Hrant Dinki anıyoruz
Kültigin Kağan Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut  

Sansürde ne durumdayız?

Sansür artık eskiden tartıştığımız formattan farklı şekillerde işliyor. Şu anki ülke gündeminde sansürü nasıl tartışacağız?

Sansür Türkiye’nin her döneminin mükerrer gündem konularından biri. Ancak son dönem ülke siyaseti ve dünya konjonktüründe edindiği rol sansür olgusunu şu ana kadar ele aldığımız formattan farklı bir şekle dönüştürüyor. Ne ülke eski ülke, ne sansür eski tip sansür, ne de izleyicisinden sanatçısına, kurumundan devletine aktörler aynı şekilde pozisyon alıyor. Aktörlerin ve alınan pozisyonların birbiri içine aktığı, nihai aşamada kimin hareketinin kimin çıkarına işlediğinin tahmin edilemediği bir dönemdeyiz.

En başta vurgulamamız gereken farklılık, sansürümüz artık dünya basınında. Nasıl ülkenin diğer gündemlerine ilgi gösteriliyorsa sansür de artık dünya basınına giriyor. Çok değil beş yıl önce yükselen sanat ekonomisi raporlarında adı geçen Türkiye sanatı artık sansür listelerinde öne çıkıyor. Yılın kayda değer kültür politikalarını derleyen Createquity’nin 2016 listesinde İtalya’nın 18 yaşına giren gençlere verdiği kültür hibesi, kitle fonlamalarının başarısı, sanal ve artırılmış gerçekliğin bir sanat formu olarak kabul edilmesi gibi başlıkların yanında Türkiye’de sanatçılar ve entelektüeller üzerindeki baskı yer aldı. ABD merkezli Hyperallergic’in sanat dünyasının güçlü isimleri listelerine nazire olarak hazırladığı en güçsüzler listesine “Türk sanat sahnesi” girmeyi başardı. Aynı yayının yılın sansür gündemleri listesinde de yerimizi aldık. Türkiye’de yaşanan sansür vakalarının dünya basınında yer alması önemli bir done olarak elimizde dursun.

Şimdi de kendi gündemimize gelelim. Sanatta sansür vakalarını araştırarak, belgeleyip analiz ederek bir bellek oluşturmayı amaçlayan Siyah Bant oluşumu çalışmalarında sansürün değişken boyutlarını suçlayıcı ya da yargılayıcı olmadan ele alarak aktörlerin pozisyonların irdeliyor. Siyah Bant sansür kavramını en geniş tanımıyla ele alıyor. Son yüzyıllık dönem sansür otoriter bir merkezden direkt olarak geldiği ve sonuç ürünün ortadan kaldırılmasına yönelik olarak işliyordu. Ancak bir süredir yasalar ve kolluk kuvvetlerinin yanında hedef gösterme, saldırı, normalleştirme, aracı kurumlar, ekonomik gücün dışına itme gibi farklı aktörlerin yer aldığı sansür süreçlerini izliyoruz. Sansürde devlete ve yasalara ihtiyaç kalmayan bir dönemdeyiz.

Bütün bu sansür gündemi değerlendirme şeklimize gelelim. Siyah Bant işbirliğiyle Özge Ersoy tarafından hazırlanan “Aldım Verdim Ben Seni Yendim, Türkiye’de Sanatsal İfade Özgürlüğü Bağlamında Sanatçı, Küratör ve Kurum İlişkileri” raporunda çağdaş sanat alanında son dönem yaşanan sansür vakaları üzerinden sansürle ilişkilenme biçimimiz ele alınıyor. Bu raporda yer alan aktörlerin görüşleri sansürü ele alış ve tartışma biçimimiz açısından önemli doneler sunuyor. Yuvarlak masa toplantısı, paneller ve özel görüşmeler ekseninde ilerleyen raporun hazırlanış biçiminin örnek bir çalışma olduğunu vurgulamak gerek.

Ersoy’un raporu temel olarak hassasiyet ve sorumluluk ilişkilerini tartışmaya açıyor.  Son dönem sansür vakaları sonrası yaşanan tartışmalarının popüler terimleri olan hassasiyet ve sorumluluk sansürün işletilme ve içselleştirilme sürecine dair önemli şeyler söylüyor. Sanatçının özgürlüğüyle işin özgüllüğü, kurumun bekasıyla toplumun çıkarları arasında dönen bu çekişmede sansürün nerede başlayıp nerede bittiğini tartışmak da bir o kadar zor.

Raporun bir diğer önemli tartışma başlığı da bireysel ve kurumsal otosansür. Dediğimiz gibi devletin sansürüne gerek kalmadan sansürün farklı aktörler tarafından sonuç ürüne ulaşmadan işletildiği bir dönemdeyiz. Tutuklamaların, saldırıların, işten atılmaların art arda yaşandığı şu dönemde böyle bir sansür mekanizmasının işlemediğini söylemediğini söylemek zaten abes olur. Yeşim Ustaoğlu’nun filminin 18+ ibaresi almamak için kesilerek vizyona girmesi sansür tartışmalarımıza dair örnek vakalar olarak önümüzde duruyor.

Ancak artık farklı bir dönemdeyiz. Fiziki saldırılar gerçekleşiyor, hukuki yaptırımlar gayri hukuki biçimde işlerliğe sokuluyor, yasalarda olsa da toplumsal baskı sonucu uygulanmayan yaptırımlar birden hatırlanır oluyor. Böyle bir dönemde sanatçıların, sanat kurumların, destekçi kurumların, aracıların ve izleyicilerin rolü iç içe geçiyor. Kimin suçlu olduğuna nasıl karar vereceğiz? İleriki süreçte çokça tartışacağımız bir konu olarak sansür gündemimiz cepte dursun.

Özge Ersoy tarafından hazırlanan Siyah Bant raporunun tamamı için: http://www.siyahbant.org/wp-content/uploads/2016/07/Siyahbant_Arastirma_KuratoryelPratikler-2.pdf

YAZARIN DİĞER YAZILARI