Ümit Akçay
Ümit Akçay
  • uakcay@gazeteduvar.com.tr

Direksiyonda biri var mı?

Pazartesi, 31 Ekim, 2016
Türkiye ekonomisinde duraklama eğilimleri güçlenirken, ekonomi yönetimi dağınık bir görüntü sergiliyor. Aralık'ta FED’in faiz artırımı ile Türkiye gibi ülkelerden kuvvetli fon çıkışları yaşanınca ne yapılacağı, ekonomi yönetiminin mevcut yapısını göz önüne aldığımızda endişe verici nitelikte.

Türkiye’de ekonomi bürokrasisi, ekonomik sorunları yönetmekte gittikçe daha çok zorlanıyor. Bu, giderek daralan devlet kapasitesinin ekonomi alanına bir yansıması olarak görülebilir. Dış siyaset alanında görülen yalpalamalar yargıdaki sorunlardan, eğitim sistemindeki gerileme üniversitelerin acıklı halinden bağımsız değil. Tüm kurumsal yapı, “hukuki durum-fiili durum” geriliminden etkileniyor. Ancak ekonomi alanında “Ankara’da direksiyonda biri var mı?” sorusunu sorduracak sorunlar çok katmanlı. Ekonomi yönetiminin karşılaştığı zorluklar, yapısal çelişkiler, strateji sorunu, kurumsal dizayn sorunları ve yönetimsel sorunlar olarak dört farklı düzeyde ele alınabilir. Dört düzeyde yaşanan bu sorunlar ise özellikle ekonomik canlılık dönemlerinde değil duraklama dönemlerinde daha belirgin hale geliyor.

YAPISAL ÇELİŞKİLER

Ekonomi yönetimlerinin yapısal sorunları sadece son döneme özgü değil. 1929 krizinden sonra devletler, konjonktür karşıtı ekonomi politikalarını uygulamakla ve ekonomiyi enflasyon ya da resesyon gibi tehlikelere karşı korumakla görevlendirildiler. Buna ek olarak, özellikle geç kapitalistleşen ülkelerde sermaye birikiminin hızlandırılması ya da en azından belli bir seviyenin altın düşürülmemesi çabası da ekonomi yönetimlerine kritik misyonlar yüklüyor. Ancak, devletin kapitalist üretime içkin olan sorunları tümüyle çözebilmesi, örneğin dönemsel krizleri tamamıyla ortadan kaldırabilmesi mümkün değil. Ekonomi yönetimlerinin yapabilecekleri, en iyi ihtimalle, krizlerin bazı yıkıcı etkilerini azaltmak ya da krizleri geleceğe ertelemek. Bu politika tepkileri de, toplumdaki güç ilişkilerinin bir yansıması olarak, hakim kesimlerinin çıkarlarını koruma temelli geliştiriliyor.

STRATEJİ SORUNU

Birikim stratejisi, belirli konjonktürlerde devletin ekonomi politikasının, sermaye birikim sürecinin dönemsel ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi olarak görülebilir. Örneğin, ekonomi ile siyasetin ayrıştırılması, 2001 krizi sonrasında hayata geçirilen reformların kalbinde yatan ve AKP’nin de tereddütsüz devraldığı bir stratejiydi. IMF programı ve AB’ye üyelik gibi desteklerle oluşturulan yeni teknokratik makine görece sorunsuz işledi ve bu işleyiş, sert neoliberal politikalar uygulanmasına rağmen buna karşı ortaya çıkması muhtemel itirazları kredi genişlemesi ve sosyal yardımlar ile soğurabildi.

Ancak burada N. Poulantzas’ın bir uyarısını hatırlamak gerekiyor. Devlet ve onu oluşturan kurumlar ile mekanizmalar çelişkisiz ve monolitik yapılar değildir. Toplumdaki güç ilişkileri ve sınıfsal bölünmeler devletin kurumsal maddiliği içinde kendini yeniden üretir. Örneğin, AKP dönemindeki ekonomi yönetimleri her zaman farklı sermaye fraksiyonları arasında bir koalisyon olmuştur. 2002’den beri bu koalisyonun büyük ortağı TÜSİAD ile somutlanan ancak onunla sınırlı olmayan bir sermaye kesimi olagelmiştir. Ali Babacan’ın AKP hükümetleri boyunca en uzun süre bakanlık yapması, uluslararası entegrasyon seviyesi yüksek olan bu büyük sermayenin çıkarlarını dillendirebilmesi sayesinde olmuştur. Selefi olan Mehmet Şimşek de benzer bir işlevi sürdürüyor.

Ekonomik büyüme temposunun yavaşlamaya başladığı 2012 sonrasında Türkiye’de 2001 krizi sonrasında ekonomi yönetiminde kurulan teknokratik makinenin çarklarının dönmesinde ciddi aksaklıklar yaşanmaya başladı. Üst üste birbiriyle çelişen kararlar geliyor. En son ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek birikim stratejisi konusundaki çelişkileri veciz bir şekilde özetledi: “Biz küçük Çin gibi üretmeyi strateji olarak görmeliyiz, yaklaşımımız bu, ama gelin görün ki Türkiye, küçük Amerika gibi yaşama çabası içinde”.

