Ümit Akçay
Ümit Akçay
  • uakcay@gazeteduvar.com.tr

Gidişat nereye?

Çarşamba, 11 Ocak, 2017
Faiz artışının, zaten durgunlaşan ekonomik büyümeyi büsbütün boğması, ekonomi yönetiminin en önemli endişesi. Hele ki önümüzde Türkiye’nin kaderini etkileyecek bir referandum belirmişken. Zira Kasım ayı sanayi üretimi verileri sanayi üretiminin durduğunu gösteriyor.

Geçen haftaki yazıya şöyle başlamıştım: “Artık adını koymak gerekiyor: Türkiye ekonomisi krizde ve krizin adı, stagflasyon”. Bu yazıda, yapısal unsurlardan ziyade güncel gelişmelere değineceğim. Zira güncel gelişmelerin temel tespitleri etkileyebilme potansiyeli olan bir dönemden geçiyoruz.

KUR FREN TUTMUYOR

TL’deki değersizleşme bir süredir hızlandı. Bu hareket 2017 başına kadar diğer ülke paraları ile beraber hareket ediyordu, bunu dolar endeksinden takip edebiliyoruz. Ancak geçtiğimiz on gündür dolar endeksi düşüşte olmasına rağmen, yani diğer paralar dolara karşı değer kazanırken, TL bu trendin dışında kaldı. Piyasa tabiri ile söylersek “negatif ayrıştı”. Aşağıda 30 Aralık 2016-10 Ocak 2017 arasında farklı ülke paralarının dolara karşı pozisyonunu gösteren bir tablo var.

Kaynak: Bloomberg

Kaynak: Bloomberg

Tablodan da net bir şekilde görüldüğü gibi, TL dolar karşısında dünyada en çok değer kaybeden para birimi durumunda. On günde yüzde 7’ye yaklaşan bu çöküş, Trump ile başı dertte olan Meksika’nın iki katından fazla. Daha da ilginci, Meksika ve Türkiye dışındaki ülkelerin paralarında ciddi bir değer kaybı olmayan bir dönemde gerçekleşiyor bu. Dolayısıyla ilk tespitimizi yapalım: TL’nin değersizleşmesi hızla devam ediyor.

KÜRESEL SERMAYE HÜKMÜNÜ İCRA EDİYOR

Yılbaşından beri TL’deki hızlı değersizleşme ve bu gidişatın nerede duracağının kestirilememesi, uluslararası sermaye çevrelerinin endişelerini yüksek sesle dile getirmeye başlamalarına neden oldu. Financial Times’ta üst üste çıkan yazılar özellikle dikkat çekicidir. Bu seslerin ortak yönü (mealen) şudur: “Türkiye’ye yatırım yapmak daha riskli hale geliyor. Yine yatırım yapılabilir ancak bunun karşılığında faiz artırılmalıdır”. Nitekim Commerzbank tarafından yapılan “TCMB, keskin faiz artırımına gitmeli” yorumu, bu sesleri özetliyor.

Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in yaptığı son değerlendirme, Türkiye’deki bankacılık sistemi ile ilgili. Moody’s, “banka kârlarında ciddi düşüş beklendiği ifade ederek, bankaların varlık kalitesinin de kötüleşeceğini öngörüyor”. Moody’s’in bir başka vurgusu ise bankalardaki batık kredi oranının yüzde 4 düzeyini geçebileceği üzerine. Moody’s’e ek olarak ay sonunda Fitch tarafından yapılacak değerlendirme de önemli olacak. Bu çerçevede, ikinci tespitimiz, küresel sermayenin Türkiye’ye gelmek için daha isteksiz hale geldiğidir.

24 OCAK KARARI?

Merkez Bankası 10 Ocak’ta bu gidişata iki kanalla müdahale etti. İlki TL likiditesini kısmak, ikincisi de döviz cinsinden zorunlu karşılık oranlarını düşürmek oldu. Bununla 1.5 milyar dolarlık bir ilave likidite sağlanmış oldu. Ancak bu müdahalenin etkisi iki saatte buharlaşıp uçtu. Tıpkı Kasım ayındaki faiz artışının buharlaşması gibi. Şimdi önümüzde 24 Ocak’ta yapılacak olan Para Politikası Kurulu toplantısı var. 24 Ocak’a kadar bir olağanüstü toplantı yapmak zorunda kalmasa dahi (ki Ocak 2014’teki gibi bir olağanüstü toplantı ihtimali hiç de az değil) Merkez Bankası’nın önündeki seçenekler sınırlı.

Faiz artışının, zaten durgunlaşan ekonomik büyümeyi büsbütün boğması, ekonomi yönetiminin en önemli endişesi. Hele ki önümüzde Türkiye’nin kaderini etkileyecek bir referandum belirmişken. Zira Kasım ayı sanayi üretimi verileri sanayi üretiminin durduğunu gösteriyor. Diğer yandan TL’deki değersizleşme bu hızla devam ederse, özel sektör kaynaklı bir borç krizi gibi, faiz artışının yaratacağı etkiden çok daha büyük hasarlar oluşabilir. Her ne kadar büyük firmaların ve mega projeleri üstlenen şirketlerin döviz borçlarına Hazine garantisi getirilmiş olsa da, TL’deki değersizleşme bu sefer bütçeye baskı oluşturacaktır. Dolayısıyla 24 Ocak’ta yapılacak tercih, ancak en az maliyetli olanı seçmek şeklinde olacaktır. O zaman üçüncü tespiti de ekleyebiliriz, ekonomik durgunluk ortamı derinleşiyor ve buna müdahale giderek zorlaşıyor.

ARA SONUÇ: DOLU DİZGİN STAGFLASYONA!

Yukarıda, yılbaşından bu yana yaşanan gelişmeleri izleyerek üç tespit yapmış olduk. Özetleyelim:

İlk tespitimiz TL’deki değersizleşmenin hızla sürmesidir. Bunun etkilerini enflasyonun artışı olarak göreceğiz. Bu kaçınılmaz. Zira son iki ayda benzin yüzde 9 zamlandı, gerisi de gelecek. TL’deki değersizleşmenin sonuçlarından biri, enflasyondaki artış olacak.

İkinci tespitimiz, küresel sermayenin Türkiye’ye girmek için daha isteksiz hale geldiğidir. Bu da ilk tespiti destekler nitelikte. Önümüzdeki dönemde net sermaye çıkışlarının yaşanması yüksek bir ihtimaldir. En iyi olasılık, borçlanma maliyetlerinin artması olacaktır.

Üçüncü tespit ise, üretimindeki yavaşlama emarelerinin devam etmesidir.

Bu üç tespit bizi şu sonuca götürüyor: stagflasyonist kriz ortamı derinleşecek. Ekleyelim: başkanlık referandumu, stagflasyonist kriz eşliğinde, yani enflasyonun arttığı ve ekonomik aktivitenin yavaşladığı bir dönemde yapılacak.


Ümit Akçay kimdir?

Güncel olarak ekonomik krizler, merkez bankacılığı ve finansallaşma alanlarıyla ilgilenmektedir. Akçay, Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş: Küresel Kapitalizmin Geleceği (Ankara: Notabene, 2016) kitabının ortak yazarı ve Para, Banka, Devlet: Merkez Bankası Bağımsızlaşmasının Ekonomi Politiği (İstanbul: SAV, 2009) ile Kapitalizmi Planlamak: Türkiye’de Planlamanın ve Devlet Planlama Teşkilatının Dönüşümü (İstanbul: SAV, 2007) kitaplarının yazarıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI