Kırk yamalı bohçaya astar-3

Çarşamba, 11 Ocak, 2017
Sayın vekiller umarım sizin de biraz şüpheniz endişeniz olur. Lütfen kime karşı sorumlu olduğunuza karar verin. Sizi aday gösterene mi, sizi seçene mi daha çok sorumluluk hissetmelisiniz, karar zamanı.

1980’lerin sonları 90’ların başlarıydı bu anayasaya ilk defa kırk yamalı bohça dendiğinde. On yılını bile doldurmadan baskıcı ruhundan gayrı tanınır bir tarafı kalmayacak denli değişiklikler yapılmıştı. Günümüze gelene kadar devam eden bu değişikliklerle bütünlüğünü tümüyle yitirmiş bu parça pinçik bohçaya deli gömleği gibi sarınmış ülkenin sözünde durmaz siyaseti, anayasayı yenileme vaadini yok sayıp, astar kabilinden bir değişiklik paketi önerdi. Dikiş tutmayan astar da tutmaz elbet. Allah esirgesin ama kabul edilir de uygulamaya girerse ilk birkaç ayda yeni değişiklikler elzem olur muhtemelen.
28 Aralık tarihli yazımda paketin 5. Maddesi üzerinde özellikle durmuş ve ‘bu haliyle geçerse oyum kesinlikle hayır’ demiştim. Ertesi gün madde 5, paketten geri çekildiğinde hayli hayıflandım. Keşke tümünü bir çırpıda yazsaydım belki tümünden kurtulurduk, kim bilir. Gündem izin verdikçe anayasa değişiklik paketine dair yazınca ve madde madde üzerinde durmaya çalışınca teklif genel kurulda madde oylaması aşamasına geldi bile. Oylama sırasındaki içimizi acıtacak ölçüde sakil oy gösterme pozlarına dair söylenecek çok söz var ama zaman ve emek harcamaya değmeyecek. Parlamento saygınlığına halel getiren parlamenterler görmek azap veriyor demekle yetineyim en iyisi.
Komisyonda görüşmeler sürerken 5 ve 15. maddelerin geri çekilmesi isabetli oldu. Geri çekilen madde 14 ise şahsen biraz zihnimi bulandırdı. Üst düzey devlet görevlilerinin atanmasıyla ilgili olan madde 14 ikili, üçlü kararnamelerle yapılan atamaların yetkisini salt cumhurbaşkanına veriyordu. Şimdi iptal edildi ve yeni bir düzenleme yapılmadı. Bu durumda paket kabul edilirse başbakanlık kurumu da kalkacağına göre bu atamalar nasıl yapılacak? Büyük bir soru işareti… Genel kurul süreci başlamış olmasına rağmen milletvekillerimizin dikkatini çekmek umuduyla önemsediğim maddeler hakkında yazmaya kaldığım yerden devam ediyorum.
Madde 11 Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar için meclis soruşturması açılmasını düzenleyerek siyasal sorumluluk getirmiş. Yasama organına yürütme karşısında hatırı sayılır bir denge rolü sunmuş. Ancak bu maddeyle yasamaya tanınan soruşturma yetkisi sonuçları itibariyle çok büyük bir çelişkiyi içinde barındırarak bu denge rolünü işlevsiz kılmış görünüyor. Şöyle ki maddeye göre, parlamentoda cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında “görevleriyle ilgili işledikleri suçlardan dolayı” soruşturma açılabilirken prosedürün sonunda ancak yüce divanda “seçilmeye engel bir suçtan dolayı mahkûm olurlarsa” görevlerinden ayrılacakları hükme bağlanıyor. Görevleriyle ilgili suçlar eğer seçilmeye engel suçlar değilse yüce divanda mahkum olsalar bile görevlerine devam edebilecekleri sonucu çıkıyor ki bu da siyasi sorumluluğun işlevsiz kılınmasından başka bir şey değil. Yani yasamanın yürütme karşısındaki denetim rolü kağıt üzerinde kalacak, yürütmenin gücünü dengeleme imkanı olmayacak sonucu çıkıyor karşımıza.
