Ümit Kıvanç
Ümit Kıvanç

Birinci bölüm: Küçük adamlar, büyük hırslar

Perşembe, 30 Mart, 2017
İstihbaratçı emekli general, takıntılı şuursuz yetkililer, olmayacak işler...

flyn

Amerikalı emekli general hepimizi peşine taktı. Amerikan ordusunun istihbarat örgütüne (DIA) komutanlık yapmış, emekli olduktan sonra başkanın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’na yükselmiş korgeneralin yıldızları birer birer sönerken, başka yerlerde başkalarının zihinlerinde ampuller yanıyor olmalı.

Yoksa yanmıyor mu?

“Arasıra blog’çu” T. R. Ramachandran, Rusya ile şaibeli ilişkileri yüzünden ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’ndan atılan, Türkiye’nin ABD’deki lobicisi olduğu anlaşılan, Türk bakanlarla birlikte Fethullah Gülen’i “kaçırma” planları yapmakla itham edilen Emekli General Michael Flynn etrafında dönen mevzulara kafayı takan tek kişi değil, şüphesiz. (“Michael Flynn, Inovo BV, Türkiye, Fethullah Gülen ve Trump/Pence Beyaz Ev – haydi bazı noktaları birleştirelim” diyerek kolları sıvayan Ramachandran’ın toparladığı bilgilerle birlikte özetlediği görüşlerini burada bulabilirsiniz.) Hemen hemen aynı sırada bendeniz de burada benzer bir işle meşgûldüm. Bu emekli generalin hali tavrı, girip çıktığı ortamlar, Türkiye’yi yönetenlerin bu adamdan beklentileri bir tuhaf görünüyordu.

Azıcık süslersek, dramasıyla, trajedisiyle tam teşkilatlı hikâye var karşımızda. Bir de, kendi sıkıcı, yolaçtığı olaylar akıcı roman karakteri. Başkanın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı gibi, onun konumundaki biri için hayal edilebilecek en üst seviyedeki görevi ele geçirmişken ufak hesaplarla kırk çeşit numara çevirmeye çalışan, yüzüne gözüne bulaştıran, neredeyse eriştiği her şeyden olan adam, elbette her yazara pek bereketli bir karakter olarak görünür.

Fakat edebiyat âleminde ne kadar dolaşmış olursa olsun, Türkiyeli gazeteciye edebiyat haram. Zira karakterimizin hayatının bir evresinde romana bizi yönetenler girer. Her şeyi çirkinleştirir, edebiyatı edebiyat olmaktan çıkarırlar.

Michael Flynn, 20 Ocak 2017 günü Ulusal Güvenlik Danışmanı koltuğuna oturdu. Daha bir ay geçmeden (13 Şubat’ta) bu koltuktan atılmasına Rusya bağlantısının yolaçtığı söylendi. Rusya faslını hikâyemize katmayacağız. Kısaca hatırlatıp geçeyim: Emekli general, Rusya büyükelçisiyle görüşmelerini ve belki bilmediğimiz bazı başka ilişkilerini gizlemiş, Başkan Yardımcısı Mike Pence’e yanlış bilgi vermiş, yani aslında yalan söylemişti. (Karakter hakkında yazarın notu: Bunun ortaya çıkmayacağını mı varsaymış, çıkarsa ne olacağına dair düşünmemiş mi, kafası mı kıyakmış?)

Yedi bölümlük bu dizi boyunca size aktaracaklarım, generalin başını belaya sokanın yalnız Rusya bağlantısı olmadığını, olayın yalnız Amerika’da geçmediğini ortaya koyacaktır. Başka nerede geçiyor?

Hele bir Okyanus kıyısından harekete geçelim, oraya da geliriz.

GENERAL VE TAKINTISI

Rhode Island eyaletinin Middleton şehrinden çıkıp generalliğe yükselmiş iki kardeşten Michael, iyi futbol, basketbol, beyzbol oynayan, sutopundan da geri kalmayan, sporcu, atletik bir gençti, 57 yaşında hâlâ da sıkı sörfçü. Babası subaydı, annesi de asker ailesinden geliyordu. Michael’lar dokuz kardeştiler. Kardeşi Charles da Michael gibi orduda yükselip general olduğunda, Middleton, eyalet ilk defa aynı anda iki general birden çıkardığı için 6 Eylül’ü “Generals Flynn Day (Flynn Paşa’lar Günü)” ilan etti.

Üniversite aşkıyla evlenen atletik genci cankurtaranlık yaptığı sahillerden Pentagon’un istihbarat teşkilatının başına giden yol boyunca izlemek bize renkli bir hikâye sunar mıydı, bilemiyorum. Bu renklerden feragat etmek zorundayız. Yoksa, Obama döneminde Beyaz Ev’dekilere “palyaçolar” diyen -ve Obama tarafından Afganistan’daki kuvvetlerin komutanlığından uzaklaştırılan- General Stanley McChrystal ile “doğma büyüme Demokrat Partili” Michael Flynn’in dostluğunu kurcalamak, meselâ, ilginç olabilirdi.

Hikâyemize girdiğinde Flynn’in üzerinde artık üniforma değil takım elbise var. Kafasında da birtakım “fikirler”.

İstihbaratçı geçmişi sayesinde kimsenin sahip olmadığı bilgilere sahip olmasının yanısıra İslâm düşmanlığıyla temayüz eden Emekli General Flynn’in “fikirlerine” dair bir yazı yazmıştım: “General de ‘gâvura gâvur diyelim’ görüşünde…” Flynn’in fikirlerini merak edenler o yazıya başvurabilir.

Yine de ölçü verebilecek birkaçını burada aktarayım: ABD’nin öncelikli düşmanı, “radikal İslâm”. Rusya, Küba ve Kuzey Kore’den oluşan düşmanlar cephesi tehlikeyi büyütüyor. Düşmanlar elbette bunlarla sınırlı değil: Çin, Suriye, Bolivya, Venezuela ve Nikaragua da var. Ve tabiî İran. Tahran’ı nükleer bombadan vazgeçirmek imkânsız; bu ülkedeki rejimi değiştirmek şart…

Flynn’in en has ve derin fikri nedir derseniz, cevabı şu: İslâm modernite ile bağdaşmaz.

Bunu generalin -Michael Ledeen’le birlikte kaleme aldığı, 12 Temmuz 2016’da yayımlanan kitabından öğreniyoruz: The Field of Fight: How We Can Win the Global War Against Radical Islam and its Allies (Mücadele Sahası: Radikal İslâm ve Müttefiklerine Karşı Global Savaşı Nasıl Kazanabiliriz?).

Al Jazeera’ya, “İslâm, bir dine dayalı bir siyasî ideolojidir,” demişliği de var.

15 TEMMUZ’A ALKIŞ

2016’nın Ağustos ayına kadar emekli general, eli silahlı düşmanlardan çok takım elbiseli rakiplerle boğuşacağı yeni yaşantısında bu İslâm düşmanlığından “yürüyebileceğini”, önünün açık olduğunu düşünüyordu muhtemelen. Tayyip Erdoğan ve AKP’nin giderek İslâmcılaşan çizgisi, belli ki Flynn’in gözünü diktiği tehlikeli gelişmeler arasındaydı. Flynn, 2016 yılı başında, kıdemli gazeteci Seymour Hersh’e, “İslâm Devleti [örgütü] Suriye’de büyümeye başladığında Türkiye başını öbür tarafa çevirdi,” demişti.

15 Temmuz gecesi, Türkiye’de darbe girişimi sürerken, Flynn Cleveland’de ACT for America’nın yerel örgütünün toplantısında konuşuyordu.

ACT for America, kendini “milletin kâr amacı gütmeyen, parti tutmayan, en büyük taban örgütü” diye tanımlayan, beş yüz bin üyesi, binden fazla yerel birimi olduğunu ileri süren bir teşkilat. Amacı, “Amerikan kültürünü korumak ve yaşatmak” için yurttaşları bünyesine katmak, “yetiştirmek ve seferber etmek”. Alanını “ulusal güvenlik” olarak adlandırıyor. Mücadele etmeyi hedefledikleri en büyük tehditlerin başında “radikal İslâm” geliyor.

Bir tür “Komünizmle Mücadele Dernekleri” organizasyonu gibi…

Türkiye’de tanklar insanların üzerine ateş açar, jetler Meclis’i bombalarken, general, izleyicilerine, “Muhtemelen çoğunuz bilmiyorsunuzdur,” demişti, “şu anda Türkiye’de bir darbe yapılmakta.” Flynn, salondakileri az önce, Türkiye’nin “İslâmcılığa kaydığı” yolunda uyarmıştı. “Bu,” demişti general, “hâlihazırda Başkan Obama’ya pek yakın olan Erdoğan yönetimindeki Türkiye.”

Flynn, “Ordu başarıya ulaşırsa,” diye başladığı cümlenin gerisini getirmemiş, şöyle sürdürmüştü sözlerini: “Ordunun her zaman söylediği şeylerden biri, NATO’ya karşı yükümlülüklerimizi tanıyoruz, Birleşmiş Milletler’e yükümlülüklerimizi tanıyoruz, dünyanın emin olmasını isteriz ki, biz seküler bir ulusuz, öyle görülmek isteriz.”

Seyirci, Flynn’in bu sözlerini tezahüratla karşıladı, alkışladı. General memnuniyetini şöyle belirtti: “Bu, alkışlanmaya değer bir şey.”

Görüldüğü üzre, 15 Temmuz 2016 itibarıyla Flynn’in “müttefik Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu desteğe” dair hassasiyeti yoktu. Fethullah Gülen henüz Humeyni’yi andırmıyor, Usame bin Ladin’e benzemiyordu. Bu “radikal İslâmcı”nın ABD’deki okulları da Flynn’i rahatsız etmiyordu. Aksine, Türk ordusunun “İslâmcıları devirmesi” ihtimali karşısında coşkuya kapılmıştı.

YARIN: 450 BİN DOLARDAN 180 DERECE ÇIKINCA NE KALIR?

YAZARIN DİĞER YAZILARI