Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Hiper sağın süper cumhurbaşkanı-2: Tiranlığın freni olmaz!

Salı, 13 Aralık, 2016
Anayasa teklifinde tek makamda güç yoğunlaşması için her şey var ama temel hakların güçlendirilmesi ve yürütmenin yeni güçlü figürüne karşı denge oluşturacak bir şey yok. Ha, Amerikan sisteminden bir madde var: Cumhurbaşkanı doğuştan Türk vatandaşı olacak. Yargı, TRT ve AA gibi tarafsız olacak.

“Anayasa değişikliği teklifiyle sunulan model, Türkiye’nin sistem tecrübesi ve dünya hükümet sistemi pratikleri gözetilerek geliştirilmiş rasyonel bir modeldir.”

Rasyonel? Bir “rasyo”su, “ratio”su var yani diyor. Aklın yolu birdir. Bir rasyosu var gerçekten ve fakat bu rasyo çokça dillendirilen “ortak akıl”a ya da felsefi rasyonalizme pek bağlı değil. Bu devlet yöneticisini zıllullahı fil alem ve gök tengriden kut almış ulu hakan olarak gören iki kadim geleneğin hiyerarşik rasyosu. Hiper sağın süper yönetici modeli.

BİR TEK ‘FREN’ MEKANİZMASI YOK

Teklif hakkında bir iki gözlemle daha devam edelim:

Tüm teklif boyunca bir tek “fren” mekanizması yok. Tek kişide temerküz etmiş yasama ve yürütme gücünün rasyosu bunu gerektirir.

Çeşitli “kısıt”lar var tabii ki, birini dün yazdık, işte cumhurbaşkanı yüksek öğrenim görmüş olmalı. Bir de Amerikan sisteminden alınan “doğuştan vatandaş” kısıtı var. Doğuştan vatandaş? “Başkanlık olsun ama ABD’deki gibi denge-fren olsun” diyene okkalı cevap kabilinden konulmuş sanki: İşte, tıpkı Amerikalılar gibi doğuştan vatandaş olacak, daha ne isteyelim? Yerli ve millidir Amerika, icabında.

Hemen belirtelim: Doğuştan vatandaş olma şartı, “vatandaşlık” ve siyaset bağıyla ilgili doğrudan doğruya bir ikilik getirmiş oluyor. Amerikalıların öyle yapması, meseleyi ne demokratik hale getirir ne de “rasyonel.” Vatandaşlık hukukunun geçmişi ayrımcı, dışlayıcı, ırkçı hükümlerle dolu bir ülkede bu ayrımları temizleme çabasının geri dönüş noktasıdır burası. “Çok vatandaş, az vatandaş” ayrımı nedeniyle çok eziyetler üretmiş bir ülkede, bu yeni ayrıma çok mu gerek vardı diye sormak belki de abes yeni kurulan MC devletinde, kim bilir. Ama insanız işte ve burada yaşayacağız, kendimizi tutamıyoruz.

*

Teklifteki hem anayasa yapma-yazma tekniği hem de siyasal sonuçları itibarıyla çok ciddi sıkıntıyı Murat Sevinç Diken’de yazdı, yazıya buradan bakabilirsiniz, biz özünü söyleyelim: Cumhurbaşkanı iki dönem görev yaptıktan sonra bir dönem daha yapabilir, belki de bir daha… Murat hoca içeriğe girmeyeceğini söylüyor, umarım sözünü tutmaz.

MÜJDE! YARGIYA ‘TARAFSIZLIK’ GELDİ

Teklifin ilk maddesi, “yargı” ile ilgili. Anayasa’nın 9’uncu maddesi şöyleydi ya:  “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” Burada “Bağımsız”a “ve tarafsız” eklemesi yapıldı. Ne hoş! Hiç taraflı mahkeme olur mu? Sahi, ilk halini yazanlar “taraflı” mahkeme mi istemişlerdi?

Önce, mevcut halin niye öyle yazıldığını az kurcalayalım: Mahkemelerin bağımsızlığından murat, yasama ve yürütmeyle ilişkileridir. Mahkemeleri başka bir devlete, başka bir kanunlar toplamına filan bağlı olacağı ihtimalinden değil. (Tabii yazıldığı zaman “Gülen cemaati” meselesi bilinmiyordu, en azından böyle bilinmiyordu. Neyse.) Özetle “güçler ayrılığı”nın gerektirdiği bir vurgudur bu.

“Tarafsızlık” ise yargının niteliğini belirleyecek bir figürüne, üç yargı öğesinden birine ilişkin özel bir vurgudur. Yargıda “tarafsızlık” diye bir şey var ve bu öncelikle doğrudan doğruya yargıcın niteliğidir: Yargıç, tarafsız olmak zorundadır. Yargıç tarafsız ise yargı artık kolay kolay “taraflı” olmaz.

Peki yargı nasıl tarafsız olur? Yargı sadece yargıçtan oluşmaz: Savcı, adında var “Cumhuriyet”in kişisidir ve “kamu” yani devlet adına dava açtığı, suçladığı kişinin karşı tarafındadır. Suçlanan kişi de bir taraftır ve onun da “kutsal” olduğu söylenen ama pratikte var mıydı yok muydu hiçbir zaman emin olunamayan, O.C. (OHAL Cumhuriyeti) döneminde de tamamen sıfırlanmış olan savunma hakkı vardır. İşte bağımsız mahkemelerin yargıçları, davada karşı karşıya gelen taraflara iltimas geçmeden, birine yontmadan “vicdani kanaat”ine göre kanunları uygularlar. Tarafsızlık budur.