Karşılıklı fesih olarak tanımlanabilecek seçimlerin yenilenmesi yetkisini düzenleyen madde 12 tam bir fecaat. Meclis 3/5 oranıyla seçimlerin yenilenmesine karar verirken buna karşılık cumhurbaşkanı tek kişi olarak bu yetkiye sahip kılınıyor. Meclisin feshi anlamına gelen seçimlerin yenilenmesi kavramı sadece bu maddeden değil akıllardan dahi çıkarılmalı. Böyle bir yetki meclisin kendisine bile tanınmamalı. Yapılacak şey sadece erken seçim kararı alma yetkisi olabilir. O yetki de sadece meclise tanınabilir. Erken seçim kararı meclis üye tam sayısının 3/5 nisabıyla hükme bağlanabilir. Meclise dahi bu yetkinin verilmesi kabul edilemezken cumhurbaşkanına bu yetkiyi veren 12. Maddenin geri çekilmesi gerçekleşmediği için sorumluluk mecliste. Genel kurul bu maddeyi düşürmeli. Parlamenterler, parlamentonun kaderini tek kişiye, cumhurbaşkanının keyf-i şahanesine takdim edecek olan bu maddeyi onayladıklarında kendi varlık sebeplerini inkar etmiş olurlar. 1876 yılında başlayıp uzun kısa çeşitli fasılalarla da olsa devam etmiş parlamento geleneğimizi dinamitlemeye kimsenin hakkı yok. Hele 15 Temmuz gecesi bombalandığında mecliste direnen, F-16’lara pabuç bırakmayan vekilleri düşününce havsalam almıyor, bu maddenin komisyonda onaylanmasını. Fakat genel kurul başka… Sayın vekiller genel kurulda her biriniz kendi iradenizle baş başasınız. Parti baskılarına ve tüm siyasi taktiklere rağmen siz kendi oyunuzdan sorumlusunuz. Bu maddeye kabul oy verdiğiniz takdirde ne olacağını düşünmekle yükümlüsünüz. Şunu peşinen şöyleyeyim bu maddeyi içeren bir paketin referandumda kabul edilmeyeceğine şüphem yok zaten. Ama sizler mecliste bu maddeyi kabul ederseniz torunlarınızın yüzüne bakamamak yüzleşeceğiniz sonuçların en hafifi olur. 250 şehit, 2 bin yaralı, o gece ve takip eden haftalarda fiilen ve dualarıyla demokratik onur mücadelesi veren insanlar bir daha sizin yüzünüze bakmaz. Bir mahşeri vicdan vardır ve sizin oyunuz o vicdanda ne şekilde anılacağınızı belirleyecek. Salt 12. Madde bile buna yol açacak benim hiç şüphem yok ama sayın vekiller umarım sizin de biraz şüpheniz endişeniz olur. Lütfen kime karşı sorumlu olduğunuza karar verin. Sizi aday gösterene mi, sizi seçene mi daha çok sorumluluk hissetmelisiniz, karar zamanı.
Olağanüstü hal yönetimi başlığı taşıyan madde 13, 80 milyonluk ülkenin kaderini tek kişiye teslim eden hükümler içermekte. Komisyonda iyileştirilmesi umulurken olağan üstü hal yetkisinin yanına seferberlik hali yetkisi de eklenerek, dudak uçuklatır hale getirildi. Bir ülkenin hali ve geleceği tek kişinin iki dudağı arasında… Hiçbir korku filminde böyle korktuğumu hatırlamıyorum. Ya siz sayın vekiller, sizler seferberlik hali nedir, hiç düşündünüz mü? Neler olur seferberlik ilan edildiğinde? Hayatlarımızdan neler gider ve neler gelir, gündelik yaşantımıza, bir düşünün. Bu maddeyi oylamadan evvel seferberlik nedir öğrenip o renkli pulları öyle kullanın. Ettiğiniz yemin ve aldığınız oylar, tek kişinin iki dudağı arasına bu kaderi teslim etmeniz için miydi, düşünüp öyle doldurun o zarfı.
Madde 13 ilginç çağrışımlar da yaptırıyor bana. 82 anayasası milyon kez yapılan değişikliklerden evvel en başında hak ve özgürlükler bahsindeki gariplikle hiç aklımdan çıkmaz. Özgürlükleri birkaç satırda tadat eder ve ardından uzun upuzun bir paragrafla özgürlüklerin kısıtlanma sebeplerini sayardı. Anayasanın dibacesini, başlangıç hükümlerini filan bırakalım bir tarafa özgürlükleri kısıtlamak için bu kadar çok sebep icat edip bu kadar uzunca yazması darbe anayasasının ruhunu ortaya koyuyordu zaten. 21 madde olarak teklif edilip genel kurula 18 madde halinde sunulan bu anayasa değişiklik paketi de olağan yönetim tasavvur etmediği hissi verdi bana. Bunca geniş yetki ve minik pakette kapladığı hacim, olağanüstü halin olağanlaşacağı bir düzen arzusu izlenimi veriyor. Hem altı aydan başlatılıyor hem yenilenmesi halinde dört aylık dönemler öngörülüyor. Bitimsiz olağanüstü hal şartları vaat eden bir anayasa değişiklik paketi, milletvekilleri aldıkları vekaletin sorumluluğunu idrak ettiği takdirde bu mecliste geçer oy alamaz.
Ama…


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI