel’den sonra, çoğulcu, esprili diliyle tüm toplumu kucaklayan ender liderlerden biridir Demirtaş.”

Gelelim MHP tabanına…

MHP tabanının yüzde 70’i ne olursa olsun “Hayır” oyu vereceğini söylüyor.

MHP SEÇMENİ LİDERİNE İTAAT ETMİYOR

AKP’nin Türkçü-İslamcı söylemi neden bu kesimi ikna etmiyor?

Çünkü samimi bulunmuyor. Erdoğan’ın “Milliyetçiliği ayaklar altına aldık” cümlesi veya Suriye’de kaybedilen Osmanlı toprağı, çok yakın tarihte Kürt bayrağının göndere çekilmesi MHP’lileri çok ciddi anlamda rahatsız etti. Bayrakla ilgili krizi hızlıca atlatabilmek için gerekli açıklama bile yapılmadı. Fakat MHP tabanı bunları unutmuyor. MHP seçmeni, partisine en sadık kesimdir ama siyasi liderin söylemine itaat etmiyor. En önemlisi de 15-16 yıldır iktidara aç bir MHP tabanı ve kanaat önderleri var. MHP’nin oy oranı yüzde 10-11 civarında ama bunların yüzde 40’ının eğitim, kültür ve gelir seviyesi yüksek. Bu iktidara aç kesim, sorumlu olarak da Sayın Bahçeli’yi görüyor. 7 Haziran’da AKP’yle koalisyon kurmamış olmasına tepkililer.

Fakat referandum sürecinde AKP ve MHP aynı dili kullanıyor. Bahçeli’nin cumhurbaşkanı yardımcısı yapılacağı ileri sürülüyor. Binali Yıldırım bozkurt işaretleri yapıyor. Bunlar, MHP’nin referandumdan “Evet” çıkması halinde iktidardan pay alacağı anlamına gelmiyor mu?

Evet ama MHP tabanı AKP’ye güvenmiyor. Çünkü bir yıl öncesine kadar kanlı-bıçaklı bir görüntü veren iki partinin sessiz sedasız birbirine yaklaşması tabanda rahatsızlık yarattı. MHP tabanındaki yüzde 70’lik “Hayırcı” kitleyi “Evet”e ikna etmek mümkün değil.

“FETÖ, PKK, HDP, CHP hayır diyor”, “Hayırcılar teröristtir” propagandası MHP tabanında karşılık buluyor mu?

MHP seçmeninin yüzde 18.9’u “Evet diyeceğim” diyor. Sözün ettiğiniz propaganda aslında bu yüzde 18.9’u sabit tutmak için yapılıyor. Fakat bunlar zaten bu propaganda olmasa da bu kesim iktidarın nimetlerinden yararlanabilmek için “Evet” diyecek.

Avrupa ülkeleriyle yaşanan gerilim “Evet” oyunu artırdı mı?

O sorunların toplumda hiçbir karşılığı olmadı. Sadece mevcut “Evetçileri” sabit tutmada etkili oldu. “Evetin” oranı yüzde 48’di, şimdi de yüzde 48. Kararsız seçmenin yüzde 70’inin eğitim, gelir ve kültür seviyesi çok yüksek ve bunlar sosyal demokrat. Bunlar AB ile yaşanan bir sorundan dolayı endişe duyarlar. Ekonominin daha da kötüye gitmesi korkusu yaşarlar. AKP bunu fark etti ve bu olaylara hızlı bir biçimde sünger çekildi.

AKP’NİN YENİ HEDEFİ TELEVİZYON İZLEYİCİSİ

Önümüzde iki hafta kaldı. AKP, “Evet” oranını artırmak için nasıl bir hamle yapabilir?

Türkiye’de kendisini milli görüşçü olarak tanımlayan bir kitle var. İnsanlara “sen milli görüşçü müsün?” diye soramadığımız için, milli görüşçülerin oranını belirlemek için gizli bir soruyla gittik seçmene. “Sayın rahmetli Necmettin Erbakan hocanın kurduğu Saadet Partisi’nin barajı geçeceğini bilseniz oy verir misiniz” diye sorduk. “Evet” diyenlerin oranı yüzde 16.

Toplam seçmen içindeki oran mı bu?