Bir diğer çelişkili sinyal tasarruflar konusunda yaşanıyor. Bir yandan Türkiye ekonomisinin temel sorunlarından birinin kamu, hanehalkı tasarrufları ve özel tasarrufların düşük olduğu tespiti yapılıyor. Buna yönelik olarak da zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi uygulamasına geçiliyor. Ancak diğer yandan, ekonomik durgunluk belirtileri artmaya başlayınca, tüketimin canlandırılmasına yönelik tedbirler hayata geçiriliyor. Lüks konuta vergi indirimi, konut satışlarındaki peşinatın azaltılması, kredi kartında borç yeniden yapılandırma kolaylığının getirilmesi ve taksit sayısının artırılması gibi önlemlerle, iç talebin canlandırılmasına çalışılıyor. Ancak birbiri ardına çıkarılan bu önlemlerin çeliştiği açık. Örneğin, zorunlu BES, ekonomik yavaşlamaya karşı uygulanan tüketimi canlandırma önlemleri ile çelişiyor. Yani insanların hem harcamaları hem de tasarrufları aynı anda artırılmaya çalışılıyor!

KURUMSAL DİZAYN SORUNLARI

Kurumsal dizayn ya da ekonomi yönetiminin içsel mimarisi, belirli birikim stratejileri veya konjonktürler dahilinde sermaye birikimini hızlandıracak ve ekonomi yönetiminin kurumsal kapasitesini artıracak düzenlemeler bütünü olarak tanımlanabilir. Somutlamak gerekirse, nasıl 1960’lı yıllarda ekonomi yönetimi ile ilgili kurumsal dizayn, Devlet Planlama Teşkilatı odaklı bir şekilde oluşturulduysa, 1980’li ve 1990’lı yıllarda ekonomi yönetimi Hazine ve Dış Ticaret Müstearlığı’nın kamu borcu çevriminin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendi. 2000’li yıllarda ise TCMB ekonomi politikasının yönlendirilmesinde genel çerçeveyi belirleyen stratejik bir kurum olarak ortaya çıktı.

Ancak son dönemde, takip edilen birikim stratejisindeki muğlaklık, kurumsal dizayn sorunlarının oluşmasına da neden oluyor. Kurumsal düzeyde direksiyonda kimin olduğu net değil. Özellikle 2008 krizi sonrası “otomatik pilottan manuel yönetime geçiş”, ekonomi yönetiminin tamamen ekonomik durgunluğu ve finansal istikrarsızlıkları engellemek yönünde şekillenmesini beraberinde getirdi. Ancak sonraki dönemde TCMB’nin merkezinde olduğu bir kurumsal dizayn giderek muğlaklaştı. Örneğin son dönemde Cumhurbaşkanlığı’ndaki ekonomi danışmanları TCMB’nin “sözlü yönlendirme” işlevini devralmış gibi görünüyor.

YÖNETİMSEL SORUNLAR

2001 sonrası dönemde ekonomi yönetiminde görece sorunsuz olarak işleyen teknokratik mekanizmanın 2012’den itibaren aksamaya başlaması, küresel krizin etkileriyle birlikte ekonomik büyümenin yavaşlaması sonrasında gerçekleşti. Bu süreçte birikim stratejisindeki muğlaklık, kurumsal dizayn sorunlarına, bu ise birikimli olarak yönetimsel sorunlara neden oluyor. Örnekler çoğaltılabilir, iki tanesini vereyim.

İlki kamu alımları konusunda ekonomi bürokrasisindeki koordinasyonsuzluğu gösteriyor. 14 Ekim 2016’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Müezzinoğlu, kamuya alımları belirli bir süreliğine durdurduklarını ve bundan sonra alımlarda cimri davranacaklarını söyledi. Bundan sadece altı gün sonra bu sefer Maliye Bakanı Naci Ağbal, kamuya 60 bin personel alınacağını bildirdi.

İkinci örnek, enflasyon sepeti tartışması. Enflasyondaki artışı sınırlandırmak ve merkez bankasının faiz indirimi yapması için elinin kolaylaştırılmasını sağlamak üzere kurulan Gıda Komitesi, gıda fiyatlarının kontrol altına alınmasını hedefliyor. Ancak Gıda Komitesi’nin çalışmalarının dışında, Ekonomi Bakanı Zeybekçi’den gelen öneri enflasyonu kısa yönden düşürmeye yönelikti! Enflasyon hesaplamasında kullanılan mal sepetinde gıda fiyatlarının ağırlığının azaltılması, enflasyonu düşürmek için önerildi. Bu öneri, sadece enflasyon ile ilgili hesaplama usullerinin ihlal edilmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda enflasyonu indirme hedefiyle de çelişiyor, zira son dönemde gıda fiyatlarının artışı enflasyon oranının altında! Zeybekçi’nin enflasyonu düşürmek için öne sürdüğü bu “kısa yol”, Mehmet Şimşek tarafından sert bir şekilde reddedilerek, ekonomi yönetiminin saygınlığı korunmaya çalışıldı ancak sonuçta ortaya çıkan bir başka çelişki oldu.

RİSKLER ARTARKEN

Kısacası, Türkiye ekonomisinde duraklama eğilimleri güçlenirken, ekonomi yönetimi dağınık bir görüntü sergiliyor: Birikim stratejisinin net olduğu, buna uygun kurumsal çerçevenin hazırlandığı ve gündelik yönetim işlerinin koordine bir şekilde sürdürüldüğü bir düzen göremiyoruz. Aralık ayında ABD merkez bankası FED’in faiz artırımı ile Türkiye gibi ülkelerden kuvvetli fon çıkışlarının yaşanması sonrasında oluşabilecek risklerin nasıl yönetileceği, ekonomi yönetiminin mevcut yapısını göz önüne aldığımızda endişe verici nitelikte.

YAZARIN DİĞER YAZILARI