‘OLMASI GEREKENİ YAZDIK’

Mahkemelerin “tarafsız” olduğu vurgusunun sebebi ne peki? Gerekçe şöyle diyor: “Yargı bağımsızlığının tarafsızlığı da içerdiğini vurgulamak amacıyla, 9 uncu (resmi belgelerde imla sorunu çözülecek mi bir gün?) maddeye yargının tarafsızlığı ilkesi eklenmektedir.”

Evet, yargı bağımsızlığı, yargıcın tarafsızlığının güvencesidir ve dolayısıyla yargının tarafsızlığından söz edilecekse yargı bağımsızlığının mutlaka varlığı gerekir. Yani kanun koyucu (teoriye göre kanun koyucu abesle iştigal etmez) zaten Anayasa’da var olan bir normun daha da vurgulanması için yaptık bu işi diyor. Peki o zaman soralım: HSYK yerine kurulacak hakimler ve savcılar kurulunun (artık yüksek değil, ne güzel eziyoruz elitizmi) üyelerinin yarısını meclis, kalan yarısını yeni cumhurbaşkanı atayacak. Hani 2010’de yargıya seçim geliyor diye satılan düzenlemeden bambaşka bir yere geçiliyor. Yargı, kendisini atayacak, istediği zaman görevden alacak bir cumhurbaşkanına karşı nasıl bağımsız olacak? Bir tedbir gerekmez mi?

BİR İTİRAF: MECLİS’İN SEÇMESİ DEMOKRATİK!

Hal böyleyken, yargı bağımsızlığının şartı niteliğindeki hakim güvencesi ve adaletin şartı niteliğindeki silahların eşitliği konusunda gerekli düzeltmeler yapılmadan, yargının yeni ve güçlü yürütmeye karşı bağımsızlığı için hiçbir ek güvence getirmeden, oraya “tarafsız” lafı yazarak sadece yeni sorunlar üretilir. Üstelik yeni cumhurbaşkanına “üst düzey kamu görevlilerini atama ve görevden alma” yetkisi kayıtsız şartsız verilmişken.

Nitekim, teklifin gerekçesinde yargı konusunda öngörülen hükümlerin en azından yarısının hiç de “demokratik” olmadığı (mefhumu muhalifle) itiraf ediliyor; teklifin 17’inci maddesinin gerekçesi:

“Maddeyle, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mevcut yapısı ve uygulamalarında ortaya çıkan sorunların giderilebilmesini teminen Kurul yapısı yeniden tasarlanmaktadır. Bu çerçevede yeniden yapılandırılan Kurula Meclisin de üye seçmesi öngörülerek Kurulun demokratik meşruiyeti güçlendirilmektedir.” (Dilin berbatlığı, işin acelesinden mi, önemsizliğinden mi?)

Çok açık değil mi: “Kurulun demokratik meşuriyeti” Meclisin üye seçmesiyle güçlendirilmektedir. Meclis, üyelerin yarısını seçecek. Bu da demokratik meşruiyeti güçlendirecek. Doğru elbette. Peki öbür yarı için demokratik meşruiyet yok mu? Olsa yazmazlar mıydı?

Mevcut HSYK’da 22 asıl, 10 yedek üye var. Asıllardan biri bakan, biri müsteşar. Kalan 20 üyeden dördünü cumhurbaşkanı seçer. Kalanları da yargı kurumları (Yargıtay, Danıştay, Adalet Akademisi) kendi seçer. Şimdi, “yargıçların yargıçları seçmesi” bir kapalı devre güç odağı, yani bir tür oligarşi yarattığı eleştirileriyle karşı karşıya kaldı. 2010 referandumunda “yargıya seçim geldi” diye yeni düzenlemeler allanıp pullanarak satıldı. Yeni dönemde 12 üye var. Biri bakan. Müsteşar da onun yedeği gibi. Kalan 11 üyenin beşini cumhurbaşkanı atayacak. Kalan altı üyeyi de Meclis.

BAĞIMSIZLIK KISTASI: TRT

“Taraf”sızlığa ilişkin son bir not: Mevcut anayasada “tarafsız” kelimesi üç kere geçiyor. İkisi cumhurbaşkanlığıyla ilgili 101’inci maddede. E artık “partili” cumhurbaşkanlığına geçtiğimize göre bu kelime elde kaldı. Parça arttı yani, milli olduğunu buradan da anlayabiliriz. Sanki kelimeye kıyamamış kanun koyucu, “yargı”nın nitelikleri arasına yazıvermiş.

Bir de üçüncü var, ona nedense dokunulmamış; mevcut Anayasa madde 133 son fıkra: “Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.”

Eh, artık yargımızın bağımsızlığı ve tarafsızlığı için hedeflenen çıtayı ilan edebiliriz: TRT ve Anadolu Ajansı kadar. Nasıl, rasyonel gelmedi mi size de?

YAZARIN DİĞER YAZILARI