Evet, yaklaşık 58 milyon seçmenin yüzde 16’sı milli görüşçü. Büyük bir rakam. Bu milli görüşçülerin yüzde 61’i “Evet” diyor. Geriye kalan yüzde 40 civarındaki milli görüşçünün yüzde 20’si tarafsız olduğunu, yüzde 20’si ise kesinlikle “Hayır” oyu vereceğini söylüyor. Özetle, 4 puanlık bir “Hayırcı” milli görüşçü var. AKP’nin bunları ikna etmesi lazım. Kürtlerin yüzde 45’i “Hayır” diyor. Bu da Türkiye genelinde 9 puan yapıyor. Üçüncü ikna edilmesi gereken “reformcu demokratlar.” Bunlar da ideolojiye değil ekonomiye, huzura, güvene oy veren kesim. Bunlar “Hayırcılar” içinde “Evete” en yatkın kitle. Yaklaşık 5 puanı da bunlar oluşturuyor. Dolayısıyla AKP’nin “Hayırcılar” içinde yüzde 20’lik bir hedef kitlesi var. Bu kitlenin yüzde 50’si çalışan ve evine akşam gelen bir kitle. Mitinglere, gezilere gidemezler. Propaganda yapmak için evlerinde bulamazsınız. Bunları ancak evde, saat 19’dan itibaren, televizyon başında bulabilirsiniz. Erdoğan’ın hedef kitlesi televizyon başındakiler. O yüzden de bazı diziler kaldırıldı ve haber kanalı olmayan kanallar bile canlı yayınlar vermeye başladılar. Amaç, kararsız veya “Evete” dönebilecek olan “Hayırcı” kitleyi ikna etmek.

PKK’ye yönelik olası bir askeri harekât sizce AKP’nin referandum sürecinde gündeminde mi?

Böylesi bir harekât, MHP’nin yüzde 70’lik “Hayırcı” tabanını etkileyebilir.

Kürtler içindeki yüzde 45’lik “Hayırcı” HDP’lilerden mi oluşuyor?

AKP’liler de var.

DEMİRTAŞ HAPİSTE OLMASAYDI…

Selahattin Demirtaş hapiste değil de dışarıda olsaydı, bunun “Hayır” oyu üzerindeki etkisi ne olurdu?

Öncelikle bir motivasyon oluştururdu Kürtler üzerinde. İnsanlar anketlerde hangi oyu kullanacağını söylemeye bile korkuyor. Özellikle fişlenme korkusuyla insanlar anketlere bile sağlıklı cevap veremiyor. Dolayısıyla bizim maliyetlerimiz de artıyor. Daha önce bir anketöre günde 18 anket yaptırırken şimdi 12 anket yaptırabiliyoruz. Demek istediğim, seçmenin özgüveninin yüksek olması lazım. HDP seçmeni diğer parti seçmenlerinden farklı olarak özel ilgi ve alaka isteyen bir seçmen. Eğitimde, siyasette, hizmette kendisine daha az ilgi gösterildiğini düşünen bir seçmen bu. Ve bu kesimin güvenini sağlayan, gerçek anlamda bir liderleri vardı. İktidar seçmeni bile Selahattin Demirtaş’ın dilini çok beğeniyordu. Süleyman Demirel’den sonra, çoğulcu, esprili diliyle tüm toplumu kucaklayan ender liderlerden biridir Demirtaş. HDP seçmeninin motivasyonunu sürdürmesi için bir lidere ihtiyacı var ama bir numaralı lider ve eşbaşkan Sayın Figen Yüksekdağ hapiste. Keza diğer yardımcıları, milletvekilleri, belediye başkanları hapiste. Bu ilk etapta sandığa katılımı bile etkilemişti. Fakat sonra seçmen o tutumunu değiştirdi ve sandığa gitme eğilimi arttı. 7 Haziran’da 16 Kürt şehrinde sandığa gitmeme oranı yüzde 21’di. Referandumda bu oran yüzde 15’e kadar düşebilir. Fakat şunu da söylemeliyim ki, “Hayır” oylarının önde olmasının tek sebebi Kürt seçmen. İstanbul’da da “Hayır” Kürt seçmen dolayısıyla önde. İstanbul’daki 3 milyon Kürt seçmenin yüzde 65’i “Hayır” oyu verecek.

Gelelim araştırma şirketleriyle ilgili bahse. Önceki seçimlerde araştırma şirketleri veri yarıştırıyordu. Şu anda ise “Evet” oyunu yüksek gösteren anketler bile medyada çok fazla öne çıkmıyor. Araştırma şirketlerinin pabucu dama mı atıldı?

Evet, öyle oldu ama bazı şirketlerin haftada bir anket yayınladığı görülüyor. Bunlar “Evet” ve “Hayır” oranlarından bahsetmiyor. “Gençler bu yüzden evet diyor, kadınlar şu yüzden evet diyor”’ gibi sonuçlar açıklıyorlar. Ayrıca bunların kontrol mekanizmasının zayıf olduğunu düşünüyorum. Örneğin 7 Haziran öncesinde Araştırmacılar Derneği bir çağrı yaparak yapılan anketlerin kendilerine teslim edilmesini istedi. Biz araştırma setimizi teslim ettik. Sonrasında sordum, bizim dışımızda bir de KONDA teslim etmiş. 1 Kasım’dan sonra da böyle oldu.

Yani gerçek verilerini gizliyorlar mı?

Onu bilmiyorum ama normalde biz anket sonuçlarımızı basın açıklamasıyla duyuruyoruz. Fakat bizdeki veri sisteminde anketin ayrıntıları, hangi saatte, nerede, kiminle görüşüldüğü bilgisi yer alır. Ve bizim bunun üzerinde manipülasyon yapma imkânımız yoktur.

Anketör anketi yaparken seçmen “Evet” dediği halde anket formuna “Hayır” diye işaretleyemez mi?

Yapabilir. Ama biz bunun önüne geçebilmek için, anketörün anket yaptığı yere bir gün sonra gidiyor ve anketi, sonuçlarını teyit ediyoruz. Başarımızın en büyük sırrı bu. Ben 7 Haziran’da AKP oylarının düştüğünü söyleyen tek kişiyim. Mevcut bir iktidara oylarının düştüğünü söylemek cesaret ister. Ve ben bunu yapıp en iyi sonucu alan tek kişiydim. Kıbrıs seçimlerinde de 12 anket firmasıyla yarıştık, orada büyük manipülasyonlar yapıldı. Ben 4 adayın sıralamasını ve alacağı oy oranlarını bildim ama diğerlerinin hiç biri bu sıralamayı bilemedi.

Araştırma şirketlerinin verileri seçmenin kararını etkiliyor mu?

Evet.

Peki neden AKP’ye yakın firmalar “Evetin” önde olduğunu söylemiyor?

Seçmenin yüzde 70’i “Evet”in çıkacağını düşünüyor. Ama sandığa gitmeyenlerin de yüzde 25’i “Evetçi” olduğu halde “nasıl olsa Evet çıkacak” diye düşünüp gitmiyor. Bu yüzde 25’in sandığa gitmesi isteniyor. “Hayır”ın önde olduğu sonucuna ulaşan bazı firmaların bu sonuçları paylaşmaması korkudan da olabilir, “Hayır”ın çıkmasını istememelerinden de olabilir.

SEÇİME HİLE KARIŞTIRILABİLİR Mİ?

Şu anda “Hayır”ın yüzde 51.6 olduğunu söylüyorsunuz. Bu oran ne kadar düşebilir?

Sandığa gitme oranı artarsa, bu oran asla aşağı inmez ama yukarı çıkabilir. Katılım artarsa, yüzde 51 ila yüzde 53 arasında bir “Hayır”la karşılaşabiliriz. Sandığa gitmeyenlerin oranı yüzde 17’yi aşarsa “Evet” çıkar.

Sandıkta hile yapılma ihtimali var mı?

Önceki seçimlerde farklı siyasi partilerin hileler yaptığına dair iddialar çok konuşuldu. SEÇSİS sistemiyle hile yapmak mümkün değil, kontrol mekanizması var. İktidar bununla ilgili hem kendisi hem de başkası için çok ciddi önlemler alıyor. Çünkü burada uluslararası denetim mekanizması var. Ben iktidarın SEÇSİS sistemiyle hile yapabileceğine asla inanmıyorum. Ama gerek iktidar gerek muhalefette yer alanlar, sandıkta hile yapabilir mi, olabilir. Fakat bunun sonucu değiştirebileceğini düşünmüyorum. Yüzde 1 oranında bile yapılamaz.

“Hayır” çıkarsa ne olur?

Türkiye büyük bir nefes alır ve hemen ardından merkez sağda yeni parti oluşumları başlayabilir. AKP’ye oy verenlerin yüzde 20’si yeni bir siyasi partiye oy verebileceğini ifade ediyor. Yani bu boşluk doldurulabilir.

“Evet” çıkarsa?

“Hayırcılar” 20 günlük bir depresyon geçirir ama durum tekrar düzelir. Çünkü muhalifler artık 15-16 yıllık iktidardan korkulmayacağını öğrendiler. Ayrıca “Evet” çıkarsa AKP’nin oyları ciddi oranda düşer ve MHP’ye kayar. Çünkü AKP’deki milliyetçi seçmen, MHP’yi ödüllendirmek isteyecektir. AKP’ye oy verenlerin yüzde 75-80’i geçmişte bir kez de olsa MHP’ye oy vermiş. O seçmenin önemli bir kısmı “Evet” çıkması halinde muhtemelen MHP’ye oy verecektir.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI